Mustafa Çetinkaya: “Acilen üretim yapan şirketleri destekleyecek yeni bir model ortaya koymamız gerekiyor”

Yeni Ekonomi Derneği Başkanı ve Haliç Üniversitesi Öğr. Gör. Mustafa Çetinkaya ile açıklanan ekonomi rakamlarını ve ekonomide son durumu konuştuk.

Geçtiğimiz günlerde açılanan enflasyon oranları ve Türkiye ekonomisindeki daralmanın devam edişi neler ifade ediyor?

İşin insani boyutunu hiçbir zaman için unutmayalım. Yükselen enflasyon ve kurlar hepimizin hayatını olumsuz etkiledi. Teorik tartışmaları bir kenara bırakırsak; alt, orta-alt, orta gelir gruplarının yüksek bir duyarlılık geliştirdiğini görüyoruz. Çünkü maaşlar birçok işyerinde aynı oranda artmıyor. Bu durumda da alım gücü zayıflıyor. Birçok insan da yaşam standartlarını koruyabilmek için borçlanma yoluna gidiyor ki bu da çok sağlıklı bir çözüm değil.

Türkiye’nin geçmiş yıllardaki büyüme oranlarının iyi olması insanları yanılttı. Gayrisafi Milli Hasıla’nın kalitesini gözetmedik. Hangi sektörler büyüyordu? İş ve katma değer üretimi düşük sektörler büyüyordu. Sanayi ve yeni ekonomi yatırımları yapmadık. Beni şu an için ümitsizliğe iten etkenlerin başında bu geliyor, halen gayrimenkul ve inşaat şirketlerini nasıl kurtarırız diye uğraşıyoruz. Parayı üretim yapan şirketlere vermiyoruz. Kara delik gibi bir şey bu, parayı veriyorsunuz yutuyor.

Üretim yapan işletmelerin maliyetleri artıyor, borçları zaten fazla. İflas da edemiyorlar, üretim yapan firmalar gerçekten zor durumda. Bunları yaparken devlete mi sordunuz denilebilir ama devlet bu sektörleri şimdiye kadar yeterince desteklemedi. Türkiye elinde olan parasını üreticileri desteklemek için kullanmalı. Hazıra dağ dayanmaz. Hem ülkenin hem de şirketlerin satacak veya kiralayacak pek bir şeyi de kalmadı. Sarmalı durdurup üretim yapan şirketleri destekleyecek yeni bir model ortaya konulmalı.

Dolarda bir süredir gözlenen hareketliliği nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu hareketlilik ne yönde devam edecektir?

Türkiye’nin diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha kırılgan olduğunu görüyoruz. Her yaşanan olaydan hızlı şekilde etkileniyoruz. Bu direnç noktalarının zayıfladığını gösteriyor. Biz de herkes gibi politikayı sıkı şekilde takip ediyor, olasılıklara göre tahminler yürütüyoruz. İki yıl önce dolar 3,40 civarındaydı. Ciddi bir artış olduğunu görüyoruz. Yalnızca dolar değil diğer yabancı paralara karşı da paramız değer kaybetti. Döviz kurlarındaki yükselişe bakarsak birincisi ithalata dayalı üretim yapan firmalar bundan kötü etkilendi, ikincisi biz hane halkları ithal ürünleri hatta bazı yerli ürünleri pahalıya almaya başladık.

Gidişatı belirleyen ekonomi yönetiminin alacağı kararlar kadar ülkenin politik gündemi de olacak. Görünen yüksek miktarlı bir dalgalanmanın olmayacağı. Faiz indirimleri devam edebilir, uluslararası ilişkilerde önemli bir kriz noktası görünmüyor.

Ekonomimizin bir türlü düzlüğe çıkamayışının etkileri günden güne farklı yerlerden hissediliyor. Bu gidişatın sebepleri nelerdir?

Türkiye’nin parası ve imkânları var. Sadece kötü değerlendiriyor. Bence en temel neden bu. Neyi destekleyeceksin, ne yapacaksın bunları doğru seçmen gerekiyor. Bu bir seçim ve bu seçimin sonuçları bunlar. Eğer içerde güçlü olursan dış etkenlerden daha az etkilenirsin. Bu nedenle her şeye “Amerika’nın oyunu” diyenlere itibar etmiyorum.

Ekonomi ekosistemin bir parçası, uygulanan ekonomi politikaları ile birçok şeyin çözüleceğini sanıyorlar, çözülmüyor. Sonra aynı şeyleri daha kuvvetli şekilde yapıyorlar, yine çözülmüyor. Açık şekilde söylüyorum, hukuk sistemini düzeltelim, eğitime daha fazla yatırım yapalım, yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandıralım, üreticileri destekleyelim, çalışma hayatını düzenleyelim, yatırımları daha verimli değerlendirelim, büyümeye değil, kalkınmaya önem verelim, demokratik ortamı geliştirelim, insani yaşamı kuvvetlendirelim ve daha fazla kapsayıcılık inşa edelim. Bunları yapalım hiç dokunmasak bile ekonomi kendiliğinden düzelecektir. Hiçbir şey olmasa en azından insanlarımız mutlu olur.

