Musa Akkaş: “Tarih dersi özellikle de Türk tarihi, kendi başına bir alan olarak ve zorunlu ders olarak okutulmalıdır aksi durumda büyük bir hata yapılmış olacaktır”

Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa Akkaş ile geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un açıklamış olduğu yeni eğitim sistemini konuştuk.

Geçtiğimiz günlerde açıklanan yeni eğitim modeli Türk milletine neler vaat ediyor? Yeni sistemde ne gibi değişiklikler var? Bizlere bahsedebilir misiniz?

Türk Eğitim-Sen olarak eğitim sistemi üzerine bu günlerde özellikle yeni bir sınıf sistemi, yeni bir eğitim modelini açıkladıktan sonra ilgili ilgisiz, ilgili bilgisiz herkesin birtakım düşüncelerini biraz da ideolojik düşünerek ortaya koyduklarını düşünüyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’nın gündeminde öncelikli gündem olmasından da mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum. Özellikle son günlerde eğitimin sıkça konuşulması sıkça sorunlarından bahsedilmesi çözüme yönelik açıklamalarda bulunuluyor olmasından dolayı son derece memnunuz. Bir arayış içine girilmesini de son derece iyi gelişmeler olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum. Tabii açıklanan yeni lise eğitim modeline yönelik değerlendirme ve tartışmaların uzun soluklu olacağı aşikâr. Şu an itibarıyla bir çerçeve, bir program ortaya konuldu ama içeriği henüz doldurulmadı. Önümüzdeki günlerde programın işleyişi ile ilgili diğer akla gelen bir takım soru işaretleri ile ilgili bakanlığın mutlaka bu sistem hakkında daha doyurucu açıklamaları olacaktır. Tabii programa bütün sistemin bir parçası olarak bakıyorum. Olumlu bulmakla beraber Türk Eğitim-Sen olarak çekincelerimiz de var. Türk Eğitim-Sen olarak bir şeye hepten hayır veya hepten evet şeklinde bakmıyoruz. Öyle bir anlayış içerisinde değiliz. Doğru bulduklarımıza doğru yanlış bulduklarımıza yanlış diyoruz. Eksiklikleri de yetkililerle paylaşıyoruz. Yeni sistemle ilgili olarak da sistem yeni olduğundan dolayı çok tartışılacaktır. Kafalarda ister istemez soru işaretleri de oluşmuştur. Yine neler oluyor diye endişelerle oluşmaya başladı. Buna sebep geçmişte yaşanan sistem değişikliklerinden oluşan olumsuzluklardan kaynaklanmaktadır. Geçmişte 8 yıllık zorunlu kesintisiz bir eğitim sistemi ideolojik bir dayatmanın ürünü olarak uygulanmaya geçirildi. Daha sonra 1997 yılında katsayı sorunu yine ideolojik bir dayatma ürünü olarak meydana getirildi. Bu iktidar döneminde de 4+4+4 kesintili ve zorunlu eğitim sistemi getirildi. Buradaki sorunlardan dolayı toplumun ve eğitim çalışanlarının kafası karışık. Çünkü bu sistemler tamamen ideolojik ve siyasi idi. Bir sistem değişikliği yapacağınız zaman mutlaka bir insan planlaması ve fiziki altyapı planlamasını yapmak zorundasınız. Bunu yapmazsanız eğitimde ciddi anlamda bir karışıklıkla karşı karşıya kalırsınız. Bunun zararlarını biz geçmişte 8 yıllık eğitim sisteminde yaşadık ve şu an uygulanmakta olan 4+4+4 eğitim sisteminde de yaşadık. Çok sayıda öğretmenimiz fiziki imkânlardan kaynaklanan sorunlar da yaşadı. Tabii sistem değişikliği olmalı mı diye soruyu yöneltecek olursak, ideolojik bir sistem değişikliği, siyasi düşünülmüyorsa, dünya ölçeğinde bir yarış hedefleniyorsa gereklidir. Zira Türkiye ‘PİSA’ sonuçlarına bakıldığında özellikle matematik ve fen alanlarında çok başarısız bir ülke konumunda. Hızla gelişen dünyada, teknolojinin son derece hızla ilerlediği bir zamanda, eğitim sisteminin de buna paralel olarak gelişmesi de gerekli bir durumdur. Gelişen dünyada çağın ihtiyaçlarına cevap verecek bir düzenleme yapmak gerekiyor. Türkiye olarak dünya ülkeleri ile her alanda rekabet edebilmeliyiz. Bunlardan hareketle diyebiliriz ki; eğitim sistemi çağdaş ama milli ve insanı ötekileştirmeyen, insanı kamplara, gruplara ayırmayan bir sistem ve düşünce anlayışıyla yapılacaksa elbette buna ihtiyaç vardır. Bir sistem değişikliği yaparken bunları çok iyi düşünmek, tahmin edip tasarlamak lazımdır. Türkiye’de eğitim sistemi modeli değiştirileceği zaman da bunun tarafı olan kesimler vardır. Bunlar akademisyenlerdir, öğretmenlerdir, üniversitelerdir, velilerdir ve bu işin muhatabı olan sendikalılardır. Bunlarla görüşerek, konuşarak, olayları ciddi anlamda tahlil ederek bir sistem değişikliğine gidilirse elbette sağlıklı sonuçlar alınabilir. İstişare çok önemlidir. Dinimizde istişarenin önemine çokça vurgu yapılmıştır. İstişare yapılmadan amaca ulaşmanız mümkün değildir.

