Halil İbrahim Bayrakçı: “Türk lirasındaki değer kaybı devam edecek, çünkü Türk lirasındaki değer kaybını engelleyecek herhangi önlem alınmadı”

KÜBAK Başekonomist’i Halil İbrahim Bayrakçı ile TÜİK’in açıklamış olduğu enflasyon rakamlarını konuştuk.

Son açıklanan enflasyon rakamlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Açıklanan enflasyon rakamlarını şöyle değerlendiriyorum, bildiğiniz üzere enflasyon oranı TÜİK’in yeni açıklaması ile yıllık bazda %19,5 olacak şekilde değişti. Geçen ay %19,7 gösteriyordu. Bu ay %19,5 olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Bu, TÜFE’de olan gerçekleşmelerdir yani tüketici fiyat endeksinde olan gerçekleşmeler. Buna mukabil olarak üretici fiyat endeksinde olan enflasyon oranı da %30’luk seviyesini korudu. Üreticilerin özellikle imalat sanayiinde %4-4,5’luk, enerjide %8,8’lik üretici fiyat endeksinin artması üretici fiyat endeksinde çok ciddi bir yükselme olduğunu gösteriyor. Üreticilerin imalat sanayiinde ve diğer maliyetlerinde baskı yapacak enflasyon oranı %30 seviyelerinde sürdürürken, enflasyonun, manşet enflasyonun, çekirdek enflasyonun çok az da olsa %0.21 seviyelerde dahi düşmesi bize şunu gösteriyor. Özetle, talep yetersiz. Yani fiyatların bu kadar düşmesi özellikle gıdada fiyatların bu kadar düşmesinin en önemli sebebi Türk halkının hane halkının artık talep edecek mal ve hizmet talep edecek efektif güçlerinin azaldığının bir göstergesidir.

Uzun zamandır devam eden enflasyon artışı sürecek midir?

Evet, bu sorunun tek kelimeyle yanıtı evet. Çünkü enflasyonu oluşturan temel dinamikler değişmemiş vaziyette. Nedir enflasyon oluşturan temel dinamikler? Bir, bizim enflasyonu yani fiyat artışlarının temel kaynağı maliyet enflasyonudur. Maliyet enflasyonunu oluşturan şey de Türk Lirası’ndaki kırılganlık ve Türk lirasının değer kaybı. Türk Lirası’ndaki değer kaybı devam edecek. Çünkü Türk Lirası’ndaki değer kaybını engelleyecek herhangi bir yapısal önlem, herhangi bir değişiklik veya herhangi bir kaynak girişi, fon girişi Türkiye ekonomisine olmadı. Bundan dolayı Türk Lirası’ndaki değer kaybının devam etmesini bekliyoruz. İkincisi, özel sektörün ağır borçluluk oranları, finansman giderleri ve mevcut koşullarda hala kırılgan bir şekilde devam ediyor. Üçüncüsü, ise açıklanan raporla bu resmîleşmiş oldu. Açıklanan rapora çok dikkat çekmek istiyorum. Yayınlanan raporda özetle şöyle söylediler: Türk bankaları açısından borçlar tam olarak çevrilemeyecek. Türkiye’nin ekonomisinin resesyonda olması Türk bankalarının varlık kalitesini çok hızlı bir şekilde kötüleştiriyor bu da eninde sonunda banka kârlılıklarını azaltacak hatta ve hatta kârlılıktan da ötesi bankaların sermaye pozisyonlarını yani öz sermayelerinin azalarak piyasaya verebilecekleri kredi limitinin kısılmasını gerektirecek önlemler almasını sağlayacak diyor. Bu da özetle şu demek: Özel sektörün üretim yapacak, halka mal olacak, özel sektörün finansmana ve krediye ulaşımının çok çok zorlaşacağından bahsediyor. Hem zorlaşacağı hem de maliyetin artacağı işte doğru kelime bu. Şimdi bu şartlar altında enflasyonun artmaması, en azından mevcut seviyesini koruması bile çok zor. Çok net bir şekilde bu finansal kırılganlıklar devam ederse Türk Lirası’ndaki değer kaybı bir noktadan sonra hızlanacak ve hızlanmanın neticesinde de maliyet enflasyonu sebebiyle eninde sonunda talep yetersizliği olsa bile fiyatların genel seviyesi hızlı bir şekilde yükselecek demektir.

