Prof. Dr. Kürşad Zorlu: “Nazarbayev, 2017 yılından beri kendi iradesiyle görevini kontrollü bir biçimde devretme sürecini planlamıştı”

Ahi Evran Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kürşad Zorlu ile Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Devlet Başkanı’nın istifası etmesini konuştuk.

SSCB’nin dağılmasından sonra Kazakistan diğer Türk Cumhuriyetleri’nden siyasi, sosyal ve ekonomik olarak biraz daha ayrı değerlendiriliyor. Sovyet sonrası Kazakistan Devleti nasıl şekillenmiştir ve öne çıkan tarafları neler olmuştur?

Kazakistan Cumhuriyeti 1991 yılında bağımsızlığını elde ettiğinde büyük imkânsızlıklar içerisindeydi. Tabi bu diğer bölge ülkeleri için de benzer bir durumdur ama Kazakistan, Sovyetler Birliği döneminde Moskova merkezli birlik sisteminin, hammadde kaynaklarının temin edildiği geniş toprak parçası içerisindeki bu yeraltı zenginliklerinin, Moskova merkezinde yönlendirilerek birliğin diğer bölümlerine sevk edildiği bir merkez konumundaydı. Fakat kendi yeraltı kaynaklarını kendisinin işleme yetkinliği ve serbestliği yoktu. Örneğin, çıkan kömürün önemli bir kısmı yine Moskova’nın yönlendirmesiyle, farklı usûllerle işlenip diğer bölge ülkelerine gönderiliyordu. Bu manada nüfus olarak da Kazakistan Cumhuriyeti içerisinde yoğun bir Rus nüfusu olduğunu görüyoruz. Bağımsızlığın ilk yıllarında %40-45 oranında Kazak nüfusu varken, %60’lara varan bir Rus nüfusu söz konusuydu. Yeni dönemde, yani bağımsızlık sonrasında önemli bir dönüşüme ve değişime tâbi tutuldu. Şu anda Kazakların nüfusu %70’e yaklaşmış gözüküyor. Kazakistan, bağımsızlığının ardından zengin yeraltı kaynaklarını çıkarma konusunda yılda ortalama bir buçuk milyar dolar gibi bir bütçeye ihtiyaç duyuyordu. Tabi ki bu imkânsızlıklar içerisinde Kazakistan’a dışarıdan, doğrudan yatırımların gelmesinin gerekliliği ortadaydı. Bu gereklilik karşısında, Nazarbayev çok yönlü bir diplomasi uyguladı ve daha bağımsızlık elde edilmeden hemen önceki günlerde, 1990’lı yılların ilk aylarında Amerika başta olmak üzere bazı önemli Avrupa ülkelerine ziyaretler gerçekleştirdi. Bu belki de Nazarbayev’in diplomasi başarılarında çok gözükmeyen, çok bilinmeyen bir yönüdür. Nazarbayev, bağımsızlık sonrasında böyle bir dönüşüme ihtiyaç duyulduğunu o günlerden biliyordu ve Amerika’daki ilk görüşmesinde Chevron adlı petrol şirketinin ülkedeki enerji kaynaklarının çıkarılması konusunda nasıl bir katkı sağlayacağına yönelik Baba Bush’la görüşme yapmıştı. İşte o ilk dönemde Kazakistan hızla küresel dev şirketlerin, petrol şirketlerinin yatırımları ile karşılaştı. Petrol fiyatlarının da hızla yükselmeye başlaması ile birlikte bu gelirler Kazakistan’ın yeniden inşasında, gelir kaynaklarının arttırılmasında, kişi başına milli gelirin arttırılmasında önemli bir itici güç haline geldi. Bu bakımdan, Kazakistan’ı diğer bölge ülkelerinden ayıran en önemli araç elbette ki yeraltı kaynakları ve bununla birlikte bu kaynakları dengeli ve çok yönlü bir diplomasi ile taçlandıran liderlik becerisidir. O da Nursultan Nazarbayev tarafından, muhtemeldir ki 1991-1996 yılları arasındaki o 5 yıllık en önemli sıçrama döneminde başarılı bir şekilde ortaya konulmuştur.

Nursultan Nazarbayev nasıl bir Kazakistan planlamıştı ve şu an bıraktığı Kazakistan’la bu hedeflere ulaşmış mıdır?

