Musa AKKAŞ:“‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun’ demek bence bir şereftir. Biz kimseye zorla şeref bahşedemeyiz.”

Andımızın okullarda okutulmasının kaldırılmasını ve Danıştay’ın geçtiğimiz günlerde aldığı kararı bize değerlendirebilir misiniz?

Son günlerde Andımız ile ilgili Danıştay 8. Daire’nin vermiş olduğu karar üzerinden ateşli bir tartışma başladı. Adeta diyebiliriz ki hainler geçidi ile karşı karşıya kaldık. Türklükten nasibini almamış, milli duyarlılığı olmayan Siyasal İslamcılar Andımızdaki bazı kelimelere, bazı cümlelere karşı çıkarak Andımızın okutulmaması yönünde direnişe geçtiler. Onların bu direnişi milli duyarlılığının olmadığının göstergesidir. Türkiye Kamu-Sen, Türk Eğitim-Sen “benim ilkem önce ülkem diyen” ve Türkiye sevdalılarının hayat verdiği bir sivil toplum hareketidir. Türk Eğitim-Sen kuruluş felsefesi gereğince varlığını sürdüren bir harekettir. Özellikle bizler için, Türkiye Kamu-Sen’e gönül verenler için konu milli duygular ise, vatan ise bütün teferruatı bir kenara bırakarak şartsız bir şekilde devletin ve milletin yanında saf tutan bir harekettir.

Öğrenci andını önemsiyoruz. Çünkü öğrenci andı bizim milli kimliğimizin bizatihi kendisidir. Andımız Türkiye’de 1933 yılından bu yana öğrenci andı olarak söylenmektedir. Çözüm süreci ve açılım süreci öncesinde PKK’yı destekleyen bir takım unsurların, Siyasal İslamcıların isteği üzerine, aynı zamanda hükümetin de birilerine şirin görünme adına maalesef 2013 yılında Andımız kaldırılmıştır. Bu son derece yanlış bir uygulamadır. Aslında anayasayı ihlal etmedir. Her ne kadar bazı hükümet üyeleri, sendikalardan bazı kişiler Danıştay 8. Daire’nin almış olduğu karara anayasaya aykırıdır dese de Danıştay vermiş olduğu karar ile bir olumsuzluğu düzeltmiştir. Danıştay ilkesel bir karar vermiştir.

Andımızdan en çok rahatsız olanlar terör örgütü PKK, Siyasal İslamcılar ve bunların uzantılarıdır. İktidarın PKK ile FETÖ ile beraber yürüdüğü zamanlarda Andımız kaldırılmıştır. O dönem PKK siyasi uzantısı olan ve kapatılan BDP’de eş başkanlık yapan Gülten Kışanak’ın konuşmalarını herkese hatırlatmak isterim: “Geç kalınmıştır. Ülkede her sabah çocuklara yalan söyletilen, ırkçılık, ayrımcılık içeren bir metnin Türkiye’nin hayatından çıkarılması önemlidir.” O yıllarda bunu ifade etmiştir. Yine PKK’ya yardım ve yataklık etmek suçundan cezaevinde olan, Cumhurbaşkanının da ifade ettiği gibi bir terörist olan Selahattin Demirtaş 2011 yılında BDP eş başkanı iken öğrencilere okutulan Andımıza boykot çalışması başlatmış, Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvurarak kızının okulda Andımız faaliyetine katılmayacağını bildiren bir dilekçe vermiştir.

Danıştay’ın ilk kararına karşı çıkanlardan Bekir Bozdağ’ın, “Fethullah Gülen bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir. Seversiniz, sevmezsiniz ama değerli bir insandır. Bilge bir insandır. Fethullah Gülen bu ülkenin milli ve manevi değerlerine bağlı nesillerin yetişmesi için hizmetini yapıyor. Her şeyi göz önünde olan, savcılık kararı olmayan birine çete derseniz ona haksızlık edersiniz.” diyerek geçmişte FETÖ’yü savunması tesadüf değildir. Yine geçmişte “Fethullah Gülen hocaya acil şifalar diliyorum, geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, selam ve dua ile” mesajını yayınlamış olan Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı Avni Yalçın’ın Andımız düşmanlığı için eyleme geçmesi de tesadüf değildir.

