“Gözlerin ne kadar güzeller!”

Türkçe cinsiyetçi bir dil değildir. Kelimelerde dişilik erkeklik aramaz.

Fransızca’da, İngilizce’de, Arapça’da ve daha birçok batı ve doğu dilinde bu ayrımcılık değişmez kuraldır.  Mesela Fransızca’da bir kişi diyemezsiniz, o kişi erkekse bir un’dür, kadınsa une. Gül dişidir, anahtar nedense erkektir.  Fiillerde durum daha karmaşıktır.  Çekimler şöyledir: Düşünüyorum, düşünüyorsun, (erkek)düşünüyor, (kadın) düşünüyor, (erkekler) düşünüyorlar, (kadınlar) düşünüyorlar. Birinci ve ikinci tekil şahıslar ile birinci ve ikinci çoğul şahıslarda cinsiyet aranmaz. Üçüncü tekil ve çoğul şahıslarda kadın için ayrı ek vardır.

Arapça’da fiiller daha cinsiyetçi görünür.  Kadın ve erkek için çekimler ayrıdır. Mesela “iki kişi eve gidiyor” derken gidenlerin kadın mı erkek mi olduğu bellidir. Diğer Hind Avrupa dillerinde de benzer cinsiyetçi örnekler vardır.

Türkler öteden beri cinsiyet ayrımı gözetmez. Konargöçerlik ve devamlı hareketle cinsler beraber hareket etmeye mecburdur. Hayat tarzları bu ayrıma müsaade etmez. Kadın erkek hayatın her alanında yanyanadır; beraber yaşar, konup göçer ve beraber savaşırlar.  Bu, önemli bir konudur ve dilimizin temel özelliklerinden birini açıklar.  Büyük ihtimalle bu yaşama alışkanlığından dolayı kelimelerde cinsiyet yoktur. Bin yıl içinde Arapça, Farsça ve batı dilleriyle temasında da cinsiyetçi bir tesir almamıştır. Bu temel özelliği o kadar sağlamdır ve titizlikle korumuştur.

Cinsiyetiyle alınan kelimeler

Yalnız, Arapça ve Farsça’dan aldığımız bazı kavram ve kelimelerde cinsiyet vardır. Özellikle tamlamalarda sıkça rastladığımız bir dil özelliği aynıyla girmiştir. Şimdi Cumhuriyet Hükûmeti dediğimiz kavram önceleri Hükûmet-i Cumhûriyye şeklinde söylenirdi. Her iki kelime de Arapça’ya göre dişidir. Istılâhât-ı edebiyye de öyledir. Eski metinleri tarayan böyle binlerce örnek bulur. Bu sözleri niçin aynıyle aldığımızı ve geldikleri dildeki anlayışı bugün bizim kolayca anlamamız mümkün değildir. İyi ki değildir, çünkü Türkçe’nin o cinsiyetçi mantıkla bin yıl içinde kullandığımız binlerce tamlama ve kelimeye rağmen yakınlık kurmadığını gösterir. Tabir caizse onlar yama gibi yerleşmiş, dilin bütününe etkisi de sınırlı kalmıştır.

Bu tamlamaları dilimizden gönderdiğimizde hemen hiçbir şekilde eksiklik hissedilmemesi de bunu gösterir. O manaları kaybetmeden Türkçe kurallara göre söyleyince bizim için mesele halloldu. O alıntılarla giren erkek ve dişiliğini koruduğumuz sözleri kolayca ayıklamış olduk. Mesela, yukardaki örnekte verilen tamlama ıstılâhât-ı edebiyye’yi edebî kavramlar veya edebiyat kavramları yaptık.

Yalnız Arapça’dan aldığımız bazı çoğul kelimelerin durumu biraz farklıdır. Bugün de yer yer kullandığımız mülâkât, mücâzât, mülâhazât ve mükâfât kelimeleri onlardandır. Bu kelimelerin ve yüzlerce benzerinin başka bir kullanılış özelliği daha vardır. Özellikle yeni harflerle yetişen Cumhuriyet nesillerinde çoğul oluşları unutulmuş ve mülâkatlar, mükâfatlar şeklinde ikinci defa çoğul yapılarak kullanılmaya başlanmıştır. Ben bunu bir yanlışlık gibi görmek yerine ikinci defa Türkçeleştirilmiş kabul etmeyi tercih ediyorum. Çünkü başka dillerden alınan her kelimede aslına göre bozulma, geldiği dilde millîlik özelliğini pekiştirir.

Çoğul yanlışları

Bu çoğul yapma meselesinde değişik kullanış örnekleri de var. Türkçe’de “Güzel göz” deriz. İki gözü birden kastederiz. Yerine göre iki gözden veya çok kişinin gözlerinden bahsederken de  “Gözleri güzel” deriz.  Gözü çoğul yapar, sıfatı tekil veririz. “ Türklerin gözleri güzeldir”, “ Bazı doğuluların gözleri güzeldir” veya “yeşildir” demek de aynıdır. “Moğolların gözleri çekiktir” derken de yüklemi tekil kullanırız. Şimdi bu kullanışlarda problem yaşar hale geliyoruz. Sıkça rastlıyoruz. Bir kadın veya erkeğe “ Gözlerin çok güzeller” diyenler sıra sıra. “Gözlerin çok güzel” demeyi bu insanlara kim, nasıl unutturduysa, bu ne zaman başladıysa incelenmeye değer.

