Barış Pınarı Harekâtı ve Bölgedeki Gelişmeler

Prof. Dr. Mehmet Akif Okur Barış Pınarı Harekâtı’nı ve son gelişmeleri değerlendirdi.

Barış Pınarı Harekâtı’nın, Türkiye’nin güvenliği bakımından önemi tartışma götürmez bir gerçektir. Harekâtın ilk safhasının hızı ve askeri açıdan başarısı da takdire şayandır. Ancak, Barış Pınarı’na karşı Batı’dan ve Doğudan yükselen itirazların ve muhtelif tehditlerin baskısı altında ABD ve Rusya ile yapılan mutabakatlar, harekâtı hedeflerine ulaşamadan durdurmuş vaziyettedir.

Harekâtın iki ana hedefini Suriye’deki PKK varlığının ortadan kaldırılması ve Suriyeli sığınmacıların ülkelerine dönüşünün temini için gerekli alan kontrolünün tesisi olarak sıralayabiliriz.

İlk hedef için şu iki ana şartın karşılanması gereklidir: Terör örgütünün amaçlarına ulaşma ümidinin ve terör üretme kapasitesinin kırılması.

Barış Pınarı, bu iki husus bakımından da önemlidir. ABD ile hareket ettiği için dokunulmaz olduğunu varsayan örgüt, Barış Pınarı sebebiyle büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır. Harekatın ilk safhasında, özellikle örgütün sempatizan kitlelerine hakim olan ruh halini şu şekilde özetlemek mümkündür: “ABD gibi bir büyük gücün bu kadar açık desteğine rağmen, devletleşmeye giden yolda elde edildiği varsayılan kazanımları Türkiye üç günde yıkabiliyorsa, başarıya ulaşmak imkansızdır.” Tekrarlayalım; bir terör örgütünü dağılma sürecine sokacak birbiriyle bağlantılı iki ana faktörden ilki, ümitsizlik psikolojisinin kalıcılık kazanmasıdır.

İkinci faktör de bir örgütün terör üretmesine imkân veren maddi ve manevi kapasitenin tahribidir. Kapasite, ideolojiden ittifaklara ve silahlara uzanan bir yelpazeyi kapsar. Kapasitenin tahribi, umudu da söndürür. Umudun sönüşü, kapasiteyi işlevsiz ve hedefsiz bırakır.

Barış Pınarı Harekâtı, Suriye PKK’sının hem umuduna hem de kapasitesine darbe vurmuş, ancak ikisini de yok etmemiştir. Umut kısmına yukarıda değinmiştik. PYD/YPG temsilcilerinin ABD Kongresi’nde kabul edilişi, Trump’ın örgüt lideri Mazlum Kobani kod isimli terörist hakkında attığı twit ve Rusya Genelkurmay Başkanı Şoygu’nun komutanlarıyla beraber aynı isimle video konferans yapıp basına servis etmesi, umudu söndürmemek için atılan adımlardır. Türkiye’nin mutabakata vardığı iki büyük devlet de, Suriye PKK’sının arkasında olduklarını açıkça vurguluyorlar. Örgütün denetimini yitirmemek/ele geçirmek istiyorlar. Mazlum isimli örgüt lideri üst düzeyde muhatap alınıp güçlendirilerek, “Kürt meselesinin uluslararasılaştırılması” yönünde bir figür haline getirilmek isteniyor. Türkiye, Batılı ve Doğulu güçlerin önce nasıl azınlık şuuru ektiklerini, ardından da azınlıklaştırdıkları unsurları nasıl politikalarının aracı haline getirdiklerini iyi bilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, devletimize azınlıklar üzerinden yapılan müdahalelerle dolu çatışma asırlarının hafızası üzerine inşa edilmiştir. PKK’nın Rusya tarafından kullanılan, Suriye Devleti’nin uluslararası hukuki meşruiyetinden bir eldivenle tutulan maşaya dönüşmesi ciddi bir tehdit oluşturur. Rusya cephesinden ilk işiteceğimiz telkinler, Moskova’nın parametreleriyle şekillenmiş yeni bir çözüm sürecine dair tavsiyeler olacaktır.

