Hamit Göktürk: “Urumçi katliamının ardından 10 yıl geçmiştir ve 10 yıllık süreçte Doğu Türkistan Türklerinin hayatlarında çok daha kötü ve çok daha karanlık günler başlamıştır.”

Doğu Türkistan Vakfı eski Başkanı, Araştırmacı-Yazar Hamit Göktürk ile 10. yılında Urumçi Katliamını konuştuk.

Yüreğimizde dün gibi tazeliğini koruyan 2009 yılının Temmuz ayında gerçekleşen Çin devletinin Doğu Türkistan halkına karşı yapmış olduğu  Urumçi Katliamı’nı bizlere anlatır mısınız? 

Öncelikle Çin işgal yönetiminin Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de 05 Temmuz 2009 tarihinde başlattığı ve haftalarca devam eden ve Urumçi Soykırımı olarak tarihe geçen katliamın 10.yıl dönümünü Türk kamuoyuna yansıtmak için bizlere bu fırsatı tanıdığınız için teşekkür ediyorum. Doğu Türkistan Türklerinin acılarının artarak devam ettiği ve annelerimizin gözyaşlarının dinmediği ve ıstıraplarının artarak sürdüğü bu tarihi acı hadisenin Türklük mefkûresinin sesi olan ve bizim de feyizlendiğimiz Milli Devlet gazetemizde yer alması bizim için çok değerli ve çok de önemli olmuştur.

05 Temmuz 2009 Urumçi Katliamı’nın sebepleri hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Urumçi Katliamı Çin işgal yönetiminin bu tarihî ülkenin asıl sahipleri ve tarihi sakinleri olan Müslüman Türkleri toptan yok ederek bu toprakları bir Çin toprağı yapmak için giriştiği etnik bir soykırımın başlangıcı olarak tanımlayabiliriz. Bilindiği üzere Mao’nun ölümünden sonra iş başına gelen Cüce Deng’in önderliğindeki yeni bir ÇKP gördük. Böyle bir kadronun iş başına geldiği 1980’li yıllardan sonra ÇKP yönetimi  Çin’de liberal bir ekonomi politikası uygulamaya başlanmıştır. Liberal ekonomik sistem, dışa açılımı da beraberinde getirmiştir. Çin bu yıllarda adeta batılı ülkelerin üretim üssü haline gelmiştir. Ucuz iş gücü başta olmak üzere ÇKP diktatörlüğünün baskıcı yönetimi  küresel kapitalizm için çok cazip hale gelmiştir.

Batı’yı dünyaya açmak adı ile Doğu Türkistan’a yeni bir Çinli göçmen akımı başlatılmıştır. Devletin özelleştirdiği kamuya ait bütün işletmeler özellikle etnik Çinli şirketlere peşkeş çekilmiş ve ülkenin gerçek sakinleri olan Türkler, işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm edilmiştir. İşgal yönetimi, bu durumu istismar ederek işsiz kalan Türk gençlerini Çin’in endüstri bölgelerine İşanca Emgek Küçi (Güvenli İş/Emek gücü) adı ile sevk etmeye başlamıştır. Çin’in güney bölgesindeki Guangdung eyaletinin sanayi bölgesi Şav Gung kentine, ucuz iş gücü olarak getirilen, çoğunluğu Doğu Türkistan’ın fakir ve kırsal kesimlerinden oluşan yüzlerce genç, bölgedeki fabrikalarda 2 hafta önce işe başlamışlardı. Yuvalarından zorla koparılan yaşları 18-32 arasında değişen bu masum gençler 26 Haziran 2009 günü iş çıkışı yorgun bir halde yatakhanelerde uyumakta iken saat 02’de ansızın ellerinde sopalar ve kesici aletler bulunan yüzlerce etnik Çinli zorbaların saldırılarına maruz kalmıştır. Hiçbir şeyden habersiz uykuda yakalanan bu gençlerden, Haşimcan Ahmet ve Sadıkcan Gazi isimli 2 Uygur Türkü hayatını kaybetmiştir. Genç kızların da aralarında bulunduğu onlarca Uygur Türkü genç de çeşitli şekillerde yaralanmıştır. Sabaha kadar devam eden bir etnik Çinli saldırılarına Çin güvenlik güçleri hiçbir müdahalede bulunmadı. Olay yerel ve resmi makamlarca, fabrikada çalışan Çinli ve Uygur işçiler arasındaki basit bir sürtüşmeden dolayı kavgaya dönüşen basit bir adli vaka olarak açıklanmıştır. Çin makamları olayları örtbas etmeye çalışmış ve ÇKP yönetimine bağlı Çin medyası etnik Çin saldırıları haberlerini sansürlemiştir.