Adına çözüm süreci denilen çözülme sürecinin yıkıntılarını ağır bedeller ödeyerek kaldırdık. Andımızın mahkeme kararıyla da olsa yeniden okullara dönmesi kelimenin tam anlamıyla eğitimde açılan hendeklerin kapatılmasıdır. Bu hendeklerin açılmasına göz yummak ne kadar yanlış ise Andımızın kaldırılması da o kadar büyük bir yanlış olmuştur. “Ne mutlu Türküm” demek her Türk vatandaşının gururla ve heyecanla tekrarladığı bir ilkedir. Bunu silmeye, kaldırmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

İktidara, Rahip Brunson davasında “yargı bağımsız karar verdi” deyip, Andımız davasında “yargı haddini aştı” demesi neyin nesidir diye sormak istiyorum. Bu ülke kimsenin babasının tapulu malı değil, Türk milletinin namusudur. Bu ülkede “Ne mutlu Türküm” demeye devam edeceğiz.

2009 yılında Nimet Çubukçu döneminde Andımızın kaldırılması ile ilgili bazı vatandaşlar tarafından dava açıldı. Milli Eğitim Bakanlığı bu davalara savunma yaptı. “Öğrenci andında yer alan ifadeler Türkiye Cumhuriyeti anayasasına aykırılık taşımamaktır.” diye savunmada bulundu. Vatandaşın başvurusu da Danıştay tarafından reddedildi. Danıştay Andımızın okutulmasına devam kararı verdi. Bugün biz de Türk Eğitim-Sen olarak 2009 yılında MEB’in savunmuş olduğu fikirler doğrultusunda savunma yapıyoruz.

Cumhurbaşkanımız geçtiğimiz günlerde grup toplantısında yapmış olduğu konuşmada “Bizim bir andımız var. Yalnızca bu İstiklal Marşı’dır. Biz başka bir andı kabul etmiyoruz.” dedi. Bunu son derece yanlış buluyoruz. Zira İstiklal Marşı’nın içeriğini de baktığımız zaman Türklüğü çağrıştıran, milletin tarifini yapan cümleler vardır. Eğer siz anda ırkçı ifadeler ihtiva ediyor diyorsanız, İstiklal Marşı’nda daha çok yer almaktadır. Herhalde andı kaldırılanlar iki gün sonra İstiklal Marşı’nın da kaldırılması yönünde bir girişimde bulunabilirler diye düşünüyorum.

2013 yılında ‘Andımız’ın kaldırılması kararından sonra Türk Eğitim-Sen olarak neler yaptınız?

2013 yılından bu tarafa Andımızın kaldırılmasından sonra “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” diyen bir sendika olarak biz buna karşı çıktık. Dava açtık. Çünkü Andımız bizim için milli bir metindir. Dava süreci biraz uzun sürdü ve nihayetinde 2018 yılında Danıştay 8. Dairesi Andımızın kaldırılmasını hukuka uygun görmedi.  Bu karardan sonra milli olmayan şahıslar, STK’lar yargı kararını eleştirerek, anayasanın ihlal edildiğini söylediler. Danıştay yanlış verilen, anayasaya aykırı olan, Türk Milli Eğitiminin temel kanununa aykırı olan bir kararı böylelikle düzeltmiş oldu.

Danıştay’ın aldığı karara karşı çıkanlar oldu? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz Türk Eğitim-Sen olarak bu karşı çıkışlara şunu sormak istiyoruz: “Ant’ta geçen Türküm, doğruyum, çalışkanım sözleri niye rahatsız ediyor? Karşı çıkanlar Türk mü değil, doğru mu değil, çalışkan mı değil?”

Anayasaya aykırı diyenlerin anayasaya bakmalarını tavsiye ediyorum. Zira anayasanın 66. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” diyor. Andımız bu yönüyle anayasaya aykırı bir metin değil.

