Prof.Dr. Doğan Kantarcı: “Projenin bize faydası olmayacak aksine Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni uluslararası tartışmalara açacağı için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve tabii ki de Türk milletinin aleyhine olacaktır”

Ekoloji Uzmanı Prof. Dr. Doğan Kantarcı ile Kanal İstanbul Projesi üzerine konuştuk.

Uzun zamandır tartışılan ve ülke gündemimizde sıklıkla yer alan Kanal İstanbul Projesi nedir?

Maskaralığın önde gidenidir. Kanal İstanbul, tankerlerin ve kuru yük gemilerinin İstanbul Boğazı yerine kanaldan geçirilmesi için yapıldığı söylenen bir projedir. Ama İstanbul Boğazı’nda tankerler patlayacak, yangın çıkacak, vatandaşı korumak için yapıyoruz dedikleri şey İstanbul Boğazı’nın yerine geçebilecek bir yapı değil. İstanbul Boğazı, Kanal İstanbul’dan çok daha geniştir. İstanbul Boğazı’ndan tankerlerin ve kuru yük gemilerinin geçirilmesi için yeterli tedbirler zaten alınmıştır. Böyle bir olay yoktur. Olan da dört yüz bin geçişten sadece bir tanesinde olan, yüz binlerde bir ihtimaldir. Bu dünyanın her tarafında olur ki tabii İstanbul Boğazı’nda da olabilir. Peki kanalda olursa ne olur? Kanal asla İstanbul Boğazı’nın yerini tutamaz. Bu kocaman bir yalandır. Olay çok başka türlüdür, amaç çok başkadır. Ama kanalın içerisinde eğer böyle bir kaza olursa kanalın çevresine yapacakları iki milyon kişilik iki tane uydu şehir büyük bir felakete uğrar. İnsanlar yanan tankerin dumanında, ateşinde boğulurlar ve yanarlar. Dolayısıyla Kanal İstanbul dedikleri şey budur.

Bahsedilen projenin Türkiye Cumhuriyeti açısından faydaları ve zararları neler olacaktır?

Bu projenin Türkiye’ye hiç bir faydası olmaz çünkü bu proje milli bir proje değildir. Bizim Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin de kanala ihtiyacı yoktur. Bu proje bize sadece dışardan empoze edilmiş ve yalanlarla anlatılmaya çalışılan, Türkçesi ile tam anlamıyla kakalanmağa çalışılan bir projedir. Bize hiçbir faydası olmayacaktır. Tam aksine Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni uluslararası tartışmalara açacağı için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve tabii ki de Türk milletinin aleyhine olacaktır. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin tabii iki önemli ayağı vardır. Bir tanesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin boğazlara hükümranlık hakkını tanımıştır. Daha evvel Türk askeri bile bulunmuyordu boğazlarda. Dolayısıyla boğazları ve Marmara Denizi’ni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bırakmıştır. Bizim hükümranlık hakkımız vardır. İkincisi de Karadeniz sahildar devletlerinin güvenliğini sağlamıştır. Karadeniz sahildar devletlerinin güvenliğini sağlamıştır şu demek; Karadeniz dünyanın barış denizidir. Buraya Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemileri giremez. Dolayısıyla Montrö bunu sağlamıştır. Boğazın yerine bir kanal açmakla da Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin kapsamı dışına çıkılamıyor. Bunun farkında değiller. Çıkmaya kalkarlarsa da işte o zaman iş rezalet olur. Çünkü Montrö Boğazlar Sözleşmesi uluslararası bir tartışmaya, yeniden müzakereye açılır ki bu bizim lehimize değildir.

Bu projenin maliyeti için konuşulan rakamlar dudak uçuklatır boyuttadır. Projenin gerçek maliyeti belli midir? Söz konusu bütçenin bu proje yerine sanayi ve teknoloji hamlelerine aktarılması konusunda neler söylemek istersiniz?

Bu projenin maliyeti için verilmiş olan yetmiş beş milyar dolar var. Bu leblebi, çekirdek parasıdır o kadar. Daha açıkça söyleyeyim, bu bir kepazeliktir. Türkiye’de bu kadar aç ve işsiz insan varken kalkıp da Amerikalılar için böyle bir saçmalık yapılamazdı. Zaten paramız yok, iflas etmiş vaziyetteyiz, parayı nereden bulacağız? Çinliler ile bunu yap-işlet-devret modeliyle yapmaya kalkarsak işte o zaman Çin’in boğazlarda bir üssü olur. Deniz ve yanında da bir havaalanı var. Bu da yine bizim boğazlar üzerindeki hükümranlığımıza karşı ters bir olaydır. Zaten Amerikalılar da onu istiyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin muhtemel risklerin yoğunluğuna rağmen Kanal İstanbul Projesi’ni hayata geçirme gayretini nasıl açıklıyorsunuz?