Öncelikle yıllardır tartışılan meselelere Milli Eğitim Bakanlığı’nın cesaretle dokunuyor olmasını ben gerçekten takdirle karşılıyorum. Daha önceki sistem değişikliklerinde yapılmadığı bir şekilde bu defa nispeten istişare yolunun takip edilmesini takdir edilecek husus olarak bakıyorum. Bu yeni sistemin bir çerçeve planı çizildi. Henüz içeriği ile ilgili fazla bir bilgiye sahip değiliz. Yeni sistem kademeli olarak hayata geçirilmelidir. 2020-2021 eğitim-öğretim yılında bu sistem 9. sınıflarla birlikte başlayacak. Yeni sistemin kademeli bir şekilde hayata geçirilmesini de doğru bir yaklaşım olarak görüyorum. Eğitim sistemimiz, oyun devam ederken oyunun kurallarının değiştirilmesinin ceremesini çok çekti. Bunu lise yerleştirmelerinde de üniversite sınavlarında da yaşadık. Bu bakımdan programın böyle etaplara ayrılarak uygulama tarihlerinin belirlenmiş olması, hangi tarihte hangi değişikliğin yapılacağının planlı olması isabetli olmuştur. Bu durumda hata yapma riski ortadan kalkmıştır. Sayın Bakan programı açıklarken yeni derslerin getirileceğine, yeni seçmeli derslerin konulacağına, bazı zorunlu-ortak derslerin de kaldırılacağına yönelik birtakım açıklamalarda bulundu.