Enflasyon rakamlarına yönelik, Ekonomi Bakanı Berat Albayrak’ın açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ekonomi Bakanı Berat Albayrak’ın açıklamaları çok enteresan, nasıl özetlemek gerekir bilmiyorum. Ama şunu söyleyebilirim; bardağın dolu tarafını göstermeye çalışıyorlar ama bardakta dolu bir taraf yok. Sadece bir damla var. Berat Albayrak özetle şunu söyledi; yıllık enflasyon %19.71’den %19.50’ye düştüğünü söylüyor yani %0.2’lik biraz azalış. %0.2’lik azalışı gayet olumlu buluyor. Yaz aylarında özellikle gıdada sağlanacak düşüşü de bekleyerek hedefleri tutturacağını iddia etti. Bakan Albayrak programda söylediği hedef yıllık %15.9 civarındaydı. Burada dikkat çektiği husus %0.2 aylık bazda bir düşüşten bahsediyor. %19.71’den %19.50’ye düşmeyi çok önemli bir gelişme olarak belirtiyor. Bu gelişmeye nazaran, bunun üzerine kurduğu teori; Yaz aylarında gıda fiyatları düşecek ve bunun sonucunda da hedefledikleri oran % 15.9’a düşeceğini iddia ediyor. Buradaki sıkıntı şu, %15.9’a düşmesi veya %20-25’lik bir seviye kurması meselesi değil. Burada bizim sormamız gereken şey şu: Hane halkının borç sorununu hangi şekilde çözdün? Hane halkının borç problemi bununla birlikte düzelecek mi? Hane halkı tekrar kendi talebini  kuvvetlendirebilecek mi? Özel sektör borç sorununu çözerek üretim yapabilecek mi?

Artık bankacılık sektöründeki kırılganlık da konuşulmaya başlanıldı. Bankacılık sektörümüz finansmandaki kırılganlıkları bertaraf edip kısa vadede borç sorununu çözerek piyasaya özel sektörün, hane halkının ihtiyaç duyduğu tüketim ve üretim yapabilmek için ihtiyaç duyduğu krediyi sağlayabilecek mi? Bakan Albayrak bu konulara hiçbir şekilde değinmiyor. Sadece %0.21 düşüşle %15.9’luk bir enflasyon hedefinden bahsediyor. Bunları açıkça söyleyeyim %0.2’lik bir düşüşün Türkiye gibi bir ülkeye %20’lik bir enflasyon yaşandığının kendi ifadesiyle bir  itirafıdır. %20’lik enflasyonla Türkiye nasıl evrilecek? Nasıl üretebilecek? Bu kadar ithalata, bu kadar dış fonlara üretimi ve tüketimi nasıl bağımlayacak? Ekonomisini nasıl düzgün bir şekilde idare edebilecek? Bakan Albayrak’ın açıklamalarında bunların cevabı yok. Bakan Albayrak’a şu anda başka bir şey daha sorulması gerekiyor. Bakan Albayrak %15.9’luk hedeflerinden bahsediyor da bu programın detayları nedir? Hangi detaylarla %15.9’luk seviye korunabilecek veya gelecek sene için %9’luk enflasyon hedefini tutturabilecek? Nasıl özel sektör üretim yapacak? Hane halkı bu borç sorununu nasıl çözecek? Şimdi açıklandığı üzere Türk bankacılık sistemi bu kırılgan finans dengesinden nasıl hızlı bir şekilde uzaklaşıp tekrar piyasalara kredi verebilecek hale gelecek bunları tartışmamız gerekiyor.

Bakan, enflasyon rakamını tek haneye düşüreceklerini söylemişti fakat git gide bir artış görülmekte. Bunu düşürmek için neler yapıldı, neler yapılması planlanıyor? Sizce mümkün müdür, neler yapılmalıdır?

