Halil İbrahim Bayrakçı: “Ekonomimizdeki yapılması gereken ilk hamle güvensizlik ortamının bir an önce ortadan kaldırılmasıdır”

KÜBAK Başekonomisti Halil İbrahim Bayrakçı ile geçtiğimiz günlerde Ekonomi Bakanı Berat Albayrak’ın açıklamış olduğu Yeni Ekonomik Programını ve yapılan zamları konuştuk.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın açıklamış olduğu, Türkiye’nin 2020-2022 dönemini kapsayan üç yıllık Yeni Ekonomi Programı hakkında öncelikle neler söylemek istersiniz?

Öncelikle çok şeyler söylenebilir. Yeni açıklanan ekonomi politikalarının 2019-2022 arası süreci kapsayan yenilemeler ile ilgili özetle şunları söyleyebilirim. Tutarsız bir çelişkiler yumağı… Bunu iki şekilde açıklayabiliriz. Bu rakamlar çok önemli değil ama beni ilgilendiren, bir ekonomist olarak, büyüme vadediyor büyümeden bahsediyor Sayın Bakan ama büyümenin nasıl olacağını açıklamıyor. Bizim gibi ülkeler, Türkiye gibi ülkeler maalesef kendi öz kaynakları ve tasarrufları ile büyüyen ülkeler değil. Dış finansmana ihtiyacı var. İhracat yapmak için ara malları ithal etmeye ihtiyacı olan bir ülkeyiz. Bu ülkenin bu şekilde büyüyebilmesi için muhakkak dış finansmana ihtiyacı var. Bakanın açıklamalarında bu finansmana dair en ufak bir şey göremiyoruz. İkincisi, daha önce açıkladıkları, 2018’de açıklanan, programın öngörüleri ile şu anda açıkladıkları arasında çelişkiler var. Mesela çok basit bir örnek verelim. Geçtiğimiz yıl bu sene için açıkladıkları %2,5’luk bir büyüme öngörmüşlerdi. %2,5’luk bu büyüme oranını bu sene için yeni programda %0,5’e revize ettiler. Geçen seneki programda 2020 için öngördükleri %3,5’luk büyümeyi ise bu sene %5’e çıkarttılar. Yani bu nasıl bir öngörüdür, bu nasıl bir vizyondur bunu anlamak çok zor. Hala esas olan sorunlar rakamlardan ziyade aslında inanılmaz tutarsızlıklar var. Ne diyor mesela, işsizlik artacak diyor. Nasıl oluyor bu? Hem büyüyeceksin hem de işsizliğin artacağını öngöreceksin. Yani öyle bir şey yapacaksın ki bir sene içerisinde veya 6 ay içerisinde inanılmaz bir büyüme performansı yakalayacağız ama bizim böyle bir Ar-Ge veya teknolojik altyapımız yok. Mesela bugünkü en önemli nokta şu, açıklanan program temel olarak şuna dayanıyor. Biz bir şekilde büyüyeceğiz, bir şekilde cari dengeyi sağlayacağız, bir şekilde finansman yapacağız diyor ama bunun kaynaklarını açıklamıyor. Daha önce 2018’de açıkladıkları yeni ekonomi programının ilk versiyonundaki rakamlarla tutarsız. Oluşan inanılmaz açıkların faturası halka çıkmak üzere. Bunları da zaten vergi adı altında uyguluyorlar. Ama problem şu, halkımızın vergi verebilecek bir geliri kalmamış durumda. Bunu nereden anlıyoruz? Çıkarılan vergi haklarındaki yapılandırma süreçlerine baktığımızda bu yapılandırmaların %95 civarında daha şimdiden bozulduğunu, milletimizin daha ikinci taksitleri ödeyemediğini görüyor, anlıyoruz. Tahsilatlardaki gerçekleşmelerden anlıyoruz. Bu insanlarda vergi ödeyebilecek bir güç kalmamış halde. Doğal olarak bu programın rahatsızlıklarını, bahsedilen performansların gerçekleşmeyeceği olarak bahsedebilirim.