Nazarbayev’i, hedefleri ile büyüyen lider olarak değerlendiriyorum. Onun liderlik yönünde çok ciddi özellikler var. Nazarbayev, mühendis ve mesleğin içerisinden gelen bir kişi olarak ülkedeki etkinlik ve verimlilik konusundaki çalışmaları da hep bu yönüyle değerlendiriyordu. Kadrolarını seçerken ve dönüştürürken de bunu esas alarak bir takım hamleler yapıyordu. Nazarbayev, Kazakistan’ın aşamalı bir demokratikleşme sürecine geçmesini, Türk Dünyası ile yine bu aşama ile ilintili olarak bütünleşmesini sağlamasını ve uzak vadede Orta Asya devletlerinin, hammadde kaynağı olmaması için bir araya gelmesini isteyen ve dileyen bir kişiydi. Bu manada Rusya, Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere bunlar arasında bir denge kurabilmek için kimi uluslararası kuruluşların hem kurucusu oldu, hem yönlendiricisi oldu, kimi zaman da bunlara üye olarak Kazakistan’ı bazı tehditlerden ve risklerden korumaya çalıştı. Bunlar nelerdir dersek örneğin, Şangay İşbirliği Örgütü, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü. Nazarbayev’in inisiyatifi ile kurulan, Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı ki daha sonra örgüt haline getirildi. CICA diyoruz biz buna. Türkiye de bir dönem başkanlığını yürütmüştü. Biliyorsunuz ardından Avrasya Ekonomik Birliği geldi. Bu da Nazarbayev’in Rusya ile birlikte bölgedeki ekonomik pazarı oluşturmaya yönelik bir adımıydı. Nazarbayev 2009 yılında Türk Konseyi’nin kurulmasını teklif etti ve 2010 yılında da bu kurum meydana getirildi. Bakıldığında Nazarbayev’in bu çok yönlü diplomasisi Kazakistan’ı doğu ile batı arasında, Avrupa ile Ortadoğu arasında ve bir yönüyle de tarihsel diyalektik bağlamında Rusya merkezli bir Avrasya ile Türkiye merkezli bir Türk Dünyası projesi arasında önemli bir etkileşim aracı haline getirdi. Kazakistan, bu saydığım birliklerin ve oluşum çabalarının merkezinde olmasa bile bir yerinde durmayı başardı. Kazakistan’ın uzun ve büyük bir yüz ölçümüne sahip olduğunu, yani dünyanın 9. toprak büyüklüğüne sahip, devasa yeraltı kaynakları mevcut ve nüfusu 18 milyon. Rusya’yla 7000 kilometre sınırı var. Çin’in Avrupa’ya, batıya açılan kapısı konumundadır. Jeostratejik açıdan bu kadar önemli olan bir bölgede bağımsızlığınızı sürdürmeniz, kalkınmaya, öncelikli hedeflere doğru yönelmeniz elbette kolay değildir. Nazarbayev, bu kolay olmayan şeyi esasında başardı ve istifası öncesinde, gerekli olan, Kazakistan’ın dünyadaki rekabet edebilir ilk 50 ülke arasına girme hedefini de gerçekleştirmiş oldu.

Bunların yanında Kazakistan’ın uluslararası arenada çeşitli meselelerde arabuluculuk yaptığını ve itibarlı bir pozisyonda olduğunu görüyoruz. Kazakistan dış politikalarında onu öne çıkaran neler oldu?

