Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 45. yıl dönümünde tarihten günümüze Kıbrıs meselesi

1569 Haziran ayında İskenderiye yakınlarında Nil teknelerinin yolunu kesen Venedik korsanlarının Müslümanları esir alıp Kıbrıs’ta satmaları olayına çok hiddetlenen Selim Han, derhâl Venedik’e bir elçi göndererek Kıbrıs’ın Osmanlı Devleti’ne terkini istedi. Bu isteğin Venedik tarafından reddi üzerine sefer hazırlıklarına başlandı. İkinci Selim Han, hazırlıkları bitirdikten sonra, Kıbrıs serdârlığına Lala Mustafa Paşa’yı tâyin etti ve 15 Mayıs 1570’te donanma İstanbul’dan ayrıldı. Lala Mustafa Paşa, bütün Avrupa devletlerinin Venedik’e yardım etmelerine rağmen, şiddetli çarpışmalar sonunda 8 Eylül 1570’te Lefkoşe’yi 1 Ağustos 1571’de de Magosa’yı alarak Kıbrıs’ın fethini tamamladı. Bu fetihle beraber Kıbrıs Beylerbeyliği oluşturuldu.

1877-78 (93 harbi) Osmanlı Rus savaşında Osmanlı Devleti’nin yenilmesi üzerine Ayestefanos Barış Antlaşması (Yeşilköy) imzalanmıştı. İlgili antlaşma oldukça ağır hükümler içermesi üzerine İngiltere’nin başını çektiği devletler Osmanlı ve Rus Devletlerine birer nota vererek söz konusu antlaşmanın yerine Berlin Antlaşması’nı imzalattılar. Berlin konferansında Kıbrıs adasının da yönetiminin İngiltere’ye bırakılmasına karar verildi. İngiltere, Doğudaki Rus tehdidini öne sürerek Osmanlı Devleti’ni kendisine bir askeri üs vermesi konusunda ikna etti. Yapılan antlaşmaya göre eğer Rusya Doğuda işgal ettiği Kars, Ardahan ve Batum’dan geri çekilirse İngiltere de Kıbrıs adasını boşaltacaktı. Böylece 1878 yılından itibaren Kıbrıs adası İngiltere’ye kiralanmış ve Kıbrıs’ta 1960 yılına kadar sürecek olan İngiltere hâkimiyeti başlamış oluyordu. Söz konusu olumsuz durum Kıbrıslı Türkleri derinden etkilemiştir. Dolayısıyla Kıbrıs’ın İngiltere’nin idaresine girmesiyle birlikte bir kısım Kıbrıslı Türk, Ada’dan ayrılarak, Türkiye’ye göç etmiştir.

1914 yılına kadar Ada’yı mülkiyeti Osmanlı Devleti’nde olmak üzere idare eden İngiltere, Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’na 5 Kasım 1914 tarihinde İngiltere aleyhine girdiği için Kıbrıs adasını ilhak ettiğini bildirir.

İngiltere 1915 yılında ise kendi yanında savaşa dâhil olması şartıyla Ada’yı Yunanistan’a teklif etmiştir. Ancak savaşı Almanya’nın kazanacağını düşünen Yunanistan bu teklifi kabul etmez. Yunan hükümetinin I. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru savaşa İngiltere lehine dâhil olmasına karşın İngiltere adayı Yunanistan’a vermekten vazgeçer. Bu arada ilgili dönemde Ada’da, Rumların Enosisçi faaliyetlerine karşın Kıbrıslı Türkler de Ada’nın Türkiye’ye geri iade edilmesi yönünde faaliyet göstermekteydiler.