Yeni sistemde ders saati sayısı da azaltılacak ki bu yıllarca ülkemizde tartışılan bir konuydu. Ders saati sayısının azaltılması çocuklar üzerindeki ağır bir yükün kaldırılması olarak düşünüldüğünde olumlu görülebilir. Ama öğretmenlerimizin de norm fazlası bir duruma düşmemesi gerekiyor. 4+4+4 sistemiyle birlikte 40 bin sınıf öğretmeni norm fazlası oldu. Bunun sonucunda yürekleri sızlatan bir uygulamaya geçilerek 40 bin öğretmen yan alan denilen alanlara geçirildi. Bu öğretmenlerin 17 yıldır sınıf öğretmenliği yapıyor olmasından dolayı yeni alanlarında ister istemez başarısızlıkla karşı karşıya kalındı. Dileriz bu yeni uygulanacak sistemde böylesi bir yanlışa düşülmez. Öğretmeni norm planlamalarıyla rahatsız etmeden ve yeni mağduriyetlere sebep olmadan, onları heyecanlandıracak ve inandıracak bir anlayış ortaya konulmalıdır. En nihayetinde sistemi işletecek olan öğretmendir, eğer öğretmeni huzursuz edersek sistemin başarılı olmasını da sağlayamayız. Yine Milli Eğitim Bakanlığınca müzik, beden eğitimi ve görsel sanatlar gibi derslerin seçmeli olarak okutulacağı duyuruldu. Sayın Bakan çocuklarımızın sosyal, sportif ve sanatsal yeteneklerini ön plana çıkaran bir eğitim planlaması olacağını duyurdu. Ancak bu derslerin seçmeli olmasından dolayı hedeflenen sisteme nasıl ulaşılacağı konusunda endişeler var. Bu derslere ilgi uyandırıp seçilmesini sağlamak için teşvik edici çalışmaların yapılması lazım. Çocukları odalara hapsetmemek lazım deniliyor. Sürekli test çözdürmemek, onları sosyal hayattan koparmamak gerekir. Şahsiyetlerinin oluşması için sosyal ve sportif faaliyetler önemlidir tabi ki ama bu dersler seçmeli ders haline getirilirse çocukta bir şahsiyet ve kimlik sorunu yaşanılabilir. Çocuklar için akademik başarı önemli olduğu kadar psikososyal eğitim, beden ve ruh sağlığı eğitimi de gerçekten çok önemlidir. Bu derslerin saati zaten Avrupa ülkeleriyle mukayese edildiğinde üçte biri kadardır. Bir de seçmeli ders haline getirildiği takdirde seçilmeyecek ders durumuna getirilmiş olur ki bu durumda da Sayın Bakanın ifade ettiği hedeflere ulaşamayız. Beden eğitimi dersi hem kurum kültürünün hem okul kültürünün hem de sevgi ortamını sağlayan derslerin başında yer almazsa bu anlayıştan uzak bir eğitim modeli yaratılmış olur. İçerde disiplini sağlamak üzere okulların etrafı kalın duvarlarla çevriliyor ama buna rağmen okullarımızda özellikle de orta öğretim kurumlarında disiplin ve güvenlik sağlanamıyor. Uyuşturucu maddelerin girmesini önleyemiyoruz. Sebebi hiç şüphesiz güzel sanatlar ve beden eğitimi derslerine yeteri önemin verilmemiş olmasıdır. Tabi burada orta öğretim kurumlarının genel lise bölümü ile ilgili bir takım açıklamalar yapıldı ama meslek liseleri ile ilgili bir açıklama yapılmadı. Meslek liselerindeki uygulamada diğer liselerdeki uygulama gibi olacak mı? Çünkü biz hep şu sloganı oraya atıyoruz. “Meslek lisesi memleket meselesi!” Bu sorunlarla baş başa olan ve batıl durumdaki meslek liselerini de biraz daha cazip hale getirmenin yollarını aramak zorundayız. Çünkü ülkemizde lise eğitiminin neredeyse yarıya yakını meslek liselerinden oluşmaktadır. Dolayısıyla açıklanan yeni programda ders programlarının, Meslek Liseleri, İmam Hatip Liseleri, Sağlık Meslek Liseleri, Turizm Meslek Liseleri, Otelcilik gibi okullarda ders dağılımının nasıl uygulanacağını konu alan bir açıklama yapılmadı. Mutlaka unsurların açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu kadar yoğun bir şekilde sek törel iş birliğinden ve lise düzeyinde meslek sahibi yapmaktan bahsedilirken programın adeta sadece akademik lise üzerinden okunması, zaten kaliteli meslek lisesi sıkıntısı yaşayan ülkemize, eğitim sistemimize ve sektörün bakış açısına zarar verecektir. Meslek liseleri ile ilgili de yeni programın, yeni sistemin nasıl olacağına dair bir açıklamayı bu o okullara yönelecek olan öğrencilerimizin velileri merak ile beklemektedirler. Meslek liseleri ile ilgili bir açıklamanın mutlaka Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılması lazımdır. Biraz önce de ifade ettiğim gibi okulların fiziki yapıları da çok önemlidir. Bunlar arasında bir dengesizlikte söz konusudur yani Ankara’daki bir merkezi okulla kenar semtteki bir okulun imkânları arasında çok büyük farklıklar var. Laboratuvar farklılığı var, salon farklılığı var, öğretmen farklılığı var. Öncelikli olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu alt yapı sorunlarını ve okullar arasındaki eşitsizliği ortadan kaldıracak bir takım düşünceleri yöntemleriyle birlikte hayata geçirmesi lazımdır. Çünkü bazı dersleri yaparak, yaşayarak öğrenme prensibini temel alan bir programı biz hayata geçireceğiz. Gerekli atölye ve laboratuvarınız yoksa hedefler yalnızca kâğıt üzerinde kalacaktır. Ülkemizde fırsat ve imkân eşitsizliği gözden kaçırılmamalı, bu dengesizliği giderecek bir takım tedbirlerin yeni sistem başlamadan Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ortaya konulması gerekiyor diye düşünüyorum.

Programın içeriğine baktığımızda tarih gibi zorunluluğu tartışılamayacak bir dersin ortak derslerden çıkarılıp seçmeli derslere eklendiğini görüyoruz. Mevcut sistemde, yeni nesillere tarih şuuru verme noktasında zaten tartışmalı bir durum söz konusu iken bu düzenleme hakkında neler söylemek istersiniz?