Programda iddia edilen önümüzdeki yılların enflasyon rakamları, büyüme, cari denge, işsizlik oranı gibi ekonomik değerler sizce yakalanabilir mi? 

Yakalanamaz. Yakalanamamasının sebepleri de çok açık aslında. Programın hem büyüyeceğiz hem de cari açığımız azalacak gibi bir iddiası var. Bu iddianın gerçekleşmesi imkânsız. Çünkü büyüme için zaten ithalata ihtiyaç var. Ne için ithalata ihtiyaç var?  Büyümek için hem içerde ithal malları kullanman gerekiyor hem de ihracat için ara malları kullanman gerekiyor. Otomatik olarak bu senin cari açığını arttırıyor. Çünkü içeride bir üretim sistemi kuramamışsın. İçeride ithal mallar olmadığı için almak zorundayız. Bu şekilde hem büyümeyi hem de cari açığın azalmasını nasıl sağlayacaksın? Mesela biz bu sene büyümedik. Büyümediğimiz için cari fazla verdik. Çünkü Türkiye küçülünce ithal etmeye gerek kalmadı. Bu ikisi bir arada olmaz. 2020’de %5 büyüyeceğiz diyor. %5 büyürken de %8,5 enflasyon olacak diyor. Peki, nasıl olacak? Hem büyüyeceksin hem de enflasyon düşecek. Böyle bir şey yok. Dışarıdan bir kaynak bulman gerekiyor bu söylediğinin gerçekleşmesi için. Öyle bir kaynak da yok. Türkiye muhteşem büyüyor onu destekleyelim gibi bir dış yatırımın da olmadığını da biliyoruz. İşsizlik konusu zaten içler acısı. Türkiye’nin kanayan yarası durumunda. İşsizlik için de belli bir artış öngörmüşler ama işsizliğin, gerçek işsizliğin rakamlarını bilmiyoruz. Son 9 ayda işsizlikte bir azalma olduğunu söyledi TÜİK. İŞKUR ise aynı şekilde 1,2 milyonluk bir işsizlik artışından bahsediyor. Bu arkadaşın söylediği işsizlikteki, cari dengedeki, enflasyondaki rakamların hiçbir tutarlı yanı yok. Çünkü motoru çevirecek olan ana mekanizma sakat. Neden sakat? Büyüme öngörüyorsun büyümenin finansmanı açıklanmıyor. Geçen sene 2018 Eylül’de açıkladığı programda öngörülen bütçe açığı vardı. 40 milyarlık tasarruflardan bahsetmişlerdi. Daha yıl bitmeden 9 ayda şu anda 120 milyar liralık bir açığımız var net bir şekilde. Artı olarak Merkez Bankası’nın kaynaklarından da istifade ettik. Hiçbir şekilde bu kaynakları devletin kullanmaması gerekir. Merkez Bankası kaynaklarının bütçeye aktarılması da devam ediyor. Demek ki kamu da harcamaya devam edecek. İkincisi varlık fonu gibi bir şey açmışsın. Bu varlık fonları gidip enerji ve gayrimenkulde meslek adı altında İstanbul Finans Merkezi’nin batık, hiçbir şekilde anlamı olmayan projesinde işlerini bitiremeyen 3 tane müteahhidin hisselerini aldı. Bu şekilde aktarımların hepsi kamu harcaması. Bunun bir şekilde finanse edilmesi lazım. Kimden finanse edilecek? Varlık fonu içerisinde bulunan şirketlerin geliri yok. Bunların hepsi büyük problemler.

Bakanın bahsetmiş olduğu Yapı Tasarrufu Sandığı, Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi, Sanayileşme İcra Kurulu gibi yeni projeler ne derecede etkili olacaktır? 