Türkler ile Rumlar arasında ilk olaylar, Osmanlı İmparatorluğu’nun adayı 1878 tarihli 50 yıl süreli kiralama antlaşmasıyla Birleşik Krallık’a bırakmasından sonra 1920’de kiralama süresinin dolmasına 8 yıl kala başladı. Bu olaylar sadece siyasi kavgalar olmakta birlikte silahlı çatışmalar şeklinde olmamıştır. 1920 yılında Rumların, İngiltere’nin onayını almadan Yunanistan’a katılma plebisiti yapmak istemesi ve Birleşik Krallık yönetiminin buna izin vermemesi, Rumların önce Birleşik Krallık’ı adadan çıkarmaya yoğunlaşmasına sebep oldu. 1950’lerin sonuna kadar süren bağımsızlık hareketi, 1960 yılında uluslararası anlaşmalara dayanan bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasının yolunu açtı. Rumlar Birleşik Krallık’ı adadan çekilmesiyle, Türklerle birlikte ortak devlete razı olmadılar. Kıbrıs’ın tüm yönetimine kendileri el koyma yoluna gittiler; uluslararası anlaşmaları ve anayasayı çiğneyerek Türklere saldırılarda bulunmaya başladılar.

Zürih Antlaşması

1974 Darbesi Hazırlık

5 Temmuz 1974’te Türkiye, Yunanistan ve İngiltere dışişleri bakanları I. Cenevre Konferansı çalışmalarına başladı. 30 Temmuz’da sona eren konferansta Türk tarafının istekleri doğrultusunda: ‘Ada’da bir güvenlik bölgesinin kurulması, Rum ve Yunan işgalindeki Türk bölgelerin derhal boşaltılması, esir durumda olan asker ve sivillerin mübadele edilmeleri veya serbest bırakılmaları, barışın sağlanması ile birlikte anayasaya uygun bir hükümetin yeniden kurulmasının temini, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıs Türk Toplumu ile Kıbrıs Rum Toplumu olmak üzere iki otonom idarenin mevcudiyeti’ kabul ve ilan edildi.

Başbakan Bülent Ecevit, adada gelişmelerin kötüye gitmesi sebebi ile diplomatik görüşmeler yapmak üzere Londra’ya gitti. Acil olarak toplanan TBMM, Hükümete genel savaş açma yetkisi verdi. 14 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Trakya’da bulunan 1. Ordu, Ege ve Akdeniz’de bulunan birlikler alarma geçirildi. Ayrıca Kıbrıs’a harekât için karargâhı Adana’da bulunan 6. Kolordu Türkiye’nin adaya en yakın noktası olan Mersin’e kaydırıldı.

Birinci harekât

Türkiye Cumhuriyeti tarafından Başbakan Bülent Ecevit Kıbrıs konusunu görüşmek ve gerekirse ortak müdahale yapılabilmesi için İngiltere’ye gitti. Bu sırada koalisyondaki MSP Lideri ve Başbakan Vekili Necmettin Erbakan Milli Güvenlik Kurulu’nu Başbakan Ecevit’in talimatıyla toplayarak müdahale kararının alınmasını sağladı.

Karar, İngiltere ve Yunanistan Büyükelçilerine bildirildiği gibi Ankara’da bulunan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco’ya da iletildi. Libya’dan uçaklar için motor yağı, napalm malzemesi, 20 mm’lik top mühimmatı; İran’dan roketatarlar; Pakistan’dan mühimmat ve sağlık malzemesi teslim alındı.