Kamuoyunda “Matematik dersi kalktı mı, tarih dersi kaldırılıyor mu?” gibi tepkiler oluştu. Aslında meseleye bilimsel yaklaşılsa veya biraz daha beklenilse olumsuzluklar ortaya konularak milletin zihni bulanmaz. Zihin bulandırıcı birtakım unsurlar vardır ancak onlara da kulak asmamak gerekir. Onların söz sahibi olmaması için Milli Eğitim Bakanlığı’nın daha geniş ve teferruatlı bir açıklama yapmasında fayda var. Sayın Bakan, çocuklarımızın öz geleceklerini yazmalarının önemine vurgu yaptı. Ancak öz geçmiş okumadan öz gelecek yazamayız. Coğrafyayı bilmeden tarihi de öğrenemeyiz. Çocuklar, hem bulundukları ildeki coğrafyayı hem bulundukları ilin tarihini hem de Türk tarihini çok iyi bilmek zorundadırlar. Geçmişini bilmeyen geleceğini tayin edemez. Dolayısıyla yeni sistemdeki soru işaretlerinden biri tarih dersiyle alakalıdır. Tarih dersinin sosyal ve beceri bilimleri adlı ders gurubunda yer alması Türk Eğitim Sen olarak bizi endişeye sevk etmiştir. Tarih ve coğrafya dersleri kalkıyor onun yerine sosyal ve beceri bilimleri gurubu diye bir ders bütünlüğü geliyor. Tabi bu dersi kimlerin okutacağı konusunda da tereddütler söz konusudur. Henüz dersin müfredatıyla ilgili bir netlik de yok. Tarih dersi özellikle de Türk tarihi, kendi başına bir alan olarak ve zorunlu ders olarak okutulmalıdır aksi durumda büyük bir hata yapılmış olacaktır. Türk Eğitim-Sen olarak bu yeni sistemin bütünüyle alakalı kamuoyuna bir açıklamamız olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin fazlasıyla ihtiyaç duyduğu Türk milletinin menfaatini gözeten, şahsiyet sahibi nesiller yetiştirmek adına nasıl bir model uygulanmalıdır?

Türk milli eğitiminin ‘1739 Sayılı Türk Milli Eğitim Temel Kanunları’ gerçekten bu konuda çok açıktır. Türk Milli Eğitim Temel Kanunu milli, manevi doğrultuda insan haklarını önemseyen, hukukun üstünlüğünü ön gören, insan haklarına saygılı, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı nesiller yetiştirilmesini hedeflemiştir. Ama her gelen iktidarın kendi siyasi düşüncesine göre, kendi ideolojisine göre bir takım dayatmaları olmuştur. Bundan dolayı da toplumda bir bölünme, bir kargaşa ister istemez yaşanmıştır. Hâlbuki eğitim sistemini partiler üstü milli bir politika ile hayata geçirmek lazımdır. Eğer ideolojik saplantılardan, siyasi düşüncelerden arınmış bir eğitim sistemi Türk Milli Eğitimi’nin kültürel ve milli değerlerine uygun bir şekilde hayata geçirilirse arzu edilen bir gerçeğe kavuşmuş oluruz. Bu sistemi hayata geçirecek iki unsur var: Biri öğretmen faktörü diğeri ise yönetici faktörü. Yani öğretmenin sosyal statüsünü ve sosyal özlük haklarını iyileştirmeden yaşadıkları bir takım problemleri çözmeden bu istemi başarılı hale getirmek mümkün değildir. Sonuçta bir program uygulayacak olanlar mutlaka öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz olacaktır. Öğretmen ancak sistemin önemli bir paydası olarak kabul edilir ve heyecan oluşturulabilirse bu sistemden bir başarı elde edilebilir. Bunun için çalışma ortamını huzursuz kılan öğretmenin motivasyonunu bozan bir takım olumsuz unsurları ortadan kaldıran bir anlayışla mesleğe yaklaşmak lazımdır. Bugün öğretmenler içerisinde çok mutsuz olan öğretmenlerimiz bulunmaktadır. Eşinden, çocuklarından ayrı yaşayan öğretmenlerimiz bulunmaktadır. Onlardan bir kısım, sözleşmeli olarak istihdam edilenler, öğretmen arkadaşlarımızın aile bütünlüğü bulunmamaktadır. Çocuklarından ve eşlerinden ayrı görevlerini yürütüyorlar. Çocuklarını ve eşlerini mutlu edemeyen bu öğretmenler öğrencileri nasıl mutlu ve motive edecek. Mutsuz bir kadro eğitim sistemini nasıl başarılı kılabilir? Bundan sonraki süreçte öğretmen alımlarının sözleşmeli statü ile değil de onların da sorunlarını çözecek şekilde kadrolu öğretmen alımı ile gerçekleştirebiliriz.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yeni sistemini hayata geçirecek olanlar şüphesiz yöneticilerdir. Sağlıklı bir yönetici atama yönetmeliğinin hayata geçirilmesi gerekmektedir. İnsanları ayrıştırmayan, insanları kamplara bölmeyen bir yönetici atama yönetmeliği mutlaka uygulamaya geçirilmelidir. Zira şuan itibari ile eğitimde yönetici atama yönetmeliğinden dolayı ciddi anlamda bir kargaşa bulunmakta. Çalışma huzurunu katleden unsurların başında yönetici ataması gelmektedir. Okulların işleri daha başarılı yürütmesi çok önemlidir. Çalışanları ayrıştıran,   çalışanları kamplara bölen yönetici anlayışı ile sistem başarılı kılınamaz. Liyakat ve ehliyet esasına göre atanmamış ve çalışanları ötekileştiren yöneticiler ve eğitim çalışanlarının motivasyonun sağlanamadığı artık görülmelidir. Bizim inancımız işi ehline vermemiz gerektiğini söyler, ehilden maksat ise liyakat ve kariyer sahibi insanların iş başına getirilmesidir. Bu konuda tüm siyasi partilerin yazar ve çizerlerinin, STK’lerin ve sendikaların bir görevi de burada ortaya çıkmaktadır.  Gerçekten işten anlayan, tecrübe sahibi, donanımlı ve bilgi sahibi insanlar iş başına getirilirse eğitimde ciddi olarak karşılaşılan sorunların çözülmesine katkı sağlanmış olur diye düşünüyorum. Yeni sistemde bir takım seçmeli dersler de getiriliyor ve bazı dersler zorunlu olmaktan çıkarılıyor.

