Hanefi Bostan: “Hiçbir şeyi başaramayız düşüncesini biz çocuklarımızın kafasından, gençlerimizin kafasından silmediğimiz sürece başarı elde etmemiz mümkün değildir”

Türk Eğitim-Sen İstanbul 1 Numaralı Şube Başkanı Doç. Dr. Hanefi Bostan ile PISA’nın açıklamış olduğu verileri ve eğitim meselesi üzerine konuştuk.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından 3 yılda bir düzenlenen ve 15 yaş grubundaki öğrencilerin eğitim durumlarını değerlendiren PISA testinin 2018 yılı sonuçları geçtiğimiz günlerde açıklandı. Açıklanan sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir noktada olumlu değerlendiriyorum ama yeterli olmadığını özellikle ifade etmek istiyorum. Çünkü bir kıyaslama yaptığımızda 2012 yılında Türkiye; okuma becerilerinde 475 puan alırken 2015 yılında 428 puana düşüyor, 2018 yılında da 466 puana yükseliyor. Yani daha 2012 yılındaki seviyeye ulaşamamışız. Yine matematik alanında baktığımızda 2012 yılında 448 puan almışız, 2015 yılında 420 puana düşmüş, 2018 yılında da 34 puanlık artış göstererek 454 puana çıkmışız. 2012 ile 2018’i karşılaştırdığımızda bir artış var. Bilim alanına baktığımızda; 2012’de 463 puan alırken 2015 yılında 425 puanı düşmüşüz, 2018 yılında da 468 puana yükselerek 5 puanlık bir artış göstermişiz. Tabii bunlar yeterli artışlar değil çünkü sıralamada çok fazla bir değişikliğin olmadığı görülüyor.

PISA testinin sonuçlarına göre 37 ülke içerisinde 31’inci sırada bulunmaktayız. Buna bağlı olarak diğer ülkelerin uyguladıkları eğitim modellerine örnek verir misiniz?

Öncelikle onların eğitim sistemleri millidir ve kendi öğrencilerine özgüven kazandırıyorlar. Bir Alman iyi bir Alman, bir İngiliz iyi bir İngiliz, bir Fransız iyi bir Fransız, bir İsveçli iyi bir İsveçli olmak için çalışıyor yani o şuuru çocuklara aşılıyorlar. Bizde ise özgüven duygusu çok zayıf bırakılıyor. “Bizden bir şey olmaz, biz bir şey beceremeyiz, biz bir şey başaramayız” psikolojisi hâkim fakat bizim bunun kökünü kurutmamız lazım. “Biz de çok şeyler yapabiliriz, her şeyin üstesinden geliriz” algısını çocuklarımızın kafasına yerleştirmeniz gerekiyor. Bu özgüven duygusu mutlaka aşılanmalı çünkü bu duygu aşılanmadan çok başarılı olmayı beklememiz doğru olmaz.

Diğer ülkelerin modellerini veya uygulamalarını bize getirerek başarılı olmamız mümkün değil. Bizim yapmamız gereken kendimize özgü bir sistem oluşturmaktır. Sonuçta bizim düşünce dünyamız farklı, inanç dünyamız farklı, kültür dünyamız farklı olduğu için kültürümüz içerisinde gelişebilecek ve hamleler yapabilecek uygulamaları gündeme taşımamız gerekir. Yoksa başka ülkelerin modellerini ülkemize alıp uygularsak bundan verim almamız mümkün değil ki zaten şu ana kadar da hiçbir verim alamadık. Bu da bizi fuzuli yere uğraştırıyor. Bir sistemin başarılı olup olmadığını çok uzun bir dönemden sonra anlayabiliyorsunuz onun için bu tür fuzuli işlerle uğraşmamamız ve kendimize özgü bir model uygulamamız lazım. Bu model de milli olmalı ve çocuklarımızın özgüven duygusunu geliştirebilmeli.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının neredeyse tamamının fikir sahibi olduğu eğitim meselesinde asıl sorun sizce nedir, bu şekilde sadece bir sorundan bahsetmek mümkün müdür?

Birçok sorun var; mesela okullaşma oranlarımız düşük. Mesela, 2013-2014 yılları arasında okullaşma oranlarında, ilkokulda %99,57 iken 2018-2019 eğitim öğretim yılında okullaşma oranı ilkokullarda %91,92’ye düşmüş. Hâlbuki biz, az kalan açığı kapatmamız gerekirken geriye gelmişiz. Yine 2018-2019 eğitim öğretim yılında okullaşma oranı 5 yaş düzeyinde %68’lerde kalmış; ortaokullarda %93,28’de orta öğretimde %84,20 düzeyinde. Şimdi bizim bunu %100 oranına ulaştırmak için yoğun bir gayret göstermemiz gerekiyor. Eksiklerimizden birincisi bu.