Andımız Türklüğü, bağımsızlığı, birliği, bütünlüğü ihtiva ediyor. Danıştay’ın vermiş olduğu kararla çözüm sürecinin atıldığına ben inanıyorum.

Türküm demek suç mu? Doğruyum demek yanlış mı? Çalışkanım demek gaflet mi?

Andımıza kim dil uzatıyorsa ben onun Türklük ile bir derdi olduğuna inanıyorum. “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” demek bence bir şereftir. Biz kimseye zorla şeref bahşedemeyiz. Bazı Siyasi İslamcılar “bu ayet mi, hadis mi?” diyerek bir çatışma da yaratmaya çalışıyorlar. Bunlar Türklük ile İslam’ı karşı karşıya getirme gayreti içerisindeler. Bizce Türk ve İslam büyük bir anlam ifade ediyor. Türk ve İslam kelimesi et ve kemik gibidir. Türklüğü ve İslam’ı ayırmak isteyenler bölücülük yapmaktadırlar. Andımızı yazan da bizler gibi bir insan. Andımız ilahi bir metin değil. Fakat Andımızda yer alan kelime ve cümlelerin neredeyse tamamına yakını Kur’an’ı Kerim’deki ayetlerde ve hadislerde kendisini bulmaktadır. Andımıza karşı çıkan bir takım Siyasi İslamcıların Kur’an’ı da iyi okumasını tavsiye ediyorum. Andımızda yer alan “Doğruyum”, “Çalışkanım”, “Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak”, “Yurdumu, milletimi özümden çok sevmek”, “Yükselmek”, “İleri gitmek” ifadeleri ile ilgili olarak çok sayıda ayet ve hadis gösterilebilir. Peygamber Efendimiz bir hadisinde “Vatan sevgisi imandandır.” demektedir. Bir ayette “Öyleyse emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” denilerek doğruluk, başka bir ayette de “İnsan için bilsin ki kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” denilerek çalışkanlık vurgulanmaktadır. Bu ayet ve hadisler Andımıza karşı çıkanların İslam’la da alakalarının olmadığını göstermektedir.

Danıştay’ın kararından sonra süreç nasıl işleyecek?

Mahkeme kararı üzerinden MEB’in Andımızın okunup okunmayacağına 30 gün içerisinde karar vermesi gerekiyor. Aksi takdirde, 30 gün içerisinde okutulması yönünde bir karar vermez ise, Türk Ceza Kanunun 257. maddesine göre görevi kötüye kullanmak suçu işlemiş sayılacak. Biz de Türk Eğitim-Sen olarak Andımızın okutulması yönünde bir genelge yayınlayacağız.

Son olarak bizlere neler söylemek istersiniz?

Biz Türkiye Kamu-Sen, Türk Eğitim-Sen olarak 2013 yılına kadar okullarda okutulan Andımızın yasaklanmasını, o tarih itibarı ile yanlış bulduğumuzu kamuoyuyla paylaşmıştık. Bu konuda ciddi eylemler yapmıştık. Çözüm süreci öncesinde bir takım vatan hainlerin, bölücülerin karşı çıkışı ve bir arayış içinde olan, birilerine şirin görünme düşüncesinde olan hükümet tarafından maalesef Andımız kaldırılmıştı. Biz de Türk Eğitim-Sen olarak Andımızın kaldırılmasına karşı çıktık ve konuyu yargıya taşıdık. Danıştay 8. Dairesi de bu talebimizi uygun gördü. Hükümetin Andımızı kaldırmasını hukuka uygun bulmadı. Bu günlerde yoğun bir şekilde bazı hain yazar-çizerler tarafından, maalesef Cumhurbaşkanımız tarafından da yargının vermiş olduğu karar eleştirilmek sureti ile “bizim tek andımız İstiklal Marşı’dır” anlayışını ortaya koyarak Andımızın okutulmaması yönünde bir düşünce içerisine girilmiştir. MEB de kararı temyize götürmüştür. Yargı kararının sonucunu bekleyeceğiz. Biz Türk Eğitim-Sen olarak şunu ifade etmeliyiz ki Andımız okullarda öğrenciler tarafından okunana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.