Milliyetçi Eğitim Düşüncesi (1923-2009)

“Fırat’a, Necmettin’e ve Aybüke’ye…” Kapağı açar açmaz bu isimleri görüyorsunuz. Eğitim Fakültesinde teröristlerce katledilen, “Size bakınca Fırat’ımı görüyorum.” diyen Fuat amcanın biricik oğlu Fırat Çakıroğlu’na; orası da vatan toprağı deyip evinden kilometrelerce öteye giden ve teröristlerce katledilen Necmettin Yılmaz’a; “Öğretmen oldum ben.” diye sevinen, türkü, “Seni öldürende yoktur din iman” dedikçe burnumuzun direğini sızlatan Aybüke Yalçın’a ithaf edilmiş kitap. Sadece bu ithaf bile durup düşündürüyor insanı.

Adından da anlaşılacağı üzere kitapta Türk milliyetçilerinin eğitime olan bakış açıları incelenmiş ve Türk milliyetçilerinden alıntılar yapılmıştır. Önsözde İsmail Yıldız, “Kitabın yalnızca kaynakçasının dahi ileride konuyla ilgili çalışma yapmak isteyenlere yol göstereceğini düşünüyorum.” diyor. Tamamını okuyunca anladım: Söylenenin fazlası var eksiği yok. Kitabın çok ciddi bir araştırmanın eseri olduğu anlaşılıyor. Dipnotlar, atıflar, açıklamalar, okunan dergi ve kitaplar… Onlarcası taranmış ve ortaya kaynak niteliğinde bir eser çıkmış. Kitap bölümlere ayrıldığı için her bölümle ilgili ayrı ayrı cümleler kurmak ve o bölümlerde altını çizdiğim cümleleri aktarmak isterim.

“Türk Milliyetçiliği ve Eğitim” bölümünde ilk olarak milliyetçilik kavramının tanımlarına yer verilmiş; Türk milliyetçiliğinin Batı’ya nazaran daha geç başladığı belirtilmiş ve bunun sebepleri alıntılar yapılarak açıklanmıştır. Daha sonra eğitim kavramına geçilmiş ve eğitimin kelime anlamından tutun da “Realizm”e, “Marksizm”e kadar eğitim tanımlarından bahsedilmiş. Burada “Fikrî ya da ideolojik amaçlar da eğitimin tanımında etkili olmaktadır.” cümlesiyle  tanımların özü açığa koyulmuş. Türk milliyetçilerinden Mümtaz Turhan, Seyit Ahmet Arvasi, Necmettin Hacıeminoğlu ve  Nurettin Topçu’nun görüşlerine yer verilmiş, görüşlerin ortak ve farklı noktaları belirtilmiştir. Millî eğitim sisteminin amaçlarına yer verilen son sayfalarda yazar belirtilen amaçlara uymanın pek kolay olmadığını söylemiş, cevap aramamız ve çok geç olmadan cevaplarını bulmamız gereken sorular sormuştur. Bu bölümde bizim en çok katıldığımız düşünce ise Hacıeminoğlu’nun “Bir milletin çağın gerektirdiği adımları atabilmesi için en gizli savaş planlarını hazırlayacak kurmay subayından tabancasını imal eden ustasına, köyde alfabe öğreten öğretmenden atom fiziği üzerinde çalışan bilginine ve toprak kazan işçisinden makine yapan mühendisine kadar her ferdinin millî ülkü ile beslenen bir eğitim görmesi gerektiğini” cümleleridir.