Yeni derslerin eğitim hayatımıza gireceğini biliyoruz fakat bu yeni dersleri kim okutacak? Bu konuda bilgi ve tecrübe sahibi öğretmenlerimiz var mı? Bence sertifika programları hazırlanacak. Bu sertifika programında yetiştirilen öğretmenler eliyle yeni derslerin verilmesi sağlanacak veya yeni müfredatlar sertifika programı marifetiyle uygulamaya konulacak. Geçmişte bazı dersler seçmeli veya zorunlu ders olarak okutuldu ama bir fayda temin edilmedi. Bunun sebebi de o alandan öğretmen olmamasıydı. Bu bakımdan yeni nesil dersler itibari ile öğretmenlerimizin yetiştirilmesi hususunda da önemli bir yatırım ve zaman gerektiği görülüyor. Sistem değişikliği kolay olmayacaktır. Önceki günlerde Sayın Ziya Selçuk tarafından kamuoyuna açıklanan yeni program için, ilgili her değişkenin değerlendirmeye alınarak, ciddi bir çalışma yapıldığı görülüyor. Bu yeni sitemin hayata geçirilmesi noktasında emeği geçenlere, başta Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk olmak üzere herkese teşekkür ediyorum. Ancak olası problemleri en aza indirmek yeni programın başarısı için, programın uygulayıcıları olan öğretmenlerimizin motivasyonunu korumak için azami dikkat ve gayret gösterilmelidir. 2020-2021 eğitim öğretim yılında hayata geçirilecek yeni program için bir yıllık hazırlık dönemi öngörülmüş. Ben bu sürenin de yeterli olacağını düşünmüyorum çünkü köklü bir değişiklik söz konusudur. Bu sürenin yeterli gelip gelmeyeceği de ayrı olarak iyi bir şekilde değerlendirilmeli. Yeni lise programının yeni problemlere yol açmaması için tedbirler alınmasını biz arzu ediyoruz. Geçmişte yaşadığımız olumsuzlukları yaşamak istemiyoruz. Ülkemizin menfaatine olacak ve Türk milli eğitiminin temel ilke ve amaçlarına uygun bir eğitim sistemi hayata geçirilmesi noktasında ki gayretlerine biz Türk Eğitim-Sen olarak destek vereceğiz. Yanlış bulduğumuz konulara da yanlış diyeceğiz. Eksik bulduğumuz konularda da yetkililerle, özellikle Milli Eğitim Bakanlığı ile görüşerek bu eksikliklerin, yanlışlıkların telafi edilmesi noktasında uyarılarımızı yapacağız.