Doğu Türkistan’da yaşayan ve olaylarda ölen ve yaralananların yakınları olayı Şavgung’da yaşayan Cung isimli bir Çinlinin özel haber sitesinde yazdığı “6 Uygur işçinin, 2 Çinli kıza cinsel tacizde bulunduğu, bunun üzerine Çinli gençlerin Uygur işçilere saldırdığı” şeklinde paylaştığı bir gerçek dışı ve etnik kışkırtıcı haberinden ancak öğrenebilmiştir. Haberin duyulmasından sonra Şavgün kentindeki etnik Çin saldırılarında hayatlarını kaybeden ve yaralananların yakınları, 05 Temmuz 2009 tarihinde, Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de, ellerinde Çin bayrakları olduğu halde sözde özerk bölgesel yönetimden, Şavgung olayları hakkında doğru bilgi verilmesi ve olayların adil bir şekilde soruşturulması ve faillerin yakalanarak adalet önüne çıkarılması talebi ile gösteriler yapmışlardır. Bunu duyan, Urumçi’de öğrenim gören yükseköğrenim gençleri de bu göstericilere destek olmak için gösterilere katılmışlardır. Çin işgal yönetimi, olaylara barışçıl ve insani olarak diyalog yolu ile yaklaşmak yerine, göçmen Çinlileri tahrik ederek olayları etnik çatışmalara dönüştürmüştür. Çin işgal ordusu göstericilerin üzerine ateş açmış ve protestocu Uygurlardan ölen ve yaralananlar olmuştur. Zamanın ÇKP Bölgesel Genel Sekreteri ve İşgal Orduları Başkomutanı Vüang Luçen Çin Ordusu mensuplarını sivil giydirerek ve ellerine tek tip sopalar vererek Uygurların oturdukları mahallere salarak etnik saldırılar başlatmıştır. Meydana gelen olaylarda, resmi rakamlara göre 200 kişinin öldüğü ve 2 bin kişinin yaralandığı açıklandı. Ancak, Urumçi’de yaşayan ve olaylara bizzat şahit olanların ölü sayısının en az bin, yaralı sayısının ise binlerce olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca, Çin işgal ordusunun yüzlerce masum Uygur gençlerini tutuklayarak gizlice Urumçi dışındaki Çin askeri kamplarına götürerek gizlice katlettikleri yüzlerce genç 10 yıldan beri kayıp durumdadırlar.

Yıllardır, bu zulümlerle Çin devleti neleri amaçlamaktadır?

Doğu Türkistan’a hâkim olan Çin işgal yönetimlerinin (İmparatorluk 1759-1911/Cumhuriyet 1911-1949) ve Çin Komünist Partisi’nin (1949’dan günümüze kadar) esas ortak milli amacı bu topraklarda yaşayan Müslüman Türkleri çeşitli yöntemlerle toptan soykırımla yok etmek ve bu tarihi Türk topraklarını sadece ve sadece Han Çinlilerinin yaşadığı bir Çin toprağı yapmak olmuştur. Çin işgal yönetimlerinin tamamı, bu milli amaçlarını gerçekleştirmek için daha önceki yönetimlerin fikir, yol, yöntem ve uygulamalarını harfiyen yerine getirmişlerdir. Kendileri de bu Çin emperyalizminin milli hedeflerine zamanın şartlarına uygun olarak yeni usul ve uygulamalar eklemişlerdir. Günümüzde Doğu Türkistan’da yabancı bir işgal güç olan Çin Komünist Partisi yönetimi ise bu Türk soykırımını 21. yüzyılda dünyanın gözleri önünde zirveye taşımıştır. Şimdiki Çin diktatörü Xi Jinping’in Doğu Türkistan’da uyguladığı acımasız vahşet ve insanlık dışı cinayetlere insanlık tarihinin hiçbir devresinde rastlamamıştır. ÇKP yönetimi ‘Bir Kuşak-Bir Yol’ adını verdiği emperyalist küresel projesi ile Çin emperyalizminin Doğu Türkistan üzerinden batıya yani Türkistan coğrafyasına taşma, yayılma, sömürgeleştirme ve Türkistan devletlerini hatta İslam coğrafyasını ve tüm dünyayı işgal ederek topraklarını genişletme amacına yöneliktir

Günümüze kadar gelen süreçte ne gibi değişimiler meydana gelmiştir?

