İngilizce baskısı

Bugünün Türkçesi hızla bozuluyor fikrine katılırım. Zaten hep konuştuğumuz ve dertlendiğimiz de bu.  Doğrudur ama bu doğruyu başka dillerin durumuna da bakarak anlamak daha doğrudur. Bildiğimiz şudur: Böyle bir problem derece farkıyla bütün diller için vardır. Bunun sebepleri çeşitlidir.  Sosyal olaylar zaten tek sebebe bağlı gelişmez. Dilin oluşumu ve yaşaması daha karmaşıktır.  Böyle her bakımdan karmaşık bir yapı için daha fazlasına bakmak lazımdır. Bu apayrı bir anlama meselesidir. Erbabına hatırlatmakla yetinelim.

İletişim çağının getirdiği hızın bozuculuğu genel problemdir. Dile nasıl tesir ettiği de konuşuluyor. Anlamamız gereken bir durumdur. Bu hızın da tesiriyle dünya dili haline gelen İngilizce’nin baskısı diğer dilleri bozmakta birinci sıradadır.

İngilizce dünya dili

İngilizce bilmenin neredeyse olmazsa olmaz kabul edildiği bir dönemden geçiyoruz.  Bu gerekliliğin diğer dilleri nasıl etkilediği, üzerinde durulacak bir meseledir. İngilizce’nin tek dil olmaya doğru ilerlemesi kendiliğinden büyük bir baskı (stres) yaratıyor. Başka dilleri değersiz hissettirmese bile değerini düşük hissettiriyor.  Varlıklarını sorgulatmasa da o endişeye yakın kaygılar duyuruyor.  Hayat hızla akıyor. Her gün yüzlerce buluş ve onların adı olan kelimeler dillere giriyor. Başka dillerden yaratılan kelimeler de hemen İngilizce tarafından emiliyor. Bu konuda hiçbir gümrük yok. İngilizce büyük bir havuz. Bütün kelimeler oraya doluyor. Orada anlamlar yüklenerek dünyaya sunuluyor. Dağıtım merkezi orasıdır. Ne kadar devam edeceği kestirilemeyen yeni düzen artık budur.

İngilizce’nin hâkimiyetini bugünün şartları kuvvetle destekliyor. Önce bugünü doğru tartmak lazımdır. Bugünü düne göre anlamak mümkün değildir. Bugünün dillerini de dünün dünyasına benzer düşüncelerle değerlendiremeyiz.  Bugün dillerdeki hareketler de hızlıdır. İletişim çağının akıl durduran akışında en çok konuşulanlar isimlendirmelerdir. Kim daha çok buluşa imza atıyorsa adını da o koyuyor. Böyle bir dil rekabeti de hızlanmış görünüyor.  Bu durumda  ‘etken’ ve  ‘edilgen’ durumda ülkeler var. Amerika’nın gücü İngilizce’yi dünya iletişim dili haline getirirken bu sonucu ustalıkla kurguladı. Kendisi patrondur. O halde dili de patron olacaktır.

Dilde de hız

Tarihte böyle bir durum yaşanmadı. Diller arası alışveriş zamana yayılırdı. Bir dilin diğerinden kelime alması ve bunu hayatına katması yıllar alırdı. Günümüzde bu zaman aralığı güne saate inmiştir.  Kendi alanlarımızda bile çok sık yeni kelimeler ve kavramlar öğrenmek zorunda kalıyoruz. Değişme hızına yetişilmiyor. Bunun nasıl bir dalgalanma yarattığını biz içinde yaşayanlar bilmiyoruz. Normali budur zannediyoruz.  Yaşanan budur ama normal olup olmadığı başka bir meseledir. (Şunu da düşünelim: Bu hız çok şeyi kaybettiriyor. Mesela bu zamanda bu dillerle sanat zordur. Sanat derinleşmedir. Bu hız yüzeyden gidişi gerektiriyor. Durup düşünmeye kimsenin zamanı kalmıyor. Dolayısıyla çok şey kaybediyoruz. Üzerinde durulması gereken önemli bir meseledir.)

Biraz geriye çekilip bakan ve düşünen bir kültür adamı diğer dünya dillerini İngilizce’nin ipoteği altında görür.  Hatta dünyanın tek dile doğru gittiğini kuvvetle savunabilir. Görüntü odur.  Endişe verici bir durumdur. Dillerine düşkünlüğünü bildiğimiz milletler için bile endişe duyulacak bir husustur.  Nitekim bu kaygılarını sıkça dile getiriyorlar. Tedbirler alıyorlar. Dillerini korumak için kanun çıkaranlar bile var. Fransa bunlardandır.