İkincisi bölgeler arasındaki farklılıkları gidermek lazım. Özellikle bu noktada eğitim haritaları çıkarmamız lazım. Bir de şöyle bir durum var. Mesela Türkiye genelinde okullara düşen ortalama öğrenci sayısı; ilkokul ve ortaokullarda Türkiye genelinde orta öğretimde 20 öğrenci iken bunu Büyükşehirler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ortalamanın çok üzerinde olduğunu görüyoruz. İster istemez kalabalık sınıflarda eğitim düzeyi düşüyor. Bizim okul sayısını arttırmamız gerekiyor. Hepsi aynı seviyeye gelmez ama yaklaştırmamız gerekiyor. Mesela İstanbul’da ilkokul ve ortaokullarda 30 sınıf başına 30 öğrenci düşüyor. Ortaöğretimde 22 iken mesela Gaziantep’te ilk ve ortaokullarda 35, ortaöğretimde 23, Şanlıurfa’da ise ilk ve ortaokullarda 32, ortaöğretimlerde 20’dir. Yani arada ciddi bir fark var.

Yurt içi atamaları liyakat ve ehliyete göre yapılmalı. Yıllardır okul yöneticileri sözlü sınavla atandı ve hala aynı şekilde devam ediyor. Bu ister istemez eğitim çalışanlarının yani öğretmenlerin motivasyonunu olumsuz etkiliyor. Yani hak etmeyenler göreve geliyor ve hak edenler diskalifiye ediliyor. Bu yanlış bir şey. Bunun bir an önce sonlanması gerekiyor. Bununla ilgili bakanlık bir an önce acil bir düzenleme yapmalı. Ve yine proje okullarının yönetici atamaları sözde bakanlığa verilmiş ama taşrada bakanlık tarafından atama yapılmıyor. Proje okulları en önemli okullar. En başarılı öğrencilerin eğitim gördüğü okullar buralar. Buralarda da hem öğretmen tayini hem de yönetici tayini bakanlık tarafından yapılmıyor. Bu yanlışı görmemiz lazım çünkü çocuklarımıza zarar veriyoruz. Göz göre göre çocuklarımıza zarar veriyoruz. Bunun kaldırılması gerekiyor. Yine öğretmenlik mesleği kanunu çıkarılmalı ve bununla da öğretmenlerin itibarı tekrar sağlanmalı. Öğretmenlerin statülerini ve saygınlıklarını artırmamız gerekiyor. Böyle yaparsak ister istemez öğretmenin motivasyonunu ve verimliliğini arttırmış oluruz ve dolayısıyla Türkiye, dünya sıralamasında hak ettiği yeri alacaktır. Bunları kesinlikle gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bunları yapmadıktan sonra bizim başarılı olmamız söz konusu olamaz. Yine yeterli öğretmen ataması yapılmıyor. Güneydoğu’da sözleşmeli öğretmenlerle eğitim sürdürülüyor yani tecrübesi olmayan öğretmenlerle eğitim yapıyoruz. Şu anda 100 bine yakın ücretli öğretmen görev yapıyor. Öğretmensiz sınıflar bulunuyor ama buna karşın da 500 bine yaklaşan öğretmen adayı öğretmenlik bekliyor. Şimdi siz bunu çözmüyorsunuz, gerekli atamaları yapmıyorsunuz. Önümüzdeki yıl için Cumhurbaşkanı Yardımcısı 20 bin atama yapacağını söyledi bu yeterli değil yani bizim 2020 Şubat aylarında en az 60 bin, 2020 yılının sonuna kadar da 40 bin daha atama yaparak 100 bin sayısını bulmamız gerekiyor. Yani şimdi siz bu noktada kısıtlama yaparsanız ister istemez eğitimde de kalitede düşmeye devam edecektir ya da yerinde saymaya devam edecektir. Ve ayrıca sözleşmeli öğretmenliğin mutlaka kaldırılması gerekiyor. Bütün öğretmenlerimizin de KPSS puan üstünlüğüne göre kadrolara atanmaları gerekiyor. Bunun yanında her okula bütçe verilmesi gerek. Herhangi bir okula bütçe tahsisiyle ilgili çalışma yapılmıyor. Bu doğru değil, mutlaka her okula bütçe tahsis edilmelidir. Ve yine öğretmenlere teşvik uygulaması getirilmeli. Bölgeler arasındaki farkları en aza indirebilmek için yani özellikle mahrumiyet bölgelerine öğretmenlerimizin rahat gitmesini sağlamak için bir teşvik uygulaması getirmemiz lazım. Mesela nedir bu? Ne yapılabilir? Bölgelere göre zorunlu hizmet tazminatı verilebilir. Mesela şöyle bir önerimiz var sendika olarak: Birinci hizmet bölgesine görev alan öğretmenlere bir bürüt asgari ücret, ikinci hizmet bölgesine atananlara 1,5 brüt asgari asgari ücret, üçüncü hizmet bölgesine de 2 brüt asgari ücret tarzında zorunlu hizmet tazminatı verilmesini teklif ediyoruz. Ve bir de bu bölgelere istekli olarak gidenlere de normal bu tazminatlarının yanında ayrıca 1/2 oranında zorunlu hizmet tazminatı daha ödenmesini talep ediyoruz ki ister istemez öğretmenler mahrumiyet bölgelerine gönüllü olarak gitsinler. Yani orada da kaliteyi arttıralım. Türkiye’nin herhangi bir bölgesinde kalitenin arttırılması yeterli değil Türkiye’nin her tarafında kaliteli bir eğitim yapmamız lazım. Kaliteli eğitim, ancak öğretmenlerin gönüllü olarak her bölgede görev yapacağı bir teşvik uygulamasına girmemiz gerekiyor.