Kazaklar için arabuluculuk çok önemli. Bununla ilgili kamuoyuna yansıyan, sembol haline gelmiş belli başlı adımlar var. Bir tanesi bizi de ilgilendiriyor. Türkiye-Rusya ilişkileri, uçak düşürme hadisesi sonrasında kopma noktasına gelmişti. Karşılıklı çok ciddi sorunlar meydana geliyordu. İşte öyle bir dönemde, Nazarbayev bu arabuluculuk rolünü üstlendi. İki devlet başkanı arasındaki diyalog başta olmak üzere bu sürecin birebir, her aşamasında etkili oldu, sürdürdü. Nihayete ermesinde de en önemli katkı Nursultan Nazarbayev’e aittir. Bunun dışında Nazarbayev, ülkesini dış tehditlerden korumak ve uluslararası bir takım hedeflerin merkezi haline getirmek için, kendi isteğiyle nükleer silahlardan arındırmak istemiştir. Kazakistan, bağımsızlığını elde ettiğinde nükleer füzeler ve silahlar bakımından dünyada 4. ülkeydi. Bunu, 1994 yılında kendi isteğiyle Kazakistan topraklarından bertaraf etti. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na imza attı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarda konu ile ilgili farkındalığın arttırılması için de çok ciddi çabalar sarf etti. Mesela, Kazakistan ile Amerika arasındaki ilişkiler bağlamında, Nazarbayev’in aldığı bu karar ve Kazakistan’ın bunu başarıyla gerçekleştirmesi, orada çok ciddi bir saygınlık kazandırmış gözüküyor. Keza Nursultan Nazarbayev’in istifa açıklaması sonrasında Amerika’daki yetkili makamlardan gelen açıklamada, nükleer silahlardan arındırma, kendi isteğiyle vazgeçme vurgusu en ön sırada duruyordu. Bunun dışında Nazarbayev, başka uluslararası meselelerde özellikle kendi bölgesini ilgilendiren konularda da bu arabuluculuk rolünü ortaya koyarak hem Kazakistan Devleti’ni tanıtmakta hem de kendi güvenliği için etkili bir araç haline getirmekte. Bir diğeri, mesela Ukrayna krizinde, Kırım hadisesinde Ukrayna ile Rusya arasında arabuluculuk rolü üstlenmek istemişti. Her ne kadar bu tam anlamıyla bir sonuç vermese de Kazakistan’ın bu tür çağrılarda bulunuyor olması, Nazarbayev’in bu pozisyonunu da Kazakistan’ın pozisyonunu da tescilleyen bir durumdur. Bir başka örnek olan Astana Zirvesi zaten başlı başına bu konuda verilebilecek örneklerden bir tanesidir. Astana sürecinin oluşumu sadece bu sürecin parçası olan Rusya, Suriye, Türkiye ve İran’ı değil aynı zamanda Kazakistan’ı da ilgilendiriyor. Çünkü Kazakistan, Astana adlı başkentini bir defa dünyaya duyurdu. İkincisi de Kazakistan’daki radikal örgütlerin, radikal teröristlerin belli oranda Suriye’ye geldiğini düşünürsek, bunların geri dönüşü büyük bir tehdit olarak algılanıyor. Kazakistan bu sürecin içerisinde bir parça olarak da daha fazla istihbarat, daha fazla bilgi ve hamle yeteneğine sahip oluyor. Zaten bunun böyle olduğunu da gördük. Kazakistan, 2018 yılının son ayında Suriye’ye bir insani yardım operasyonu gerçekleştirdi. 40’tan fazla vatandaşını tekrar Kazakistan’a getirmeyi başarmış oldu. Yine bir başka arabuluculuk örneği, İran’daki nükleer silahların engellenmesi konusunda, İran’la Amerika başta olmak üzere diğer ilgili ülkelerin müzakereleri konusunda da Kazakistan’ın ev sahipliği yapabileceğini önermişti. Bu da o dönemde konuşulan konulardan bir tanesiydi. Dolayısıyla bugün Kazakistan bölgedeki diğer ülkelere göre ve kendi ülkesini dikkate aldığımızda, 90’lı yıllara göre dünyada bu kadar tanınıyorsa, güven ve imaj bakımından belirli bir noktaya geldiyse, bu arabuluculuk hamlelerin önemli bir payı olduğunu söylemek lazımdır.

Geçtiğimiz hafta, örneğini pek görmediğimiz şekilde görevini bıraktığı haberleri ajanslara düştü. Nazarbayev neden böyle bir karar aldı? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Bundan sonraki süreçte nasıl bir Kazakistan şekillenecek?