“İdeoloji, Politika ve Eğitim” bölümünde yazar, “Türkiye’de bir asırdır iktidar sahipleri millete ideolojik gömlekler giydirmeye çalışmaktadır.” diyor ve öncesinde yazdığı her şey bunu bize ispatlıyor. Köy Enstitüleri ve İmam Hatip Okulları hakkında benzer tartışmalar olduğunun açıklanması ve örneklenmesi bana yeni bir bakış açısı kazandırdı ve hiç düşünmediğim şeyler düşündürmeye başladı. Hasan Ali Yücel dönemini kastederek Hacıeminoğlu’nun “Milli Eğitim Bakanlığı batı eğitiminin temeline hümanizm ve materyalizm gibi iki dinamit koyarak kültürünü ve taklitçiliğini, eski Yunan ve Latin kültürü ile materyalist dünya görüşünü okullara sokarak sınıflarda, imanla, namus, hayâ ve şeref duyguları ile alay edilmesini sağlamış; bunu normal okullarda gizlice, Köy Enstitülerinde ise açıkça yapmıştır.” sözleriyle ideolojik yapıların eğitime verdiği zararı açıklamıştır. Seyit Ahmet Arvasi isim ya da  dönem adı kullanmasa da Hacıeminoğlu’nun eleştirilerine benzer eleştiriler yapmış ve genel bir sömürge eğitimi değerlendirmesi yapmıştır. “Arvasi’ye göre dünyada siyasi açıdan milleti hür, şahsiyetli, şerefli ve müstakil kılan milli eğitim ve yabancı emellere ve niyetlere göre planlanmış milleti esir, zelil ve şerefsiz kılan sömürge eğitimi olmak üzere iki tür eğitim vardır. Sömürge eğitimi ise Fransız tipi ve İngiliz tipi olmak üzere iki çeşittir. Fransız sömürge eğitimi, sömürülecek ülkenin insanını cahil bırakmak, geliştirmemek ve idareci sınıfın çocuklarını soysuzlaştırmak fikri üzerine kurulmuştur. İngiliz sömürge eğitiminin bu konudaki tutuşları daha da farklıdır. Onları ‘yerli çocukları’ İngiliz kültürüne hayran kılmaya, kendi milli kültürlerinden utanç duyacak duruma getirmeye, İngiliz dilini sevdirmeye ve Hristiyanlaştırmaya önem verirler.

Aynı bölümde milliyetçi öğretmenler “Fazla miktarda kitap okumak, köy gençlerine de kitap vermek ve böylece onların köy kahvesine gitmesini önlemek” ile suçlanırken bir taraftan da okullarda okutulan bazı metinlerin içeriğini görmek beni hayrete düşürdü. Bizim mücadelemizin ne olduğunu, kiminle ve neden olduğunu bir kere daha hissetmemi sağladı.

“Din Eğitimi” bölümünde Türkiye Cumhuriyeti’nde açılan ilk İlahiyat Fakültesi ile İmam ve Hatip Mekteplerinden bahsedilmiş; bu okullardaki ders  içeriklerine değinilmiş, kısacası Türkiye’de din eğitiminin tarihsel ilerleyişine yer verilmiş. Türk milliyetçilerinden Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Seyit Ahmet Arvasi, Sâmiha Ayverdi, Necmettin Hacıeminoğlu, Ferruh Müftüoğlu, Hikmet Tanyu, Nurettin Topçu, Mücteba Uğur, Alparslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu gibi isimlerin din eğitimi konusundaki düşünce, söylem ve yazılarına yer verilmiş. Din eğitimi ülkemizde hep tartışmalı bir konu olmuştur. Konu ile ilgili biz “Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlak ve faziletini bir gönülde birleştirmek bizim şiarımız ve hedefimizdir,” diyen Necmettin Hacıeminoğlu gibi düşünmekteyiz. Bölümün sonlarına doğru Mücteba Uğur’un bir anektod üzerine “Türkiye’deki din öğretiminin din eğitimine dönüştürülmesi gerektiğini” söylediği yazılmış. Eğitim ve öğretimin farklı şeyler olduğunu hemen hepimiz biliyoruz. Bir an önce birçok konuda öğretimden çok eğitime odaklanırsak bazı sorunların üstesinden gelebileceğimizi düşünüyorum.

“Değerler Eğitimi” bölümünde de yazar Türk milliyetçilerinden Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Rıza Kardaş, Osman Sönmez, Nurettin Topçu, Seyit Ahmet Arvasi, Necmettin Hacıeminoğlu, Alparslan Türkeş, Sâmiha Ayverdi, Nihal Atsız, Müjdat Kayayerli gibi isimlerin düşüncelerine ve yazılarına yer vermiş. Yıldız, değerler eğitimi bölümünü şu değerli cümleler ile bitirmiş: “Değerler eğitiminin Türk eğitim sistemine sistematik olarak dâhilinin henüz yeni sayılabilecek bir dönemde olmasına rağmen milliyetçi aydınların bu konuya çok önceden eğilmiş olmaları ve konuyu belli bir sistem dâhilinde sunmaları dikkate değerdir. (…) Milliyetçi aydınların ve siyasetçilerin değerler eğitimi için önerdikleri değerlerin ise birleştirici, bütünleştirici ve aşırılıktan uzak oldukları da görülmektedir.