Herkes aşırı gergin, şehirler yaşanmaz durumda. İnsanlar yurtdışına gitmenin yollarını arıyor. Bunu söyleyince sen ne duruyorsun, gitsene diyorlar. Gidenlere de kalıp niye ülke için çalışmıyor diyorlar. Herkese bir kulp takıyorlar. Yahu ülkenin iş yapacak bir kesimi var, onları da bıktırdılar. İnanın bir şey yapabilmek için beş kat enerji harcıyoruz. Kendimi birçok insan gibi yorgun hissediyorum artık. Biri yeni bir şeyle geldiğinde alıp rüzgâr gibi gidemiyoruz, önümüze çıkabilecek engelleri düşünüp yılıyoruz.

Bozulanı yalnızca ekonomi zannediyorlar. Çok eksik bir tanımlama. Toplum hayatı derin bir travma yaşıyor. Her gün yeni bir şey duyuyoruz. Ülkemde kendimi güvende hissetmek istiyorum. Bu daha çok polisle olmuyor, daha çok ahlakla oluyor. Şansa yaşıyoruz diyorum bazen. İhtiyaçlar hiyerarşisi var ya bir ve ikinci basamakta sorun var.

Gençlere özellikle sesleniyorum, Allah uzun ömür versin, biz bir yere gitmeyeceksek bu ülkede daha uzun yıllar yaşayacağız. Önceki nesiller bir şeyleri başarmış olsaydı böyle olmazdık, biz daha sıkı çalışalım ve sorunları aşalım. Bu noktada onların bilgi ve deneyimlerine güveniyorum. Dünyadan haberdarlar, ona göre de kıyas yapıyorlar. 20 yıl öncenin Yozgat’ını gösterip kandıramıyorsun. Zürih’i, Viyana’yı görüyor. Dönüp biz insan gibi yaşamıyoruz diyor, farkında yani. Bu nedenle de gençlerden ümitliyim. Başaramamışların kendileri hakkında söylediklerine kulak asmasınlar, yolumuza bakalım.

Uzun zamandır birtakım ürünlere indirim yapılırken başka yerlerden zamlar gündeme gelmektedir. Yapılan bu hamleleri nasıl buluyorsunuz?

Hükümet birtakım ürünlerin fiyatlarını düşürmek için hamleler yaptı. Kalıcı sonuçlar doğurmasa da bunları destekliyorum. Mevsimsel etkilerle sebze ve meyve fiyatlarında düşüşler oldu, bu da dediğim gibi alt ve orta gelir gruplarını olumlu etkiledi. Ancak enflasyonun hala makul seviyelerde olduğunu söyleyemeyiz. Faiz indirimi ve diğer politika kararlarının ne tür sonuçlar doğuracağını hep birlikte göreceğiz.

Ekonomiyi çok değişkenli bir fonksiyon gibi düşünün, hepsini dengede tutmaya çalışıyorsunuz. Enflasyonu düşürecek sert önlemler de alınabilir ama bu da diğer şeyleri olumsuz etkiler. Yaparken bozmamak lazım. Bu yüzden bir önlem alırken kırk defa düşünmek, olası senaryoları değerlendirmek gerekiyor. Ama asıl sebepleri unutup politikalarla işi düzeltmeye çalışmak kalıcı sonuçlar vermez.

Türkiye Cumhuriyeti devleti ekonominin bu vaziyetine ne kadar daha dayanabilir? Kısa vadede bir umut görebiliyor musunuz?

Türkiye büyük bir devlet. Yandık, yıkıldık diyenlere kesinlikle katılmıyorum. Birçok badireyi atlattık, birçok krizden çıktık. Türkiye bunlara dayanır dayanmasına da vatandaş niye sıkıntı çeksin? Sorunları ne kadar kısa sürede çözer, vatandaşı rahatlatırsak o kadar iyi. Ancak bazı sorunları kalıcı olarak çözmek istiyorsak zaman da lazım. Örneğin, kaliteli eğitim için bugün adım atsanız en az 15 sene. Atmazsanız daha da uzun tabi.

Kısa vadede bu sürünceme devam eder. 10 yıl sonra Türkiye’nin çok daha iyi bir yer olacağını düşünüyorum. Bugün yurtdışına gidenler de bizim küresel bağlantılarımız, lobilerimiz olacak. Herkes bugün olduğundan daha yüksek bir iştahla ülke için bir şeyler yapmaya çalışacak. Bugüne bakıp da salmayalım. Biz kendimizi yarına hazırlayalım. Ülkenin çok sayıda nitelikli insana ihtiyacı olacak. Ümitsiz değilim, belki kısa vade için evet ama ülkemizi gelecekte güzel günler bekliyor.