Zannediyorum dünyada bu konuyu ilk kez dile getiren, seslendiren kişiyim. Yıllar önce Nazarbayev’in kendi sağlığında görevini devreden lider olarak tarihe geçeceğini, kamuoyuna yazılarımda ve konferanslarımda açıkça dile getirmiş bir kişiyim. Bunun işaretlerini alıyordum. Çünkü ulusa sesleniş konuşmaları dâhil olmak üzere pek çok konuşmasını takip ettim. Satır aralarını okuyordum. Buna yönelik en önemli işareti 2017 yılındaki Anayasa değişikliğinde görmüştüm. Anayasa değişikliğinde Nazarbayev devlet başkanına ait olan 30’dan fazla yetkisini parlamentoya ve hükümete  devretmişti. Bunların içerisinde devlet programını onaylamak gibi önemli yetkiler de bulunuyordu. Sistemsel olarak bu karar, bu hamle güçlü başkanlık dediğimiz, o bölgeler için daha fazla kullandığımız süper başkanlık modelinden yarı başkanlık sistemine doğru giden, bir anlamda orta vadede bu siyaset bilimi penceresinden baktığımızda başkanlı parlamenter sistem dediğimiz yönetim sistemine doğru evrilen bir karardı. Yani, yine bir devlet başkanı olacak, yine önemli yetkileri olacak ama düne göre baktığımızda hükümetin ve bilhassa parlamentonun yetkilerinin güçlendirildiği, denge ve fren mekanizmalarının daha çok çalıştığı bir sistem. Bu tabi şunu doğuruyordu, Nazarbayev’in bu hamlesiyle Kazakistan, gelecekte siyasal ve yönetsel sistemin de kuvvetler ayrılığının daha fazla çalıştığı bir dengeler sistemi haline getirmek istendiğini ortaya koyuyordu. Bunu kendi sağlığında yapan bir devlet başkanından bahsediyoruz. Son dönemde Nazarbayev özellikle gençlerle diyaloğunu ve etkileşimini kamuoyu üzerinde arttırmıştı. Bürokraside ve siyasette gençleştirme sürecine girmişti ve önemli televizyon programlarında, röportajlarında gençlere seslenen konuşmalar yapıyordu. Bu tabi artık geleceği planlayan, geleceğe hamle yapma iradesi gösteren bir liderlik duruşuydu. Nazarbayev en son olarak da şubat ayında Anayasa Konseyi’ne yazılı olarak başvurdu. Kendi isteğiyle görevi bırakması durumunda nasıl bir yönetim şekli olacağını, bunun mümkün olup olmayacağını Anayasa Konseyi’ne sordu. Çünkü Kazak Anayasası’nda, sağlık başta olmak üzere belirli sebeplerle Cumhurbaşkanı tarafından görevinin bırakılması söz konusu ama bu sebepler olmaksızın kendi isteğiyle bırakma durumu yazılmamış. Bu boşluğu da anayasal açıdan doldurarak Nursultan Nazarbayev -ve muhtemeldir ki benim görüşüm bu- 2017 yılından bu yana kendi iradesiyle görevini kontrollü bir biçimde devretme sürecini planlamıştı ve 19 Mart tarihinde bunu gerçekleştirmiş oldu. Şimdi yeni dönemde Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Tokayev -yani bir önceki senato başkanı- çok önemli bir isimdir. Rusya’da, Çin’de büyükelçilik yapmış, uluslararası dengeleri bilen, uzun yıllardır Nazarbayev’in yanında bilfiil bulunan bir kişi. Dolayısıyla bu diplomatik arka planı, gelecekte planlanan bir takım şeyleri de çok iyi özümsemiş, bilen bir devlet adamı. Halkta da çok ciddi bir güven algısı var. Dolayısıyla 2020 yılına kadar Kazakistan’ın Cumhurbaşkanı, Sayın Tokayev olacak. Bu geçiş süreci, onun önderliğinde planlanacak. Burada önemli bir nokta var. Nazarbayev, siyasetten çekilmiyor. Güvenlik Konseyi Başkanlığına getirildi ki bu bence ülkedeki en önemli kurum. Bütün güvenlik, uluslararası güvenlik konusunda alınabilecek ulusal bütün kararlar burada alınıyor. Bu kurumun başkanlığını yürütecek. Kazakistan Halklar Asamblesi gibi, o ülkede yaşayan halkların temsilcilerinin bulunduğu asamblenin başkanlığını yürütecek. Yine iktidardaki Nur Otan Partisi’nin genel başkanlığını yürütmeye devam edecek. Bunun yanı sıra isterse Bakanlar Kurulu toplantılarına katılabilecek. Anayasa Konseyi üyesi olabilecek. Bu da şunu gösteriyor, Nazarbayev Kazakistan’da ‘Elbası’ dediğimiz -Elbası diye bir konum var. Ebedi lider, ebedi başkan demek- ebedi başkanlık rolünü bu hamlesiyle ete kemiğe büründürmüş oldu. Onun kuşatıcı, kapsayıcı ve yönlendirici konumuyla başta Cumhurbaşkanlığı makamı olmak üzere hükümet, parlamento, siyaset ve bürokrasi süreci Kazakistan’da hızlı bir evrim geçirecek. Kadrolarda belli başlı değişimler olabilir. Bu durum 2020 yılına kadar sürecek ve 2020 yılında bir devlet başkanı, yani Cumhurbaşkanlığı seçimi olacak. Orada da Kazakistan’ın yeni Cumhurbaşkanı tespit edilmiş olacak. Sayın Tokayev -zaten ilk kararnamesi bugün geldi- bugün çıkardığı kararname ile düşük gelirli devlet memurlarının maaşlarına zam yapılacağını ve bu zammın, haziran ayında hiç geciktirilmeden maaşlara yatırılacağını ifade etti. Bu tabi bir başka gerçeği gösteriyor. Kazakistan’da son dönemde bazı ekonomik sıkıntılar seslendiriliyordu. Gelir dağılımında birtakım adaletsizlikler vardı. Bunun en büyük sebebi de petrol fiyatlarındaki gerilemeydi. Yeni dönemde, yeni cumhurbaşkanı biraz daha sosyal devlet projelerinin öne alındığı, düşük gelirli ve özellikle kırsal kesimdeki vatandaşların gelir kaynaklarını arttırıcı çalışmalar yapmasını da oldukça mümkün görüyorum. Böylelikle Nazarbayev’in bu hamlesi, yönetsel sistem, yönetim disiplini açısından da dünyaya yeni bir rol model, yeni bir örnek sunmuş gibi gözüküyor.