Bu gidiş normal midir?

Tabii hale gelen bu akış elbette önlenemiyor. İngilizce’nin ağırlığı yer kürede alışılmış ve kabul edilmiş bir ‘olgu’dur.  Yeni buluşların kelimeleri, kavramları İngilizce veya İngiliz-Amerikan sesine uydurularak yerleşiyor. Bugün, bütün dillerde en çok İngilizce’den geçme kelime var.  Eskiden alınan kelimeler bile İngiliz sesiyle söylenmeye başlandı. Örneği kendimizden verelim: Fransızca’dan alıp ‘informasyon’ şeklinde kullandığımız kelimeyi şimdi ‘enformeyşın’ sesiyle söyler olduk.  Hâkimiyet tamamiyle el değiştirir gibi bir gidiş var.  İngilizce böyle bir ‘orantısız güç’le yerleşti.

Bu da bir modadır, hükmü tez geçer.” denemez.  İngilizce daha bir müddet bu hızla dünya dillerini etkileyecektir. Herkesin kabul ettiği bir iletişim dili haline gelmesi hâkimiyet ömrünü uzatan bir husustur.  İngilizce bilmeyenin zaman dışı sayıldığı bir dönemdeyiz. Ne iş hayatı ne de sosyal hayatın diğer alanlarında İngilizce bilmeyenin yeri yoktur. Dünyada bu kadar geniş, yaygın ve kabul görmüş bir dil egemenliği ilk defa yaşanıyor. Onun için ne kadar süreceğini tahmin etmek de güç. Ancak bazı gelecek yorumları çerçevesinde düşünebilir ve anlamayı deneyebiliriz.

Amerika’nın gücü zayıflayınca, onun yerini alacak başka bir milletin dili de öne geçecek. Belki de bu doların dünya ölçeğinde geçerli para olma durumunun değişmesi gibidir. Gerçi para biriminin değişmesi dil kadar karmaşık süreçlere bağlı olmadığı için daha kolaydır. O halde tekrar cevaplayalım: Dünya iletişim dilinin değişmesi mümkün müdür, evet. Ancak, İngilizce’nin yaygınlığı ve kullanılırlığı seviyesine gelmesi nesiller alacak bir meseledir.

Vaziyet böyleyken biz ne yapacağız?

Türkçe’de İngilizce baskısı dil hassasiyeti olmadığı için âzamî had ve derecede hissediliyor. Gümrükler tamamen açık.  Üniversite bu gümrüksüzlüğü körüklüyor. Hazır kelime ve kavram naklederek kolaycılığı tercih ediyor. Düşünmeden ve üretmeden kaçıyor. Eski hastalığımız da onlara yardım ediyor: Herkesin anlamadığı bir şeyler söylemek ilim sayılıyor. Tercüme kavramlar da bulunan karşılıklar da öyle. Dağınıklığı ve özel dil öbekleri ile yalnız kendilerini anladığı argolar oluşturulduğunu yazmıştım.  Kendimizi değersiz görmenin tabii sonucu da bunlara eşlik edince olanlar oluyor. Muhtemelen İngilizce hâkimiyeti karşısında en büyük zararı gören dillerden biri bizimkidir.

Karamsar tablo çizdiğimin farkındayım. Sonunda olacakları da söyleyeyim ki olumsuzluk zihinlerde yer etmesin. Türkçe’nin gücü sayesinde bu dönemi atlatacağımız kesindir. Benzer durumları ve olayları çok yaşamış bir milletiz. O bakımdan şerbetliyiz.  Bunu da bir rahatlık gibi kabul etmeyip direnme gücümüzü devrede bulundurmak şart. Dil dikkati, dil sevgisi ve bu yönde gelişen bir tenkit bizi kurtarır. Bunlar varsa endişeye yer yoktur.

Dilimizi ve kendimizi seviyor muyuz? Bu soruya evet diyebiliyor muyuz? Buna yaşadıklarımızı şahit tutabiliyor muyuz? Bu soruları uzatmak mümkün. Düşünürsek harekete geçer ve az zararla bu dönemeci geçeriz.