Urumçi katliamının ardından 10 yıl geçmiştir. Bu 10 yıllık süreçte Doğu Türkistan Türklerinin hayatlarında hiçbir olumlu gelişme olmamıştır. Aksine çok daha kötü ve çok daha karanlık günler başlamıştır. Urumçi katliamı ÇKP yönetiminin “Milletler İttifakı-Kardeşliği” içerikli parlak sözlerinin ne kadar aldatıcı ve yalan olduğunu açık ve net olarak ortaya sermiştir. Doğu Türkistan Türkleri bundan böyle etnik Çinli işgalciler ile birlikte ve bir arada yaşamalarının asla mümkün olmadığını ve bundan sonra da olamayacağının bilincine net ve açık olarak varmıştır. Çin işgal yönetiminin bu sahte politikaları tümden iflas etmiştir. Çin’in Urumçi katliamının bir diğer önemli yönü ise, katliama ait resimler, görüntüler ile yerinden yapılan haberler olmuştur. Dünya ve uluslararası toplum, ilk kez  Doğu Türkistan diye bilinen bir ülkenin var olduğunu ve bu coğrafyanın Çinliler tarafından işgal ve istila edildiği bilgisine sahip olmuşlardır. Ayrıca Doğu Türkistan davası Pakistan yönetiminin para karşılığı ABD’ye teslim ettiği  ve yıllarca Guantanamo’da haksız olarak tutulan 22 masum Uygur Türkü olayından sonra BM, başta batı ülkeleri ve dünya kamuoyunda gündem yaratmıştır.

Uygur Türklerinin an itibariyle durumlarından bizlere bahseder misiniz?

Doğu Türkistan’da bugün büyük bir insanlık trajedisi ve Müslüman Türklere yönelik toptan bir etnik soykırım yaşanmaktadır. ÇKP diktatörü Xi, Hitler faşizminin uygulamalarını örnek almıştır. Özellikle 01 Nisan 2017 tarihli sözde ‘Aşırılık ve Terörle Savaş Yasası’ ile Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Türklerin tamamı aşırılıkçı ve terörist ilan edilmiştir.

I) Müslüman Türklerin çocuklarına Türklük ve İslam’ı çağrıştıran isimler vermeleri yasaklanmıştır.

II) Dini ibadetler ile milli kimliği çağrıştıran her türlü eylem, ritüeller, giyim kuşam, bu yasa ile terör eylemi olarak tanımlanmıştır.

III) Türk ırkının bir an önce Çinlileştirilerek yok edilmesi için ‘İkiz-kardeş aile uygulaması’ başlatılmıştır.

IV) Çinli devlet memurlarının Müslüman Türk ailelerin evlerinde kalmaları talimatlandırılmış ve bu uygulamayı kabul etmeyenler ise terör suçlusu olarak kabul edilmiştir.

V) Müslüman Türk kızlarının etnik Çinlilerle evlenmeleri yasal olarak zorunlu hale getirilmiştir.

VI) Müslüman Türklerin kendi oturdukları mahalle ve köylerinden izinsiz başka yerlere seyahat etmeleri yasaklanmıştır.

VII) Geçmiş yıllarda yurtdışına seyahat eden, hac ve umre ibadeti yapan, yurt dışında yaşayan aile ve yakınlarını ziyaret edenler suçlu ilan edilmiştir.

VIII) 2017 yılından beri yurt dışında yaşayan Doğu Türkistanlıların ülkelerindeki aile ve yakınları ile haberleşmeleri yasaklanmıştır. Telefon, internet veya sosyal medya başta olmak üzere bütün dijital iletişim kanalları engellenmiştir.

IX) Müslüman Türklerin 48 çeşit hareketleri suç kapsamına alınmıştır. Bu suçları işlediği iddia edilen 1-3 milyon Türk, Çinli işgalcilerin Doğu Türkistan genelinde kurdukları 1200 civarında olduğu tahmin edilen Eğitim Merkezi adı verilen Çin Nazi Kamplarında tutulmaktadır.

X) Çin işgal yönetiminin Müslüman Türklere yönelik bu etnik soykırım uygulamalarının Birleşmiş Milletler Irk Ayırımcılığı ile Mücadele Komitesi ve İnsan Hakları Yüksek Komitesinin raporları ile belgelenmiştir.

XI) BM Teşkilatı, başta AB ve birçok uluslararası insan hakları ve hukuk kuruluşları Çin’e bu insanlık dışı cinayet ve soykırım uygulamalarını sonlandırılması için çağrıda bulunmuş ve tepki göstermiştir.

Türkiye-Çin ilişkilerinin Doğu Türkistan’a yansıması ne şekildedir?