Yeni devlet başkanı Tokayev  ve Senato başkanlığına gelen Nursultan Nazarbayev’in kızı hakkında neler bilmekteyiz? Ve son olarak, Astana’nın isminin Nursultan olarak değiştirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabi her ülkenin demokrasiye geçiş sürecini, bu konuda atacağı adımları, aldığı mesafeyi o ülkenin kendi koşulları içerisinde değerlendirmek gerekir. Çünkü dünyada tek kabul görmüş, her yerde geçerli demokrasiye geçme konusunda, demokrasiyi yerleştirme konusunda tek bir yol ve yöntem yok. Dolayısıyla uzun yıllar -70 yıla yakın- bir totaliter sistem içerisinde yaşamış, burada hayatını sürdürmeye çalışan insanlardan ve bunlar üzerinde 1991 yılında kurulmuş bir devletten bahsediyoruz. Merkezi bir ekonomik sistem. Elbette serbest piyasaya daha demokratik, daha çoğulcu, daha özgürlükçü, daha katılımcı bir sisteme yöneliş konusunda istenilen mesafede değiller. Bunun aksini söylemek mümkün değildir. Ancak düne göre geldikleri mesafe hayli önemlidir. Biraz önce bahsettiğim, parlamenter rejime yönelme eğilimi, ülkedeki kuvvetler ayrılığını kuvvetlendirme, daha da güçlendirme prensibine doğru yöneliş… Bunlar önemli konulardır. O coğrafyadaki -bunlara bazen Post-Sovyet ülkeleri diyorlar- ülkeler açısından da önemli adımlardır. Bu açıdan baktığımızda, başkentin adının Nursultan olarak değiştirilmesi, evet biraz garipsenen bir durum. Netice itibariyle kurucu bir devlet başkanından bahsediyoruz. Ülkeyi adım adım inşa etmiş. Kendisi de ifade etti ki bu hiç kolay bir karar değildi. Gerçekten zor bir karar. Böylesine güçlü, başarılı olduğu, dünyanın büyük bölümü tarafından kabul edilen bir liderin kendi sağlığında, ciddi bir sağlık sorunu olmadan görevini bırakıyor olması, devrediyor olması, bir inşa sürecine giriyor olması gerçekten takdir edilecek bir durum. Dolayısıyla bu duruşun karşısında yeni Cumhurbaşkanı ve Kazakistan Parlamentosu ona bir jest olarak, bir vefa saikiyle bu ismin Nursultan olarak değiştirilmesini istediler. İlerleyen dönemlerde ne olur ne olmaz bilmiyorum ama bugün itibariyle bu değişikliği böyle yorumluyorum. Tokayev’in de gerçekten tecrübesiyle, ülkedeki vatandaşların büyük bölümünde oluşturduğu güven duygusuyla, onların güvenini de arkasına alarak güzel işler yapacağını düşünüyorum. Bu manâda, Türkiye ile ilişkilerin de çok önemli olduğunu belirtmemiz lazım. Kazakistan’ın Türkiye ile iyi ilişkiler kurması, Kazakistan’ı, güvenlik başta olmak üzere bölgesinde ekonomik açıdan da güçlendirir. Bizim de Kazakistan’la iyi ilişkiler kurmamız, Avrasya coğrafyasındaki yönelimimiz, açılımımız ve Kadim Türk Yurtları ile olan birliktelik hedefimiz açısından da çok önemlidir. Kazakistan’ın bu sürecini Türkiye ıskalamamalıdır. Bu kararın yanında olarak, katkı sağlayacak bir duruş ve süreç işletmelidir, diye düşünüyorum.