Prof. Dr. Mehmet Akif Okur: “Türk askerinin mutabakatta olduğu bir coğrafyada doğrudan hedef alınarak şehit edilmesi, Türkiye’nin en ağır kırmızı çizgisinin ihlal edildiği anlamına geliyor”

Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Okur ile Suriye rejim güçlerinin 8 kahraman askerimizi şehit etmeleri üzerine bölgedeki son durumu konuştuk.

Astana ve Soçi mutabakatlarına rağmen Suriye rejim güçlerinin, 8 kahraman vatan evladımızın şehit düştüğü saldırısını ve güvenli bölge kabul edilen İdlib’e yönelik saldırılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu saldırılar, Türk askerinin mutabakatta olduğu bir coğrafyada doğrudan hedef alınarak şehit edilmesi, Türkiye’nin en ağır kırmızı çizgisinin ihlal edildiği anlamına geliyor. Bundan ötesi de Türk topraklarının doğrudan saldırıya uğramasıdır. Dolayısıyla İdlib’te yüz yüze olduğumuz bu kriz çok ciddi bir krizdir. Türkiye’nin de bu krize gereken ciddiyette ve krizin ağırlığıyla doğru orantılı olarak bir cevap vermesi gerekiyor. Niçin Türk askeri İdlib’teydi? Çünkü Astana ve Soçi mutabakatının özü Suriye’deki iç savaşın bir askeri çözümünün olamayacağı, bir siyasi çözüme ihtiyaç duyulduğu ve bunun için de öncelikle belirlenen altı bölgede çatışmaların durdurulması gerektiği kabulü idi. Güvenli sayılan, çatışmasızlık bölgesi olarak ifade edilen bölgenin diğer beşinde adım adım bir askeri çözümün hayata geçirildiğini gördük. En son İdlib bölgesinde Türkiye, Soçi mutabakatı çerçevesinde askeri gözlem noktaları oluşturdu. Burada ciddi bir sivil nüfus var. Burada Türkiye dâhil tüm aktörlerin terör örgütü olarak ifade ettikleri gruplar var. Türkiye’nin bu gruplarla mücadele taahhüdü var. Ancak bunun gerçekleştirebilmesi için de bir yol haritası, formül benimsenmişti taraflar arasında. O da ılımlılarla daha radikal olan unsurların birbirinden ayrıştırılması gereği vurgusu idi. Bunun için de bölgedeki çatışmasızlık halinin devamı gerekiyordu. Zira bölgeye dışarıdan yapılan saldırı ve müdahaleler radikal unsurları daha çok güçlendiriyordu. Ancak gelinen noktada sivil nüfusla ilgili herhangi bir ihtimam gösterilmeksizin yoğun bir harekâtın başlatıldığını bunun da şu anda Birleşmiş Milletler rakamlarının son 2 aylık rakamlarına göre 500.000 insanı yerinden ettiğini, bombardımanlar sırasında öldürülenlerin yarısından çoğunun kadınlar ve çocuklar olduğunu biliyoruz. Ve bu dalga büyük bir göç dalgası halinde Türkiye sınırına doğru yönelmiş vaziyette. Türkiye şimdi hem bu göç dalgasının önünü almak hem de soğuk hava şartlarında insanların mağdur olmalarının önüne geçebilmek için bir güvenli hat oluşturmaya çalışıyor. Bu yüzden de çatışmaların durdurulmasını ısrarla talep ediyor. Fakat buna rağmen saldırılar durdurulamadığı gibi Türk askeri doğrudan hedef alındı ve Mehmetçiklerimiz şehit edildi. Şimdi Türkiye bir karara zorlanıyor. Türkiye’nin İdlip’teki çatışmaların durdurulması ve oradan gelen göçün durdurulması konusunda hem doğrudan kendi ile ilgili çıkarları var hem de çok meşru insani gerekçeleri var. Şu anda bir kararlılığın ifade edildiğini görüyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarına yönelik herhangi bir saldırının en sert şekilde karşılık bulacağına dair ifadeler kamuoyuna duyuruldu. Bir dönemeçten geçildiği, yeni bir safhaya geçildiği vurgulandı. Bunun sonuçlarının sahada görüleceğini beklemeliyiz.

 

Türkiye Cumhuriyeti İdlib’te bulunan gözlem noktalarını ve Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarını geri çekecek midir?

