Prof. Dr. Tarık Oğuzlu: “Türk dış politikasında, dışarıda çok fazla aktif olmak yerine temel ilgi ve alakamızı içerideki sorunlara yöneltmemiz gerekiyor”

Antalya Bilim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ile geçtiğimiz günlerde New York’ta yetmiş dördüncüsü gerçekleştirilen BM Genel Kurulunu konuştuk.

Geçtiğimiz hafta New York’ta yetmiş dördüncüsü gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Genel Kurulunu öncelikle genel hatlarıyla değerlendirir misiniz?

Bilindiği gibi her sene Eylül ayında dünya liderleri New York’ta buluşuyorlar. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılıyorlar. Bu kurul, dünya liderlerinin, aralarında dünyanın genelini ilgilendiren sorulara cevaplar bulmak adına önemli bir fırsat. Bu seneki zirveye de üst düzey birçok lider katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere birçok ülke lideri bu zirveye icabet etti.

Zirvede her zamanki gibi liderlerin genel kurulda yaptıkları konuşmalar dikkat çekti. Özellikle Trump’ın, ABD başkanı olarak yapacağı konuşma ilgi odağı idi. Trump konuşmasında daha önceki konuşmalarında verdiği mesajları bir kez daha teyit eder bir görüntü verdi. Küreselleşme karşıtı, ulus devleti kutsallaştıran, ulus devleti yücelten, korumacı politikaların öneminin altını çizen, göçmen karşıtlığı yönündeki politikalarını bir kez daha yenileyen Trump, liberal, uluslararası dünya düzeninin artık pek fazla işe yaramadığını Amerika’nın bunun savunucusu olmayacağını söylemiş oldu. Bunun yanında Erdoğan’ın konuşmaları da dünyada daha adil daha dengeli daha çevre dostu daha insancıl, mültecilerin haklarını daha koruyan düzenlemeler yapılması gerektiği vurgusunu içeriyordu. Bu konuşmaların dışında özellikle çevre ve iklim konuları bu seneki BM zirvesine damga vurdu. Çevreci aktivistlerin özellikle küçük bir kızın yapmış olduğu konuşma dünyada çevre bilincinin yerleşmesinde, çevresel sorunların daha fazla gündeme gelmesi noktasında ciddi çabalar sarf edilmesi gerektiğini hatırlattı herkese. Bunun dışında çok da kayda değer bir gelişme olduğunu söylersek doğru söylemiş olmayız.

BM Genel Kurulu’nda dile getirilen birçok konunun muhatabı devletimiz, Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak anılmıştır. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yapmış olduğu konuşmada dünyanın önemli sorunlarına değindiğini görüyoruz. Mesela Filistin sorununa değindi. İsrail’in kurulduğu zamandan günümüze kadar nasıl bir genişleme süreci gerçekleştirdiğini ve bunun Filistinlilerin aleyhine nasıl bir süreç olduğunu örneklerle hatta elinde tutmuş olduğu resimlerle göstermeye çalıştı. Bu anlamda dikkat çekti. Keşmir sorununa da çok fazla yer verdi. Doğu Akdeniz Bölgesi’nde Kıbrıslı Rumların ve Yunanlıların çoğu zaman tek taraflı hareket ederek enerji kaynaklarını kendi lehlerine kullanmaya çalıştıklarını bunun da bölgedeki istikrarsızlığa sebep olduğunu belirtti. Suriye’nin kuzeyinde güvenli bir bölge oluşturulması noktasında Türkiye ile Amerika arasındaki işbirliğinin devam etmesi gerektiğini ve bu sayede ülkelerini terk etmek zorunda kalan birçok Suriye’nin tekrardan Suriye’ye geri dönebilme ihtimali bulunduğunu belirtti. Güvenli bölgenin de en az 30 kilometre genişlikte 480 kilometre uzunlukta bir alanı kapsaması gerektiğini söyledi.

Erdoğan, ayriyeten şunun önemini de belirtti ki bence bu önemli bir şey: Suriye’nin tek parça, bağımsız, egemen, toprak bütünlüğünü garanti altına alınmış bir düzenleme yolunda devam etmesinin zamanının geldiğini söyledi. Bu, anayasa komitesinin kurulmasını olumlu buluyor. Bu bağlamda Rusya, Türkiye ve İran arasındaki görüşmelerinde önemli olduğunun altını çiziyor. Tabii bunlar dünya siyasetini ilgilendiren konular olduğu için ve Türkiye, bu konulara parmak bastığı için dikkatleri çekmiş olabilir bunda şaşılacak pek bir durum yok. Bence asıl önemli olan, Erdoğan’ın yapmış olduğu konuşmada küresel adaletsizliği ve küresel gelir dağılımındaki dengesizliği çok net bir şekilde ortaya koyması oldu. Bunun dünyada en temel sorun olduğunu söyledi. Yıllardan beri söylemekte olduğu bir sözü tekrar dile getirdi. “Dünya beşten büyüktür” vurgusunu yaparak mevcut liberal uluslararası dünya düzeninin ciddi bir revizyona tabi tutulması gerektiğini, yükselmekte olan güçlerin dünyanın yönetiminde çok daha fazla söz sahibi olması gerektiğini söyledi ve de gelişmekte olan az gelişmiş coğrafyalarda bulunan ülkelerin daha adil bir bölüşüm mekanizması içinde daha iyi yaşamalarının gelişmiş ve zengin ülkelerin temel bir sorumluluğu olduğunu söyledi. Bunlar aslında zengin ülkelerin, kuzeydeki gelişmiş ülkelerin biraz da nasırına basan ifadeler olduğu için bazı kesimlerde rahatsızlıklar yaratmış olabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sosyal medyada dünya gündemine giren konuşması Türk Milletinin milli menfaatleri açısından neler ifade etmektedir?