Hiçbir şekilde etkili olmayacaktır. Dediğimiz gibi eğer ana mekanizmanın kendisini tedavi etmezseniz diğer tedbirlerin hiçbir anlamı kalmıyor. Basit bir şekilde açıklayalım. Mesela neler dediler geçen programda? Gıda fiyatlarını destekleyici veya düzenleyici bir fon gerçekleştireceklerdi. Ne oldu bu bahsedilen şirket? Aynı şekilde bu bahsedilenlerde de aynısı olacak. Çünkü mekanizma bozuk. Hala diyor ki Sayın Bakan “2018’deki kur saldırısı”… Hala bir dış saldırı olarak söylüyor. 2018’de yaşadığımız krizi, ülkedeki ekonominin çökmesini hala dışarıdan yönlendirilmiş bir atak olarak kabul ediyor. Onu kabul edersen zaten işin mantığını kaybediyorsun. Türkiye’nin yaşadığı krizin kendi yapısal sorunlarımızdan kaynaklandığını kabul etmiyorlar. Kabul etmedikleri için de hala eski düzeni, yüksek dış tasarruflu ithal mallara dayalı, inşaat sektörüne, enerji sektörüne, büyük altyapı yatırımlarına dayalı büyüme modelini devam ettirebileceklerini zannediyorlar. Bunu da ettiremiyorlar çünkü şu an AKP hükümetinin kurduğu o yapı 16-17 sene içerisinde tıkanmış vaziyette. Türkiye’nin artık bu sistemi devam ettirecek gücü yok, sıkıntı burada. Peki o kadar yol yapsak ne olacak? Yolların üzerindeki araba, arabanın benzinine verilecek paramız veya kamyonların içerisine koyacak malımız olmadıktan sonra bunun bir anlamı yok.

Geçtiğimiz günlerde elektriğe yapılan ve öncesinde de birçok tüketim malına yapılmış olan zamları nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Bu zamlar gelmeye devam edecek. Çok net bir şey var. Bir ülke ekonomisinde eğer altyapı yatırımlarında veya temel mallar dediğimiz elektrik gibi enerji gibi baraj gibi havaalanları gibi -çünkü bunlar devlet kamu işleri ile ortak yapılan yapılar- yatırım kararlarında bir hata var. Ve bu yatırım kararlarının faturasını eninde sonunda halk öder, ödemek zorundadır. Devlet dediğimiz şeyin aldığı her hatalı kararın sonuçlarını çekecek olan halktır. Bu hatalı kararların, anlamsız ve gereksiz, ağır finansman koşullarında verilmiş yatırım kararlarının bir şekilde ceremesini ödemek durumundayız. Neden bahsediyorum, mesela ülkemizin şu anda 50 GW enerji altyapısına ihtiyacı varken 95 GW’lık bir altyapı kuruldu. Bunları biz çok pahalıya kurduk. Enerji santrali kursanız, güneş santralleri, barajlar da kursanız yüksek paralar gerekiyor. Çünkü neredeyse %95’i ithal mallar ile kuruluyor. Bu fazla ve gereksiz yatırımların bir şekilde cezası çekilecek. Üstelik başka bir şey var. Hem makinemiz ithal hem de kullandığımız elektrik vs. ithal. Bu kadar ithal malzeme varken, yapı varken milli bir enerji politikası geliştirmememizin bedelini faturalarda her 3 ayda bir 4 ayda bir artarak devam eden fiyatlarla ödeyeceğiz. Bütçemizden ödeyerek kapatmaya çalışacağız. Ekonominin ayakta durması için, enerji kullanabilmemiz için bir şekilde bu şirketlerin ayakta kalması gerekiyor. Bu şirketlerin ayakta kalması için de ne kadar hatalı karar varsa hepsini halk olarak ödemek durumundayız. Türkiye’nin elektrik piyasası var. Bu elektrik piyasası da ne olursa olsun devam edecek. Onun için hükümet de dikkat ederseniz bir şey yapamıyor. Seçim öncesinde baskıladı ama şu anda baskılama şansı da yok. Elektrik, doğalgaz gibi enerjilerin de hepsini karşılamak zorundayız.

Uzun süredir darboğazdan çıkamayan Türkiye Cumhuriyeti ekonomisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Öncelikli olarak yapılması gereken kısa ve uzun vadeli hamleler nelerdir?