Yıllardan beri Türk devlet adamlarımız ve hükümetler Doğu Türkistan’da yaşayan  Uygur Türklerinin Çin-Türk ilişkilerinde köprü rolü olduğu tezini savunmuşlardır. Ancak, Türk tarafı bu tezlerinin Çin işgal yönetimi tarafından nasıl tahrip edilerek yok edildiğini görememiş veya görmek istememişlerdir. Günümüzde ise Doğu Türkistan’daki Çin etnik Türk soykırımı karşısında takınılan tutum ve resmi duruş tam anlamı ile bir insanlık utancı ve üzüntü vericidir. Çin işgal yönetiminin Doğu Türkistan’daki etnik Türk soykırım uygulamaları karşısında resmî politikaların kahredici olumsuz politikalarına karşılık, siyasi partilerimizin, sivil toplum kuruluşlarının bu insanlık dışı cinayetlere karşı gösterdiği tavır ve tepkiler, yönetimleri harekete geçirebilecek çap ve etkide olmasa bile büyük bir minnet ve şükranla karşılanmaktadır. Çin işgal yönetiminin Doğu Türkistan’daki bu insanlık utancı etnik soykırım uygulamaları TBMM’de hemen hemen bütün siyasi partilerimizce gündeme getirilmektedir.

Doğu Türkistan’da Çin yönetimi tarafından çiğnenen insan hakları ihlallerinin araştırılması önergesinin reddedilmiş olması Mesut Yılmaz Hükümetinin 23.12.1998 tarih ve 36 sayılı gizli genelgesi gibi Türk tarihinin yüz karası ve silinmez bir leke olarak tarihe geçmiştir. Dışişleri Bakanlığımızın Şubat ayında Cenevre’de, BM’de yaptığı Doğu Türkistan’daki Çin soykırımının ve Çin Nazi Kamplarının kapatılmasını talep eden konuşmasından sonra konu bir daha hükümet nezdinde gündeme gelmemiş ve adeta üzeri kapatılmıştır. Türk medyasının büyük bir bölümünün Çin’in Doğu Türkistan’daki  Türk soykırımını görmemezlikten gelen hatta bazılarının Çin’in cinayetlerini öven ve destekleyen tutumu insanlık vicdanı ve onuru ile asla bağdaşmamaktadır. Bu ahlaksız, vicdansız ve zalimin zulüm ortakları şiddetle ve nefretle kınanmalıdır.

Ancak bütün bunlar Doğu Türkistan’daki Müslüman Türk soykırımını durdurmaya yetmemektedir. İnsan hayatı ve onuru hiçbir menfaat ve çıkarın üstünde değildir ve olamaz da.

Türkiye devleti ve yönetimi olarak Doğu Türkistan trajedisini çözmek en azından soykırım cinayetlerini durdurmak için Çin ile olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmeli ve yeni yöntemler geliştirmelidir. Doğu Türkistan Türklerinin temel ve insani hakları savunulmalıdır.

Türkiye, İsrail’in Filistin’deki insanlık dışı vahşet, cinayet ve hak ihlallerini en üst düzeyde ve en sert şekilde tepki vermekte ve kınamaktadır. Buna karşılık İsrail ile olan ekonomik, turizm başta olmak üzere her sahada ilişkiler geliştirilerek sürdürülmektedir.

Aynı şekilde ülkemiz Rusya’nın Kırım’ı ilhakını tanımamakta ve her fırsatta bunu dillendirmekte ve tepki göstermektedir. Buna mukabil her alanda karşılıklı  ilişkiler stratejik ve hatta askeri düzeyde en üst seviyede sürmektedir.

Çin ile olan ilişkilerde bu örneklemeler de geçerli olmalıdır. İlişkiler her alanda sürdürülmeli ve uluslararası konjonktürde elbette dengeler gözetilmelidir. Türkiye, Çin’in projesi ‘Bir Kuşak-Bir Yol’un Doğu Türkistan gibi en stratejik ve düğüm noktasında yer almaktadır. Bu durumun Çin ile olan ilişkilerde Doğu Türkistan sorunu noktasında değerlendirilebileceğini düşünüyoruz.

Türkiye, Türk dünyasının ümit, ilham, güç ve teselli kaynağıdır. Sorunlarını çözen ve güçlü bir Türkiye, Doğu Türkistan’a ve diğer mazlumlara ancak kol kanat gerebilir ve sorunlarını çözebilir. Biz buna yürekten inanıyoruz. Türk Milletinin her türlü ortak çıkarları ve milli menfaatleri aynı ve birbirilerinin tamamlayıcısıdır. Ancak, Doğu Türkistan’daki soykırıma göz yummak, görmezlikten gelmek hele hele üstünü örtmeye çalışmak insanlık onuru, Türklük vicdanı ve İslam imanı ile asla bağdaşmaz, diye düşünüyorum.

Röportajı Doğu Türkistan Türklerinin lideri ve atamız merhum İsa Yusuf Alptekin’in şu sözleri ile tamamlamak istiyorum: “Gönül arzu eder ki Doğu Türkistan davasına öncülük etme şerefini aziz Türkiye’miz üstlensin. Allah Türkiye’mizi korusun ve ilelebet payidar kılsın. Âmin”