20 Temmuz 1974 sabahı Türk ordusu, adaya saat 6:05’ten itibaren havadan indirme ve denizden çıkarma yapmaya başladı. Türk paraşütçüleri Lefkoşa’nın kuzeyine, Hamitköy – Gönyeli ve Pınarbaşı bölgelerine indi. Denizden çıkarma, Deniz Piyade Tugayı’na bağlı askerlerce Karaoğlanoğlu (Pentemili) plajına yapıldı. Rumlar, Türkiye’nin 1963 ve 1967’deki gibi adaya müdahale edemeyeceğini düşünmüş bu yüzden ilk başta etkili müdahale edememiş, akşama doğru karşı harekâta başlamışlardır. Rumların karşı taarruzu 20 Temmuz akşamından 21 Temmuz sabahına kadar sürmüş, fakat Rum birlikleri başarı sağlayamamış Türk kuvvetleri mevzilerini korumayı başarmıştır. Ertesi gün tekrar ilerlemeye devam eden 4. Paraşüt Taburu, Rum birlikleri tarafından saldırıya uğrayan Kıbrıs Türk Alayı ile birleşerek Lefkoşa Havalimanı ve Kaymaklı bölgesine taarruza başladı. 2. ve 3. Türk Komando Taburları da Zeytinli istikametinde ilerlemeye başladı. 22 Temmuz’da 3. Paraşüt Taburunun taarruzu sonucu, Deliktepe’nin ele geçirilmesiyle, Türk birlikleri önce Girne’ye girdi, daha sonra da Lefkoşa’ya yöneldi. Ateşkes başlamadan Girne-Lefkoşa hattı birleşti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 353 sayılı kararının 5. maddesi gereği 22 Temmuz 1974 tarihinde ateşkes ilan edildi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu müdahalesinin sonucunda Yunanistan’daki cunta idaresi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki Nikos Sampson Hükûmeti görevini bıraktı.

İkinci harekât: Parola “Ayşe Tatile Çıksın”

Ancak 8 Ağustos’ta II. Cenevre Konferansı’nın yapılmakta olduğu zamanda Türklerin Limasol ve Larnaka civarında bir miktar köyü boşaltmış olmalarına rağmen, Rum Millî Muhâfız Alayı ve EOKA-B ele geçirdikleri yerleri tahliye etmedikleri gibi ellerindeki esirleri de serbest bırakmamışlardır.

Cenevre’de sürdürülen görüşmeler sırasında anlaşmanın mümkün olmadığı kanaati kesinleşince harekâtın yeniden başlatılacağı anlamına gelen “Ayşe Tatile Çıksın” (Ayşe, Turan Güneş’in kızı Ayşe Güneş’in adıdır.) parolasını Türk Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Başbakan Bülent Ecevit’e bildirdi.

Bunun üzerine 13 Ağustos’ta Türk birlikleri tekrar ilerlemeye başladı. Türk birlikleri 14 Ağustos’ta başkent Lefkoşa’ya, 15 Ağustos’ta Lefke ve Magosa’ya girdi.

Harekât neticesinde bir taraftan Magosa’ya diğer taraftan Lefke’ye varılarak Türk tarafının sınırları çizildi.

Harekâtın sonuçları

Yunan Temyiz Mahkemesi cuntacılar hakkındaki dava sonunda 21 Mart 1979 günü 2558/79 sayılı şu kararı verdi:

Zürih ve Londra antlaşmalarına göre Kıbrıs’a yapılan Türk askeri müdahalesi yasaldır. Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirme hakkı olan garantör devletlerden biridir. Esas suçlular darbeyi hazırlayan ve icra eden ve bu suretle de bu müdahalenin koşullarını hazırlayan Yunan subaylarıdır.

Kıbrıs Barış Harekâtı sonunda tarafların kayıpları şöyleydi: Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 415 Kara, 65 Deniz, 5 Hava, 13 Jandarma olmak üzere toplam: 498 şehit ve 1.200 yaralı vermiştir. Kıbrıs Türk tarafı ise, 70 mücahit şehit, 270 sivil ölü, 1,000 yaralı. Kıbrıs Türkleri genel olarak 1672 şehit ve binlerce yaralı vermiştir. Rumlar ve Yunanlılar ise 4 bin ölü, 12.000 yaralı vermiştir.

Savaşın dışında olmasına rağmen BM Barış Gücü askerleri de kayıp vermişti: 3 Avusturyalı asker ölmüş, 24 Avusturyalı, 17 Finlandiyalı, 4 İngiliz ve 3 Kanadalı asker de yaralanmıştı.