“Müfredat” bölümünde çok değerli tespitler ve yorumlar bulunuyor. Kitapta altını çizdiğim tespitlerden biri olan “Taşer’e göre yükseköğretim üniversiteler ve akademiler olarak ayrılmalı; üniversitelerde yalnızca bilimde araştırmalara yönelmek isteyenler öğrenim görmeli: akademiler ise ülkenin ihtiyacı olan tatbikatçı zümreyi yetiştirmelidir.” cümlesine katılıyorum. Hem böylelikle belki üniversite kadrolarında bireylere değil, çalışmalara kadro açılmış olur.

“Mesleki Eğitim” bölümünde dikkati çeken bir tespit olarak yazarın “Kız çocuklarının eğitimi meselesi genellikle milliyetçi aydınlar tarafından ihmal edilmiş ya da genel esaslar içinde değerlendirilerek özel bir yer verilmemiştir…” cümlesi karşımıza çıkmaktadır.

“Öğretmen Yetiştirme” bölümünde üzerine düşünülmesi gereken tanımlar yer almaktadır. Kitapta düşünce ve tanımlarına yer verilen isimlerin hepsi öğretmenin üstün özelliklerle donanımlı olması ve bu özelliklerin dönem dönem kontrol edilmesi gerektiğini bize söylemişlerdir.

“Öğretmenlik Mesleğinin Sorunları” bölümünde -bana göre- bahsedilen tüm sorunların temelinde bir önceki bölümde bahsi geçen öğretmen niteliklerinin yetersiz olması yatmaktadır. Bu bölümde bakanlığın öğretmene sahip çıkmamasından öğretmenlerin teşkilatlanamamasına kadar birçok sorun dile getirilmiş ve bunlarla ilgili çözüm önerilerine yer verilmiştir.

“Okul ve Çevre” bölümünde dikkate alınması gereken asıl çevre bence medyadır. Çünkü çocuklar artık sokaklarda değil, bilgisayar sandalyelerinde top oynayıp çamurdan evler yapmak yerine televizyon programları izlemektedir. Bu yüzden bu bölümde en önemli gördüğümüz kısım İhsan Unaer’in çevre hakkındaki düşünceleridir. Unaer’e göre düzeltilmesi gereken çevre faktörlerinin başında “basın” gelmektedir.

“Yabancı Dil Öğretimi” bölümünde Türk milliyetçilerinin yabancı dil öğretimine karşı olmadıkları, yabancı dille öğretime karşı oldukları alıntılar ile belirtilmiş; tamamen yabancı dile karşı olanların da çözüm önerilerine yer verilmiştir.

“Sonuç” bölümünde 1923-2009 yılına kadarki Türk milliyetçilerinin düşünce ve görüşleri genel olarak değerlendirilmiştir.

Yaklaşık on beş sayfalık “Kaynaklar” bölümü, çalışmaya ne kadar emek harcandığını göstermektedir. İsmail Yıldız bu kitabını yazabilmek için yüzlerce sayfa okumuş, onlarca konu hakkında araştırma yapmış ve önsözde söylediği cümleleri birebir ispatlamış.

Yıldız, kitapta yer verilen görüşlerin hiçbirine “Bunlar bizim mahallenin abileri, ne derlerse doğru demişlerdir.” dememiş; yetersiz gördüklerini dile getirmiş, kimi düşüncelerin destekçisi kimi düşüncelerin karşısında olmuş. Kitabı -düşüncesi her ne olursa olsun- herkese öneririm. İşlenen konular her ne kadar Türk milliyetçilerinin bakış açılarını yansıtsa da herkesin düşünmesi, sorgulaması ve çözüm üretmesi gereken konular olarak göze çarpmaktadır. Unutulmamalı ki toplumun yapı taşını bireyler oluşturur. Bireylerin gelişimdeki en önemli unsur ise eğitimdir.