Ortak Payda

Merhaba sevgili dostlar
Bu sayıdan itibaren benim köşemin adı ‘Ortak Payda’ olacak. Başta dil, müzik ve kültür olmak üzere bütün Türk dünyasının ortak paydasına, ortak değerlerimize vurgu yapacağız. Zira bölünmenin ve yok olmanın eşiğine getirilen Türk devletinin önceki Cumhurbaşkanı bile sık sık “Farklılıklarımız zenginliğimizdir” diye vurgu yapar, farklı dil, mezhep etnik ve siyasi yapıya mensup insanlarımızın birbirine tahammül ve tolerans göstermesini tavsiye ederdi. Hoş şimdikiler de pek farksız değil ya…

Şimdi dostlar, bir milleti birbiriyle kaynaştırıp güçlendirmek için farklılıklardan önce ortak ve benzer tarafları öne çıkarılmalı, değil mi? Bizi ‘biz’ yapan, ‘Türk milleti’ yapan o kadar çok ortak paydamız var ki; önce bunların tespit edilmesi ve millete hatırlatılması gerekmez mi? Ama ne gezer!..

Acaba diyorum; ısrarla ‘farklılık’larımıza vurgu yapılarak aslında birleştirilmek yerine ayrıştırılıyor muyuz? Milletimizin bilinçaltına aslında ‘bir ve bütün’ olmadığımız algısı mı yerleştiriliyor? Öyle ya, başta dil ve din olmak üzere doğumdan ölüme kadar, yaşama biçimimize ait o kadar çok ortak ve benzer tarafımız var ki saymakla bitmez. Üstelik sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde değil üç kıtaya yayılmış çeşitli boylara mensup 300 milyonu aşkın Türk milletinin tamamında var bu benzer ve ortak tarafalar. Peki bunları gündeme taşıyan, dile getiren var mı, yok! Acaba neden?

İşte dostlar, ben de bütün bunlara inat Ortak Payda adını verdiğim köşemde Türk dünyasının ortak ve benzer özelliklerini paylaşacağım sizlerle, örnekler vererek…  İşte ilk örnek:

Dört ülke, dört büyük şahsiyet, dört farklı zaman ve bir ortak payda.

1- Kırım müftüsü, şair, Kırım’ın Millî Meclis Başkanı ve Başbakanı olan Numan Çelebi Cihan, bugün Kırım Türklerinin milli marşı olarak okunan Ant Etkemen şiirinin de şairidir. 1919 yılında işgalci Bolşevik Rus kuvvetleri Kırım’ın bayrak şahsiyeti Numan Çelebi Cihan’ı kurşuna dizerek şehit ettiler. Cesedini parçalayarak Karadeniz’e attılar. 1915 yılında savaşa giderken milletine hitaben yazdığı şiirden bir bölüm:

“Sağlukmen kal Tatarlık, men keten cenke,

Senin için yaşadım, sensiz olsem,

Bilmem nasıl kirermen boş cennetke.

Son nefeste Tatar dep uzanır kolum.”

(Sağlıkla kalın Tatarlar, ben savaşa gidiyorum.

Senin için yaşadım, sensiz ölsem

Bilmem nasıl girerim cennete.

Son nefeste Tatar deyip uzanır kolum.)

Son nefeste, cenge giderken de tek düşüncesi vatanı ve milleti…

2- Şimdi geçelim Çin işgalindeki Doğu Türkistan’a. Yıl 1945. Zafere yakın Uygur Türklerini güneyde Mao, kuzeyde de Stalin zalimleri iş birliği yaparak ezdiler ve korkunç kıyımlara başladılar.

Lutpulla Muttalip 23 yaşında gencecik bir şair, bir drama yazarı ve gazeteciydi. Aksu şehrinde yakalayıp zindana attı. Hapisten çıkamayacağını biliyordu. Bir gün kanıyla duvara bir beyit yazdı. Gardiyanlar onu kanlar içinde baygın bulmuş ve duvardaki kanlı yazıyı görmüşlerdi:

“Bu ken dünya men içün boldu dûzeh

Yaş gülümni hazan kıldı kanhar ebleh…”

(Bu geniş dünya bana cehennem oldu. Taze gülümü hazana çevirdi kan içici zalimler…)

Lutpulla Muttalip bir gün sonra boğazı kesilerek idam edildi. Şimdi o günlerde onun yazdığı bir şiirden küçük bir bölüme bakalım:

“Uyğan ey yârim, rakipler yaman

Ger uyğanmasan yığlatur heman

Menim çerayim sarğaydu saman

Emdi men kettim sen kalgin aman…”

(Uyan ey yârim/halkım, düşmanlar kötü

Eğer uyanmazsan ağlatır hemen

Benim çehrem, güzelliğim saman gibi sarardı

Şimdi ben gidiyorum, ey milletim sen esen/payidar kal)

3- Yıl 1934 olmalı. Tabii ki Türkiye. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu unutulmaz sözüne bakar mısınız?

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Şimdi, ne farkı var Atamızın sözünün, Numan Çelebi’nin ya da Lütfullah’ın sözünden? Kim söyletiyor bunları? Tabii ki Türk milletinin kanındaki mevcut o asalet, o ortak ruh… Hani Namık Kemal demişti ya ‘Fırat o fıtrat, kan yine o kandır!’

4- Gelin bir de Kerkük’e acılı Türkmenelimize uzanalım. Yıl 1950’ler, kahramanımız Kerkük Türkü ve Hoyratlarının önemli ustalarından Mustafa adlı bir yiğit. Kerküklüler ona kısaca Muçula diyorlar. TRT repertuarındaki ‘Muçula Hoyratı’nın sahibi de o:

“Çimeni

Zalım zalım çimeni, su göğertmiş çimeni

Çöllerde bir Lâlaydım kopardı yolçimeni

Deryada balık idim çekti kullapçı meni

Havada bir kuş idim, endirdi torçı meni

Dağlarda ceylan idim, vurdu kör avçı meni

Büktü küreğe koydu gaddar demirci meni

Ağ gümüşe dönderdi, kâfir altunçı meni

Gelmişem yâr yanından, çi yâri gör çi meni”

(torçı=avcı)

İşte bu Muçula bir gün bir arazi kavgasına karışır ve birini öldürür. İdama mahkûm olur. İpe giderken son sözleri de bir hoyrattır:

“Kalasız

Kerkük olmaz kal’asız

O dur ki men gedirem

Siz sağlıkla kalasız”

İşte Türk ruhu bu. Birbirinden habersiz dört yiğit, dört ayrı ülkede ve dört ayrı zamanda… Hepsinin de sözü aynı:

“Ey milletim ben gitsem de toprak da olsam da,

Sen çok yaşa, se dinç kal, payidar kal…”

Bundan güzel ortak payda mı olur?

Hoşçakalın.