Gözlem noktalarının böyle bir saldırı ile geriye çekilmesi Türkiye için hem bir güvenlik problemi hem de ciddi bir prestij sorunu meydana getirecektir. Bu uzun süren çatışmalar zinciri boyunca Türkiye, Suriye’de muhtelif bölgelerde güvenli alanlar tesis ederek ve bu sırada da Suriyeli yerel unsurlar ile beraber hareket ederek bunu yaptı. Dolayısıyla rejim güçlerinin baskısı karşısında geri adım atan, gerileyen bir Türkiye görüntüsü Türkiye’nin bu prestijine zarar vererek Türkiye’yi destekleyen grupların da çözülmesi ile ilgili bir süreci tetikleyebilir. Bu yüzden de Türkiye bunun bir tekil saldırı olmadığını, psikolojik etkisi ve sonraki askeri strateji ile ilgili etkisi gözetilerek gerçekleştirmiş bir saldırı olduğunu görüyor, öyle anlaşılıyor yapılan açıklamalardan. Aynı zamanda gözlem noktalarının kaldırmayacağı ile ilgili bir beyanatta bulunuyor.

Bunu şöyle de okuyabiliriz: M4 ve M5 otoyollarından bahsediliyor. Bunları çizgi olarak alan ve bu sürecin sonunda İdlib ve etrafı Türkiye’nin doğrudan kontrol ettiği bir güvenli bölgeye dönüşebilir çünkü bir taraftan askeri bir süreç diğer bir taraftan da diplomatik bir süreç. Özellikle Rusya üzerinden diplomatik bir sürecin yürüdüğünü görmek lazım. Böyle olursa o zaman güneydeki noktaların yukarıya doğru çekilmesi söz konusu olabilir ama onun dışında şu aşamada şehitlerimiz varken Türkiye böyle bir ültimatom ifade etmiş iken -Şubat sonuna kadar da bir süre telaffuz edildi geri çekilmeleri için- yakın vadede bu noktaların boşaltılması ile ilgili bir şey beklememek lazım fakat saha da çok dinamik o yüzden önümüzdeki süreçte karşımıza başka sürpriz gelişmeler çıkabilir mi? Bunları da o zaman değerlendirmek lazım.

Yarım bırakılan Barış Pınarı Harekâtı’nın devam etmesi söz konusu mudur? Harekât yarım bırakılmasaydı tahmininizce şu anda nasıl bir pozisyon gündemde olacaktı?

Harekat daha geniş bir alanı, Türkiye’nin güvenliği bakımından kontrolüne ihtiyaç duyduğu genişlikte bir alanı hedefler bir vaziyette sürdürseydi o zaman Türkiye stratejik bakımdan daha korunaklı bir noktada olur idi. Şimdi biz; Amerikalıların PYD-YPG’nin hem bölgedeki varlığını koruduğu gibi Rusların da yukarıya çıktıkları ve PYD-YPG ile ilişkilerini geliştirdikleri bir denklemle yüz yüze geldik. O yüzden de harekâtın temel hedefi Türkiye’nin güvenliğinin sağlanması idi. Kontrol edilen toprak bu bakımdan bir ölçü değil, esas ölçü Türkiye’ye yönelik tehdidin bertaraf edilmesi idi. Şimdi aradan geçen zaman, bu yeni dinamikler ve gelişmeler ışığında harekâtın bu hedefe katkı sağladığı, değerli bir katkı ama bu hedefi bütünüyle gerçekleştiremediği görülüyor. O yüzden ilerleyen safhaları, uygun şartlar ve konjonktür ile beraber karşımıza çıkabilir.

İdlib’ten ülkemize doğru gelen yaklaşık bir milyonluk Suriyeli dalgasına karşı Türkiye Cumhuriyeti önlem almakta mıdır, alıyorsa bunlar nelerdir?

Sahadan bazı haberler geliyor. Bununla ilgili önemli şey; sivil bölgelere yönelik saldırıların durdurulması olacaktır. Şu anda içine girilen çatışmalı vaziyetin bir sebebi de bu saldırıları durdurma yönünde Türkiye’nin İdlip içerisinde faaliyetlerini arttırmasıdır. Çünkü saldırılar durdurulmazsa o zaman insanlar sınıra yığılacaklar ve o zaman çadır kurmak gibi önlemler anlamlı bir tedbir olmayacak. Bu dalga yerinden kopmadan evvel bir şey yapmak lazım. Şu anda içinde yaşadığımız kriz de bununla bağlantılı.