Irak Protestoları ve Süleymanî Saldırısı

Irak, Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren huzur yüzü görmeyen bir ülkedir. Özellikle petrolün keşfinden sonra üzerinde oynanan oyunlarla geçmişi yok edilen geleceğinde ümitsizliğin hüküm sürdüğü topraklardır. Haziran 2019’da Irak’a gerçekleştirdiğim bir gezi sırasında Necef’ten Musul’a gidiyordum. Gece saat 04:00 civarı. Bulunduğum araçta altı Türk’üz. Bir tek ben Türkiye’denim diğerleri ise Iraklı. 40 yaşını devirdiğini söyleyen bir ağabey şöyle isyan etti: “80 savaşında İran’da, o biri, o biri, o biri. Bitmiyir, bitmiyir. Vallahi bıktık, millet bıktı.” Irak’ta yaşanan savaş, işgal ve çatışmalar insanları bıktırmıştı.

Savaşların yanı sıra ekonomik sorunlar, yolsuzluk, bir kesimin iyi şartlarda yaşaması, devletin etkisini gösterememesi gibi sorunlar neticesinde patlama noktasına gelen Irak’ta kısa bir süre önce protesto hareketleri ortaya çıktı. Protestocuların istekleri temel olarak ekonominin düzeltilmesi, yolsuzlukla mücadele, altyapı eksikliğinin giderilmesi, savaşların ve patlamaların durmasıydı. Son nokta ise Irak üzerindeki İran etkisinin kırılmasıydı.

Irak’taki olayların nedenleri

2003’te sahte istihbarat bilgileri ile ABD ve İngiltere Irak’a saldırdı. Saldırının temel amacı Saddam Hüseyin’i devirmek ve Irak’a demokrasi getirmekti. Yıllarca Saddam’ın diktatörlüğü altında ezilen halk, ABD ve İngiltere’nin bu saldırısına olumlu yaklaşırken muhtemelen bir anda hayat standartlarının yükseleceğini düşündüler. Ancak savaş önce bütün yıkıcılığını gösterecekti Irak halkına. İşgalcilerin Irak halkının üzerine bomba yağdırması, izlenen yanlış politikalar, insanlık dışı muameleler, ülkeyi kolay yönetmek ve çıkarları için toplumsal dengeleri kullanabilmek adına topluma ekilen nifak tohumları IŞİD/DAEŞ’in doğmasını sağladı. Artık Iraklılar için hayat iyiye gitmiyordu.

IŞİD/DAEŞ sonrası dönemde insanlar artık dayanamaz hale geldiler. Yıllarca biriktirdikleri bir savaşla silinip gidiyordu. Var olan imkânlar ise yok oluyordu. Bağdat sokaklarını gezdiğinizde işsiz yüzlerce insan görmek mümkün. Ancak bunun yanında siyasilerin ekonomik durumlarının iyi olması tansiyonun yükselmesindeki en önemli nedenlerden biri oldu. Özellikle dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahipken fakirliğe mahkûm olmak tepkinin dozunu arttırdı. Neticesinde ise 1 Ekim 2019’da gösteriler başladı.

Protestocular şehirleri işgal ederken bunun karşısında ise Irak güvenlik güçleri şiddete başvurdu. Yaşanan olaylarda onlarca protestocunun hayatını kaybetmesi protestolardaki şiddet oranının daha da artmasına neden oldu. Ancak Iraklılar bu protestolarda genel olarak Irak kimliği çerçevesinde buluşmuş durumdalar. Iraklı Türkler protestolara tam manasıyla destek vermezken protestocuların isteklerinin dikkate alınması taraftarıdır. Kürtler ise özellikle Irak yönetiminin uyguladığı şiddeti kanıt olarak göstererek Bağdat yönetimini karalamaya çalışıyor. Amaç kendilerini demokratik değerlere saygılıymış gibi göstererek Irak yönetimi ile aralarındaki farklılığı ortaya koymak ve bölünme için bir argüman daha yaratmak.

Yaşanan protestoların bir hedefinin de İran olduğu ortadadır. Bu süreçte İran, Irak’ta zor durumda kalırken Şiilerin bir kısmının da İran’a cephe aldığı görülüyor. Irak kimliği etrafında birleşen protestocuların temel olarak mezhepçiliği bir kenara bırakarak ekonomik sorunları bitmiş ve hiçbir ülkenin etkisinde olmayan bir Irak istedikleri görülüyor. Ancak Saddam sonrası Irak’ta ve IŞİD sonrası Suriye’de önemli bir nüfuz kuran İran’ın bir protesto karşısında bu kadar kolay vazgeçeceğini düşünmek hata olur.