“Uluslararasılaştırmanın” farklı senaryolarla ABD’nin ve Avrupa‘nın da gündeminde olduğunu/olacağını unutmamalıyız.

PKK militanlarının önemli bir kısmı sıkıştıkları yerden çıkarılmıştır. ABD ile mutabakatta yer aldığı ilan edilmesine rağmen silahlar toplanmamış, niçin toplanmadığı sorusu da gündeme gelmemiştir. PKK kantonları arasındaki bir coğrafyada Türkiye’nin denetiminin tesisi, garnizon devlet kurma projesinin maddi temellerini sarsmış ama tamamen tarihe havale etmemiştir. Irak sınırına yakın bölgeleri içeren bir otonomiyi Rusya’nın desteğiyle yeni Suriye anayasasına yerleştirme hedefinden söz edilebilir. Rusya, Suriye’de devlet mekanizması yeniden inşa edilirken PKK’yı da yeni yapının bir parçası haline getirmek isteyebilir. Savaş sebebiyle ülke dışına kaçmak zorunda kalmış Türkmenlerin ve Sünni Arapların ülkelerine dönüşlerinin zorlaştırılacağı hesaba katıldığında, yeni Suriye’nin hem devlet hem de nüfus yapısında Türkiye’ye hasmane bakan kitleler, Nusayri ve PKK tesirindeki unsurlar ağırlıklarını arttıracaklardır.

ABD ve Rusya ile yapılan mutabakatlar çerçevesinde PKK, Türkiye sınırından 30 km aşağı itilse bile örgüt varlığını koruyacaktır. ABD, yeni senaryolarla, PKK’yı Türkiye üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanmayı sürdürmek isteyecektir. Örgüte ayrıca ilave misyonlar yüklenmesi de söz konusudur. PKK, Deyr Zor’daki petrol bölgeleri ve belki de Irak’ta kullanılmak istenecektir. ABD, Deyr Zor’daki petrol bölgelerinin korunması çerçevesinde yapılan açıklamalarla, PKK’yı DAEŞ’in yanı sıra İran kaynaklı tehditlere karşı da konumlandırmak istediğini resmen ilan etmiştir.

Türkiye Suriye’nin bütünlüğü meselesini, Türk anayasasında yer aldığı gibi, “ülkesi ve milletiyle bütünlük” şeklinde yorumlamalıdır. Bu çerçeveden bakıldığında, ülke nüfusunun yarıya yakınının yerinden edilmesi, milyonlarca insanın başka ülkelere kaçmaya mecbur edilmesi de Suriye’nin bütünlüğünün ihlalidir. Bu açıdan Türkiye’nin, geçici koruma altındaki Suriyeli sığınmacıları ülkelerinde iskân etme girişimi, Suriye’nin bütünlüğünün yeniden tesisine hizmet edecektir. Ancak,  Barış Pınarı ile güvenliği sağlanan coğrafya, Türkiye’nin telaffuz ettiği miktarda Suriyeli sığınmacının iskânı için yeterli gözükmemektedir.

Türkiye, askeri harekâtla örgütü yalnızca belirli bir coğrafyadan sökmeyi istememiş, aynı zamanda Suriye PKK’sının tasfiyesini hedeflemiştir. Örgütün 20-30 km aşağıdaki silahlı varlığını bir tehdit ve baskı unsuru olarak kullanırken sivil görünümlü kadrolarıya yoğun nüfuslu bölgeleri yönetmeyi sürdürmesi, bu hedefe ulaşılmasını engelleyecektir. Bu sebeple, coğrafyanın kontrolünün örgütün çözülmesi için bir araç olduğu, ikisinin karıştırılmasının doğuracağı mahzurlar hayırda tutulmalıdır.

Türkiye, Barış Pınarı ile yürüttüğü terörle mücadele stratejisi bakımından önemli bir kavşağı dönmüştür. Ancak atılan bu adım, mücadeleye son noktanın konulduğu anlamını taşımamaktadır.