Gittiğimiz yerlere çiçek götürdüğümüzde de bu çoğul ekiyle karşılaşıyoruz. Ev sahibi- sâhibesi size teşekkür ederken, “Çiçekler çok güzeller” deyiveriyor.  Çiçekçide alışverişe gelenler de, yolda, dolmuşta, otobüste elinizdeki demeti görenler de benzer şekilde beğenmelerini ifade ediyorlar: “Güller çok güzeller!Birinin kızlarından bahsederken de aynı çoğul kullanışı sıkça duyar olduk: “Ayşe’nin kızları çok güzeller. Yüzyüze konuşurken de böyle diyorlar. Çocukların çok güzeller.

Yine yanlış tercümeler

Bu batı dillerinin apaçık tesiridir. Tercümelerin, film dublajlarının, yarım Türkçe bilenlerin yanlışlarına alışır hale geldik. Mektepte ve hayatta doğrusunu duyamayan ve öğrenemeyen yeni yetişenler bu yanlışları doğru kabul ettiler. Yani, bu konuda bin yıllık Arapça Farsça yakınlığının edemediğini kısa zaman içinde batı dillerinden tercümeler ve yer yer o tarzda düşünmeye başlamamız etti. “Kısa zamanda” diyorum, çünkü otuz sene öncesinde böyle bir kullanış hemen hemen duyulmazdı. Daha önce yazdığımız iki yüz yıl önce başlayan Fransızca ağırlıklı batılılaşma eğilimi ve devamında da bu bozukluk dilimize girmemişti. Bazı edebî metinlerde geçerdi ama kulağımızı ve zevkımizi rahatsız ederdi.

Türkçesini çok güzel bulduğum ve Türkçe öğrenmek ve zevk edinmek için hararetle okunmasını tavsiye ettiğim 1920- 1950 arası mükemmel Türkçe yazıldığı dönemde de bu tarz arızalar tek tük görülür. Fakat günlük hayata girmemiştir. Mesela, çok güzel Türkçe örneklerini veren Sabahaddin Ali’nin Ses hikâyesinden şöyle bir cümle hatırlarım:” Bu sesler onu bir an açar gibi oldular.” Bu cümleyi şöyle yazmalıydı: Bu sesler onu bir an açar gibi oldu. Feys’te Hilmi Yavuz’un kendisinin paylaştığı Genç Bedenler yazısında şöyle bir cümle geçiyordu: “… çağımızda giysiler yeni bir bedeni imliyorlar.” Buralardaki lar” eki fazladır ve Türkçe’nin mantığına göre yanlıştır. Çünkü eşya ve cansızlar için fiil çoğul kullanılmaz. “Dağlar büyüktüler” denmez.  “Pantalonlar kısaldılar” denmez.

Bir diğer çoğul hatası da yine batı dilleri etkisiyle dilimize girdi. Çok ve birçok zaten çokluğu ifade eder. Türk, bunları kullanırsa fiili veya beraberinde kullanılan isimleri çoğul yapmaz. “Çok kirazlar yedi” demez, “Çok kiraz yedi” der. Yalnız “Çok haltlar etti” der. Burada edilen haltın ne kadar değişik, türlü türlü olduğu belirtilmek istenir. Çoğul kullanılabilecek yerler başka da vardır: Yahya Kemal o enfes Sessiz Gemi şiirinde “Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden” der. “Memnunlar ki” demez. Dese de yanlış olmazdı. O takdirde tek tek halleri, gidişleri farklı insan ve insan gruplarını düşündürmüş olurdu. “Teker teker geldiler” derken de aynı düşünce hâkimdir.

Dün Meclis’te birçok önemli konular görüşüldü” demek yanlıştır. “Birçok önemli konu” demek kâfidir, konu çoğul yapılmaz. Aynı fikri Milletvekili öznesiyle söylersek “Milletvekilleri komisyonda birçok önemli konuyu görüştüler” şeklinde söylemek yanlış değildir. “Görüştü” şeklinde söylenmesine de yanlış denemez. Bu fikri Milletvekillerinin hepsini ifade eden Meclis öznesiyle yazarsak “Meclis birçok önemli konuyu görüştü” dememiz gerekecek.

Bunları uzun uzun örneklemek gerekeceği açıktır. Çünkü bu kullanışlar farklı anlamları ve incelikleri verir. Ayrıca anlam daralması, genişlemesi ve hatta değişmesi de görülebilir. Dilimizin ne kadar işlendiğinin ve aynı kelime etrafında mana zenginliği buluşturduğumuzun delilleri arasında bunlar da vardır. Kelime sayısı diller için zenginlik göstergelerinden biridir. Bu mana zenginliği ve eş anlamlılarla kurulan yapılar da zenginliği gösterir. Biz bu açıdan zengin bir dile sahibiz. Türkçe, kelime sayısı fazla diller karşısında bu zenginlikle zengin ve büyük dil kabul edilir.