Bu sorunun cevabı tarafımızca bilinmemektedir. Sayın Bakan’ın, başında bulunduğu ekonomik kurmaylarının, ekonomi idaresinin enflasyonu düşürmek için öne sürdüğü işte Sera A.Ş gıda enflasyonunda diğer batık krediler anlamında gayrimenkul ve enerji sektörünü toplayıp bir fona devredilecek şeklinde varsayımlar ve teklifleri vardı. Bu tekliflerin herhangi bir detayını göremedik şu ana kadar. Bu konularla ilgili bir icraat da göremedik. Ş ana kadar herhangi yenilenmiş bir kanunda yok. Mevcut finansal sıkışıklık için taze piyasalara ihtiyaç var, fon enjeksiyonuna ihtiyaç var. Enjeksiyon nasıl sağlanacak bunu da bilmiyorum. Aşağı yukarı Türkiye ekonomisi ile ilgilenen bütün ekonomistlerin ortak kanaati 2019 yılı içerisinde 120 milyar dolar civarı fonun Türkiye’ye aktarılması gerektiği veya Türkiye’nin bulması gerektiği yönündedir. Türkiye bu tip bir fonu nasıl sağlayacak? Bunu sağlarken nasıl maliyetlerde sağlayacak esas probleminiz bu. Belki bunu sağlayabilirsiniz ama finansman maliyetlerini %7.5’lik %8’lik reel faizlerle dolar cinsinden, döviz cinsinden sağlamanın ağır bedelini bu kadar kırılgan hale gelmiş Türk ekonomisi nasıl karşılayacak, nasıl üstesinden gelecek? Bu soruların hiçbirinin cevabı yok. Sayın Bakan zaten bu sorularla ilgili soru da kabul etmiyor. Dikkat ederseniz bütün basın toplantılarında henüz bunlarla ilgili bir soru alınmamış vaziyette. Kendisi açıklama yapıyor ve gidiyor. Onun için bu sorunuzun cevabını şekilde bilmiyoruz. Detaylı olarak ne açıklanmış ne de temenni cinsinden olmayan realist hiçbir çözüm önerisi yok ortada.

Uzun vadede neler yapılmalıdır?

Kısa vadede şu an yapılabilecek en önemli şey ekonomi politikasının kurmay heyetinin değişmesidir. Kurmay heyeti şu ana kadar bütün açıklamalarında hiçbir şekilde hiçbir detaya yer vermeyen, son derece geniş, son derece yoruma müsait. Temenniden de ötesine gitmeyen programlar ve temenniler bütününden ibaret programlar ortaya koydu. Bu, konuya ciddiyetle yaklaşmadıklarının bir göstergesi. Siyasi irade olarak da şu ana kadar seçim tartışmalarının devam etmesi ve benzeri konularda siyasi iradenin de bu disipline uymayacağı şeklinde göstergeler çok ciddi bir yaklaşım problemi olduğunu gösteriyor. Konuyu kavramamışlar ve Türkiye’nin içinde bulunduğu özel sektör, bankacılık, hane halkı dâhil ağır krizin farkında değiller veya başka bir planları var. Biz tabii gizli ajandalarını bilemiyoruz. Ama görünüşte dâhilen şunu söyleyebiliriz, ilk yapılması gereken şey konuya ciddiyetle eğilebilecek, konuyu uluslararası ve Türk kamuoyuna, piyasa aktörlerine, tüketiciye, üreticiye en azından bir kaç senelik perspektif  sunarak bir vizyona dâhilinde anlatabilecek yeni bir ekonomi kurmay heyetinin işbaşına gelmesi. Bu kurmayın heyetinin de arkasında siyasi iradenin bütün gücüyle muhalefeti ve iktidarı dâhil durması ve bunların uygulayacağı yapısal programların arkasında da hiçbir siyasi beklenti olmadan bütün siyasi maliyetlerine her iki tarafında katlanarak durması gerekiyor. Çünkü durum hakikaten çok ciddi. Ekonomi hızlı bir şekilde kaybediyor. Piyasalar şu anda bilinmezlik içerisinde, önlerini göremiyorlar. Bu insanlara bir şekilde siyasetin ve Türk devletinin deniz feneri olması lazım, bir umut ışığı olması lazım, bir yol göstermesi lazım. Bu da ancak ciddi kadroların işbaşına gelmesiyle olur ve ufukta da öyle bir şey gözükmüyor maalesef.