1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983’te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur.

Kıbrıs Türklerinin görüşü

Kıbrıslı Türkler, harekâttan hemen sonra sistematik katliamlardan kurtulmuş, yeniden kurulan asayişin etkisiyle 70’lerden önceki duruma geri dönebilmiştir. Kıbrıslı Türkler’e göre Zurih Anlaşması’nın verdiği haklara istinaden Türkiye adaya haklı olarak müdahale etmiş, adanın Türk nüfusuna yönelik saldırıların bitmesinde etkin güç olmuştur.

Kuzey Kıbrıs’ta harekâtla ilgili birçok mezarlık ve tarihi mekânda, Türk askerlerine duyulan minnettarlığın izlerini görmek mümkündür. Adaya ilk çıkan ve burada ölen Türk askerleri için yapılan Şehit Albay İbrahim Karaoğlanoğlu Şehitliği, (Ankara Çubuk Motorize Piyade Alayı Komutanı) bunun en güzel örneklerinden biridir.

Ayrıca bugün KKTC’de bütün devlet ve diğer kurumlarda KKTC bayrağının yanında Türk Bayrağı da asılmaktadır. Bu, Kıbrıs Türkleri’nin, Anavatan Türkiye’ye gönülden bağlı olduğunun en önemli göstergesidir.

Kıbrıs Rumlarının görüşü

Kıbrıslı Rumlar’ın büyük kısmı, harekâttan hemen önceki olayları, Türk ve Yunan/Rum tarafının çektiği acıları unutmuş, adada KKTC’nin kurduğu hâkimiyeti ayrılıkçı bir hareket olarak nitelendirmiş ve Türk Ordusu’nu işgalcilikle suçlamıştır. Rum tarafına göre Türkiye burada adadaki Türkler’in haklarını savunmamakta, emperyalist gayeler gütmekte ve Kıbrıs’ta söz hakkı almaya çalışmaktadır.

Birleşmiş Milletler

Birleşmiş Milletler’e göre Kıbrıs Cumhuriyeti adanın tek hâkimidir ve Güvenlik Konseyi’nin yayınladığı 550 sayılı kararla KKTC’nin Birleşmiş Milletler üyesi devletlerce tanınmamasını istemiştir. Birleşmiş Milletler’e göre Türk askeri adada işgalcidir ve buraları uluslararası herhangi bir anlaşmaya bağlı olmaksızın işgal etmiştir. Alınan bu karar neticesinde KKTC, Türkiye dışında hiçbir Birleşmiş Milletler ülkesi tarafından tanınmamıştır.

Bugüne geldiğimizde…

Bugünlere kadar Kıbrıs Türkleri birçok sıkıntı ve zorluklar görmüştür. Bu sıkıntıların müsebbibi gerek basiretsiz yöneticiler gerek uluslararası arenada yalnız bırakılması gerekse de Türkiye Cumhuriyeti devletinin bölgeye olan ilgisizliğidir.

Lakin geçtiğimiz ay HP (Halkın Partisi) mevcut olan dörtlü koalisyonu bozarak Türk Milliyetçilerinin partisi olan UBP (Ulusal Birlik Partisi) ile koalisyon oluşturarak yeni bir hükümet kurulmuştur. Bu koalisyonun oluşturduğu hükümetin neler yapabileceğini geçtiğimiz günlerde yapmış oldukları ilk icraatları olan Kapalı Maraş bölgesinin açılması kararı ile görmüş olduk. Sadece Kapalı Maraş bölgesinin yeniden faaliyete geçirilmesi kararı değil gerek ekonomik alanda gerek Doğu Akdeniz meselesinde gerekse de iç meselelerindeki almış oldukları kararla ve planlanan uygulamalarıyla milliyetçi bir iktidarın neler yapabileceğini bizlere göstermiş oldular.