Protestoların yaşadığı değişim

Irak’ta bazı siyasi ve ekonomik adımlar atılsa da bunlar protestocuları tatmin etmekten uzaktı. Örnek olarak bir bakanın değiştirilmesi karşısında protestocular “biz bunu istemiyoruz” şeklinde tavır ortaya koydular. Protestoların azaldığı bir dönemde ABD’nin İran destekli Haşdi Şabi’ye bağlı Hizbullah üslerini vurması İran’ın beklediği fırsatı yarattı. İran’ın bölgedeki uzantıları tepkilerin İran’dan ABD’ye yönelmesi için çalışmaktaydı ve kısa bir süre önce Irak’taki eylemler İran’ın aleyhinden ABD’nin aleyhine dönmeye başladı. Protestoların ilk dönemlerinde İran bayrakları, İran destekli milis grupların merkezleri, İran konsolosluk binaları yakılırken ABD’nin saldırısı sonrası göstericiler ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne girmeye çalıştı. Irak sokaklarında ABD ve ABD Başkanı Donald Trump aleyhinde sloganlar yükselmeye başladı.

Süleymanî Saldırısı

İran Devrim Muhafızlarının Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymanî saldırısına ilişkin birçok iddia ve bilgi bulunurken 1979’da İran’da yaşanan devrimde ABD’lilerin elçilik binası basılmış ve çalışanlar 444 gün boyunca rehin alınmıştı. Bağdat’ta ABD’ye ait büyükelçilik binasına yapılan saldırı ABD’nin bu kötü hatırasını tekrardan canlandırdığı ve bu nedenle Süleymanî’yi öldürdüğü düşünülebilir. Ancak ABD, hem kendi aleyhine dönen protestoları kesmek hem İran’ı cezalandırmak hem İran’ın etkisini kırmak isterken açıkçası bu durum ters teptiği görülmektedir. Örnek olarak Irak parlamentosu ABD askerlerinin ülkeden çıkarılması için gerekli yasa tasarısını onayladı.

Sonuç olarak ABD’nin dış politikada yumuşak güçten daha çok sert yani askeri güce ağırlık vermesi aslında ABD’nin etkisini kırıyor. Bu durum ABD’yi bölgedeki aktörlere daha bağımlı hale getiriyor. Bu noktada ise Türkiye öne çıkan en önemli ülke. Ortadoğu’da ABD’nin etkisi kırılırken Çin ve Rusya’nın artan etkisi hem NATO üyesi olan hem AB’ye üye olmaya çalışan ancak Rusya ve Çin ile iyi ilişkilere de sahip Türkiye’yi değerli kılıyor. Türkiye’nin kazandığı bu değer ABD tarafının vereceği ödünlerin daha da artması demektir. Örnek olarak ABD askeri Irak’tan ayrılırsa eğer İncirlik Soğuk Savaş döneminden daha önemli hale gelecektir.

ABD için diğer bir aktör ise Barzani yönetimi ve ayrılıkçı Kürt gruplardır. Irak’ta tam anlamıyla bir yöntemin bulunduğunu söylemek oldukça zordur. Bu güç boşluğu ise Barzani’nin için büyük bir fırsattır. Kısa bir süre önce sözde bağımsızlık referandumu yapan Barzani yönetimi ile Ortadoğu’da sadık bir müttefike ihtiyaç duyan ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine neden olabilir. Barzani’nin merkezi yönetimden bağımsız hareket edemeyeceğine dair iddiaların geçerliliği Bağdat’ta bulunan yönetimin gücüne paraleldir. İkinci olarak PKK/PYD gibi ayrılıkçı terör örgütleri de burada ön plana çıkabilir. Örneğin İran, Irak ve Suriye’yi etkisi altına alarak bölgede bir Şii koridoru kurmaya çalışmaktadır. ABD ise PJAK ve PKK/PYD’yi destekleyerek İran’ın bölgesel planına darbe vurmaya çalışabilir. Bu noktada ise Türkiye’nin izleyeceği politika ABD’nin seçimlerini etkileyecektir.