Kısa vadede iyi görmüyoruz. Neden? Çünkü az önce anlattığım şekilde ekonominin idaresi, iki tane sorunu anlayabilmiş değil ve sorunları anlamak da istemiyor. Çünkü anlamak isterse, sorunların kendi idaresinden, kendi ekonomik yaklaşımından kaynaklandığını kabul etmek zorunda kalacak. İthalata dayalı, enerji ve altyapı özelinde bir ekonomi modeli yarattı. Bu modelle zaten çok hızlı büyürsünüz ama daha sonrasında yavaş yavaş yok etmeye başlar. Yaşamış olduğumuz gibi bizde de sonunda ekonomiyi yok ediyor. Bu sistemin değişmesi lazım. Kendi verimliliğinde kısıtlı miktarda dış finansman kullanarak tıpkı Almanya ve Güney Kore’nin yaptığı gibi bir hamle yapması gerekiyor Türkiye’nin. Uzun vadeli bir şey, çok ciddi bir iş. Yetiştirdiğiniz mühendisten şirketinizin yönetimine kadar kapsayıcı çözümlerin gerçekleştirilmesi, -çünkü makro düzeyde bir sihirli değnek yok elimizde- birçok mikro çözümün arka arkaya yapılması gerekiyor. Şu anda mesela mevcut başkanlık sistemi ekonomiyi de kötü etkiliyor. Şirketlerin kendi başlarına karar almalarını engelliyor. Çünkü bütün karar alma mekanizması tek bir kişiye, Cumhurbaşkanının inisiyatifinde toplanmış. Bütün kararları tek bir yapı, tek bir merkez alırsa verimli çözümler üretemezsiniz. Üretemiyoruz da zaten. İkinci olarak Türk halkının ekonomiye güveninin tekrardan sağlanması gerekiyor. Bunun ilk koşulu da halkın siyasi rejimden beklentilerini anlayacak, o diyaloğu kurabilecek bir ortama evrilmesi, o ortamın sağlanması gerekiyor. Bu da siyasi bir değişiklikle, siyasi bir zihniyet değişikliği ile olabilecek bir şey ki bu insanlar yatırım yapabilsinler, bu insanlar çünkü borçlanmak durumundalar ama gelecekten kaygı duydukları için bu riske girmek istemiyorlar. “Kardeşim, Türkiye’de artık işler kuralına göre işleyecek kimse bu kuralı kendi kafasına göre istemeyecek” şeklinde bir güvenin oluşması lazım. Mesela bu yeni ekonomi programını açıkladı Sayın Bakan. Toplantıda bir şeye ben dikkat ettim. Türkiye Cumhuriyeti’nin; bağımsız olması gereken, özel olması gereken Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın üyeleri toplu halde ön sırada sunumu izliyorlardı. Sayın Bakan Albayrak’ın konuşmasını ayakta alkışladılar. Siz böyle bir ortamda Merkez Bankası’nın uluslararası standartlarda olduğunu, bağımsız, siyasi etkilerden uzaktır diye açıklayamazsınız. Çok büyük, bağımsız olması gereken bir Merkez Bankası siyasi bir toplantıda bulunamaz. Bulunursa da kalkıp ayakta alkışlayamaz. Bunlar çok önemli göstergeler. Böyle bir ortamda bir şeylerin düzelmesini bekleyemezsiniz. Şunu söyleyemezsiniz mesela, bizim Merkez Bankamız bağımsız, siyasi etkilerden uzak gereken her şeyi yapar şeklinde bir beklentiye katılamazsınız. Belki gerçekten bağımsızdır ama görünüş bu şekilde. Algı bu şekilde olduktan sonra gelecek sene %8,5 enflasyona göre yatırımlarınızı yapın. Buna göre kendinize çeki düzen verin diye insanları ikna edemezsiniz. Türk parasına güvenilmiyor. Tasarruf amaçlı gidip dolar alıyorlar, paranın güvenliği artsın diye. Ayrıca yatırım da yapmıyorlar. Bu ortamının behemehâl sağlanması, kurulması gerekiyor. Şu anda en önemli öncelik güvensiz ortamın ortadan kaldırılması. Artık nasıl olacaksa bir an önce herkesin kendisine çeki düzen vermesi, olacaksa yeni oluşumları ortaya çıkması şeklinde belki de… Ama bu temel güvensizlik ortamının bir an önce ortadan kalkması gerekiyor.