Saçmalık olarak açıklıyorum. Boğazda öyle bir kaza yok. Boğazda kaza olmaması için bizim boğazdan geçen ve boyu iki yüz metrenin üstünde olan gemilerin yanında römorkör gidiyor. Römorkör, eğer geminin dümeni kilitlenirse gemiyi kafadan dayanıp ittirmek için iki römorkör de hazırda bekliyor. Bunun da parasını biz alıyoruz zaten. Güvenlik sağlamak meselesi için. Tabii bizim depremcilere göre kanal herhangi bir depremi tetiklemez diye söylüyorlar ama onun başka bir şeyi var. Siz bu kadar geniş bir alanda, bu kadar derin bir kazı yaparsanız, alttaki materyalin üstündeki ağırlığı kaldırırsanız o materyal yavaş yavaş kabarır ve yukarı doğru çıkmaya başlar. Şimdi bu depremi tetikler mi tetiklemez mi bu çok ayrı bir konu. Fakat eğer bir deprem olursa -ki depremde iki kıta kalkanı birbirinin üstünde biri batıya doğru diğeri doğuya doğru kayıyor- kanalı kırar tabii. Buna dayanacak bir beton yapabileceklerini zannetmiyorum ki zaten böyle bir hesap da yok. Basit bir su kanalı gibi düşünüyorlar. Ne kanalının kalınlığı var ne kanalın altına konacak maddeler var ne de kanalın destekleri var. Hiçbir şey yok. Allah korusun bir gemi kenara vuracak olsa destekleyecek destek herhangi bir şey yok. Orta yerde ters yamuk biçiminde, proje diye bir şey var ama bence hiçbir şey yok. Cümlenin noktası konmuş değil.

Ülkemizin dâhil olduğu anlaşmaların varlığına rağmen Kanal İstanbul’dan geçmenin zorunlu tutulacağından bahsediliyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Öyle bir şey mümkün değil çünkü İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı doğal su yoludur. Bunlar herkesin gemilerine açık. Dünyadaki bütün insanlara, bütün devletlerin gemilerine boğazlar açık. Dolayısıyla adam buradan bedava geçecekken kanaldan para ödeyerek geçmez. Geçmeye kalkarsa bu şirket, kaptanını işten atar. Böyle bir şey olmaz. Böyle bir şeye zorlayamazsınız. Zaten zorlamaya kalkarsanız Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni bir gözden geçirirler ve bu olursa da kıyamet kopar. Bu konuda yalan söylediklerini düşünüyorum. Biz bundan para alacağız gibi bir aldatmacaya giriyorlar. Okumuyorlar mı veya okuduklarını anlamıyorlar mı bilmiyorum. Muhtemelen hepsini biliyorlar, cin gibiler. O zaman neden yalan söylüyorlar? Bizi aptal mı zannediyorlar? Türk milletini aptal zannediyorlar. Ben bunlardan dolayı televizyon seyretmiyorum. Televizyonlarda ne anlatıyorlar? Doğru dürüst halka gerçekleri anlatan bir televizyon yok. Hepsi yandaş. Gazeteler ne anlatıyor? Hepsi yandaş. Dolayısıyla ortalıkta halkı aydınlatacak bir yayın yok. Halkı aydınlatmaya çalışanların da bu haberleri verenlerin de sesi kısılmış vaziyette. Halk olayın farkında bile değil. Geçen gün Cumhuriyet’ten Hazal Hanımla beraber araziye gittim. Orada dört farklı köyden muhtarlarla ve köy halkıyla konuştuk. O dört köydeki muhtarlar ve halk olayın farkında bile değil. Ne olacağını bile bilmiyorlar. Yani mesele bu kadar cahillik ortamında ve bu kadar habersizlik ortamında gerçekleşiyor.

Kanal İstanbul Projesi ile Türkiye’nin Montrö Boğaz Sözleşmesi’nde elde ettiği haklarının yeniden tartışmaya açılma ihtimali nedir?

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne dönecek olursak, Montrö Sözleşmesi yeniden tartışmaya açılırsa Türkiye Cumhuriyeti Devleti bununla başa çıkamaz. Çünkü bizim bu konuda şu anda yeteri kadar gücümüz yok. Paramız yok ki etrafa bunu kabul ettirelim. İflas etmiş bir devleti hiç kimse dinlemez. Montrö’deki haklarımızı kaybedersek Türkiye Cumhuriyeti boğazlardaki ve Marmara Denizi üzerindeki hükümranlık haklarını kaybeder. Herkes aklını başına devşirsin demek istiyorum.