Meclisteki bütçe görüşmelerinde öğretmen maaşları hakkındaki düzenleme konusunda ne düşüyorsunuz?

Öğretmenlerimizin maaşları yeterli değil bunu herkes biliyor 3600 lira ek gösterge çıkarılması gerekirdi o da çıkarılmadı. Söz verildiği halde çıkarılmadı. Ülke eğer sıkıntı da ise biz her sıkıntıyı çekmeye hazırız ama adaletsizliği bizim bir an önce kaldırmamız gerekiyor. Yani şu anda milli eğitimdeki en büyük sıkıntı motivasyon eksikliğidir yani öğretmenler başarıları ile bir yere gelemeyeceği düşüncesine kapılmıştır. Bu doğru değil. Bu, ister istemez eğitimi çok olumsuz bir şekilde etkiliyor. Bir öğretmen yıllarca çalışacak, hak ettiği halde istediği bölgeye atanamayacak veya idareci yapılmayacak böyle bir düşüncede olan insanın kendisini geliştirmesi kendini eğitime vermesi mümkün değil. Bu engelleri bizim kaldırmamız lazım. Bu engelleri biz kendi kendimize koyduk, yanlış yaptık. Yanlışı artık fark etmemiz gerekiyor. Bu sonuçlardan da fark ediliyor. Fark edildiğine göre, ne diye bekliyoruz? Bunun açıklamasının yapılması gerekiyor. Hem bakanlığın hem hükümetin bununla ilgili açıklama yapması gerekiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu haksızlığın bir an ortadan kaldırılması için gerekli adımların atılması gerekiyor. Yani Ahmet’e Mehmed’e kadro tahsis etmekle bu işlerin yürümediğini Türkiye artık gördü, anladı. Kaliteye, beceriye önem vereceğini söylemesine rağmen hala bununla ilgili bir uygulama görmüyoruz en önemli eksikliğimiz de budur.

Eğitim sistemimizin eksiklerini ve yanlışlarını PISA testi gibi değerlendirmelerde daha somut olarak görmekteyiz. Sizce eğitim sistemimiz nasıl olmalıdır?

En önemlisi eğitimin milli olması gerekir. Özgüvenin aşılanması gerekir. Yani bunlar olmadan bizim başarılı olmamız mümkün değildir. Yani Fatih’in genç yaşta İstanbul’u nasıl fethettiğini, bizim yetişmiş bilim adamlarımızı gençlerimiz bilmiyorsa, örnek alınacak bilgi verilmiyorsa bu bizim önemli bir eksikliğimiz. İbn-i Sina’yı, İbn-i Rüşd’ü, Farabi’yi, İmam Gazali’yi, Ebu Hanife’yi ve diğer ileri gelen birçok ilim adamlarımızı çok yakından tanınması lazım ve kendine özgüveninin gelmesi lazım. Ben de başarırım, ben de tarihte bu başarılmış yüksek noktalara Türkiye’yi taşıyabilirim düşüncesini zihnimize yerleştirmemiz lazım. Biz hiçbir şeyi başaramayız düşüncesini biz çocuklarımızın kafasından, gençlerimizin kafasından, vatandaşlarımızın kafasından silmediğimiz sürece başarı elde etmemiz mümkün değildir. Özgüven çok önemli, özgüven verilmeli ve milli duygularla eğitim desteklenmelidir.