Aslında bu konuda benim dikkatimi çeken şey şu idi: BM Genel Kurulunda Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşurken hatırı sayıda yabancı ülke temsilcisi vardı. Bu sayı bana geçmiş yıllardan biraz daha fazla gibi geldi. Bunu da belki Türkiye’nin 2020’de BM Güvenlik Konseyi’nin sekreteryasını üstlenmek istemesi de neden olmuş olabilir. Bunu bir kere söylemek lazım. Yani Erdoğan’ın altını çizdiği vurgular ki bunu az önce de söylemiştim. Türkiye’nin ulusal çıkarları ile alakalı ama Türkiye tabii bölgesel ve küresel bir sorumluluk hissi taşıyan ülke gibi davranıp dünya siyasetine tesir etmesi muhtemel konuları gündeme getirip bu dünya politikasında ben de varım diyen, artık söz sahibi olmak isteyen bir ülke olarak bu mesajları veriyor. Erdoğan sıklıkla bu tonda konuşuyor. Türkiye’nin iç siyaseti ile ilgili konulara değinmekten ziyade küresel ölçekte gündemi meşgul eden sorunların altını çizmesi bence önemli. Bu Türkiye’nin bir vizyon sahibi olduğunu dünya tasavvuru olduğunu da dolaylı yollardan gösteriyor olabilir.

Son kertede şunları söylemek lazım: Dünya siyasetini ilgilendiren konuların son zamanlarda neredeyse tamamına yakını Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu sorunların bir an önce çözüme kavuşturulması her şeyden önce bizim ulusal çıkarlarımıza olan bir şey. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dünyada bu yönde ilgi ve ivme uyandırmaya çalışması dünyayı harekete geçirme çalışması olumlu gelişmeler. Umarız beklenen yankılar ortaya çıkar

Son dönem Türkiye Cumhuriyeti dış politikasını yaşanan gelişmeler ve BM Genel Kurulu’nu da hesaba katarak özetler misiniz?

Son dönem Türk dış politikasında yaşanan konularla BM Genel Kurulu’nun değerlendirmek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama şunu söylemek lazım: Aslında dış politikamızda son senelerde ciddi bir revizyon yaşıyoruz. Bence hatırlarsınız, Türkiye özellikle yakın bölgesinde 2011 Arap baharından sonra biraz fazla liberal biraz fazla iddialı fazla nizam verici bir düsturla hareket etmeye çalıştı. Ama zamanla anlaşıldı ki arzuladığımız birçok şeyi yerine getirebilecek güç kapasitesine sahip olmadığımız görüldü. Kabul edelim ki hem küresel aktörlerle en başta da batılı aktörlerle ve önemli komşularımızla sıkıntılar yaşadık yaşıyoruz. Daha hala tam olarak bunları aşağı bilmiş değiliz. Ciddi anlamda gözlemciler Türkiye’nin dış politikasında bir eksen değiştirip değiştirmediğini sorgulamaya başladı. Avrupa Birliği ile ilgili sıkıntılarımız var. Amerika ile zaten Fetö olayı yüzünden Amerika’nın PYD’ye verdikleri destek yüzünden ve daha birçok konuda özellikle Doğu Akdeniz’de Kıbrıslı Rumların pozisyonlarını daha fazla desteklemesinden ötürü, artı İsrail’e verdiği koşulsuz şartsız desteğin devam etmesinden ötürü ki başta Kudüs’ün başkenti olarak tanınmasında ABD’nin oynamış olduğu rolü de dikkate katalım. Bütün bu faktörlerden dolayı ABD ve Türkiye arasında ciddi bir güven bunalımı var. Açıkçası taraflar birbirlerine çok güvenmiyor. Bir şekilde Amerika’ya tepki vermek adına batıya bir mesafe koymak adına Türkiye’nin son yıllarda özellikle Rusya ile daha fazla yakınlaştığını görüyoruz. Çin ile olan ilişkilerin geliştirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Suriye’nin geleceğini, özellikle Suriye bağlamında asla konuşamayız anlaşamayız dediğimiz iki ülke olan Rusya ve İran ile birlikte oturup görüşüyoruz. Türkiye belki bunu başlarda istemedi ama son zamanlarda buna mecbur kaldı bunun da altını çizmemiz gerekiyor.

Dolayısıyla bence Türk dış politikasında, dışarıda çok fazla aktif olmak yerine temel ilgi ve alakamızı içerdeki sorunlara yöneltmemiz gerekiyor. Ekonomik anlamda önümüzü görebilir bir seviyeye çıkarmamız gerekiyor. Ülke içerisinde toplumsal barışı gerçekleştirmek adına ciddi bir çaba sarf etmek gerekiyor. Çünkü bunlar çok yakıcı sorunlar. İçeride bu kadar yakıcı sorunlar yaşarken diğer yanda dünya dengeleri çok radikal bir şekilde değişmeye başladı. Şu anda dünyada genel bir altüst oluş anı var. Herkesin kafası karışık istikrarsızlık artıyor. Böyle bir zaman diliminde yapılması gereken şey çok fazla dışarıda at koşturmaktan ziyade içeriyi sağlam tutmak. Dolayısı ile daha realist daha gerçek içerideki huzuru ve ekonomik modernleşmeyi merkezi alan bir dış politikayı şahsi kanaatimce daha olumlu olduğunu söylemek isterim.