Rahim Cavadbeyli: “İran’da Traktör takımı, spor grubundan ziyade İran’da Türk milletinin var oluş mücadelesinin şu an eylemsel ayağını oluşturur”

Rahim Cavadbeyli ile İran’da Türklerin futbol takımı olarak bilinen Traktör Sazi maçında ve akabinde yaşanan olayları konuştuk

21 Nisan Pazar günü oynanan Traktör   Futbol Takımı ile Peykan maçından sonra ev sahibi Traktör takımının taraftarlarına rejim güçleri tarafından saldırı düzenlendi. Saldırı nasıl oldu ve saldırının nedeni nedir?

Bir kere Traktör takımı İran’da Türk milletinin eylemsel boyutunu oluşturmaktadır. Yani İran’da Türk milleti için Traktör takımı sadece bir futbol takımı değil, bunun böyle bilinmesi elzemdir.

O gün maçta Traktör futbol takımı Peykan’a 1-0 kaybetti. Bu kayıp da Türk taraftarlarının kanısına göre hakemin taraflı davranması, penaltıyı kabul etmemesi üzerine Peykan takımının zaferiyle sonuçlanmıştır. Türk taraftarlarının itirazı Mitinge dönüşmüştür. Buna karşı da kolluk kuvvetleri karşı koydu ve karşı koymada onlarca kişi tutuklandı, yüzün üstünde de yaralı var. Bunlardan biri de benim yeğenim Hakan Cavadbeyliydi. Ona elektrikli sopayla vurulmuş, göz kapağı kırılmış. 3-4 gündür hastanedeydi. Dün taburcu etmişler. Ama doktorların göz kapağı kırıklarından dolayı yeniden muayene edip ameliyata almayı düşündüklerini söylediler. Yarın Cumartesi Hastaneye sevkedilecektir.

Sözüm şu ki İran’da Traktör takımı spor grubundan ziyade İran’da Türk milletinin var oluş mücadelesinin şu an eylemsel ayaklarından birini oluşturmaktadır. Yani kimlik davasının toplumsal boyutunu oluşturmaktadır. İran’da Türklük mücadelesinin bir örneğidir. Bu takımı değerlendirirken işin bu düşünsel ve toplumsal ayağını unutmamak lazımdır.

Bu olay üzerinden, İran’ın Türklere karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İran’ın mevcut sisteminin bir ikilem içinde var olduğunu unutmamak lazım. İran sistemi 1979’dan itibaren 7-8 yıl bir bütün olarak çalışmayı kısmen başarsada, Ayetullah Humeyni vefat ettikten sonra sistem içi ikilem bütünlüğünü koruyamadı ve içinden patlak verdi.

İran’da 1988’de Humeyni’nin vefatı, Sovyet Rusya’da halk özgürlük hareketlerinin başlaması özellikle Kuzey Azerbaycan’da büyük Ebulfez Elçibey liderliğinde başlayan halk azatlık harekâtı aynı zamana tesadüf eder. Humeyni’nin vefatı ve vefat sonrası İran’da sistemin ikilem içinde patlak vermesi, İngiltere eksenli kuvvetlerin ortaklık yapısı, Pehlevi dönemi Panfarsist düşünceyi yeniden ön plana alınmasına neden oldu. Humeyni dönemi 8 yıl İran-Irak savaşı döneminde millileştirilmiş çoğu müesseseler, kurum ve kuruluşlar sözde Reformist aslında Türk karşıtı kuvvetler  – Höccet’ül-İslam Refsencani  ekibi tarafından yeniden özelleştirilmesine, liberal değerlerin ön plana alınmasına ve Türk karşıtı Pan Farsist enstitülerin kurulmasına, Pehlevi dönemi siyasetin devlet siyaseti haline getirilmesine yönelik büyük bir hareket başladı. Bu direkt Atlantikçi siyasetin İran’da temsilcisi, cumhurbaşkanlığını elde tutarak ülkenin bütün icra organlarında kendi egemenliklerini kurduktan sonra Türk karşıtı Panfarsist düşüncesini egemen yapmaya çalıştılar. Muhafazakâr, dindar ve siyasal zeminde kısmen Rusya’yla yakınlığı bilinen kesim, bu İngiltere eksenli Panfarsizm gedişlerden oldukça rahatsız olmuşlardır. Ve bu rahatsızlıklar zaman aşamasında sistem içi ikilem arasında büyük sorunlara ve siyasal patlaklara neden olmuştur.  Bu olaylar 1988’lere tesadüf eder. Humeyni’nin ölmesi ve Kuzey Azerbaycan halk azatlık hareketinin başlaması aslında büyük Ebulfez Elçibey’in başlatmış olduğu Türklük harekâtı İran’da İngiltere eksenli kuvvetlerin ön plana almış oldukları Pafarsizme karşı büyük bir cevaptı. Ve bu Elçibey’in başlatmış olduğu Türkçülük harekâtı İran’da Türk milletine yeni bir can verdi. Ben Türk’üm diyebilme olanağı sağlandı. Başka bir ifade ile İran’da Türk Milleti, 60 yıldan  (1925’den 1980’lerin sonlarına kadar) sonra sistem içi ihtilaflardan ve siyasal patlaklardan doğan boşluktan yararlanarak kendi gerçek Türk kimliğini ön plana alma imkanı buldu. Ve nitekim  gerçek Türk kimliğine dayalı Türk Milliyetçiliği doğmuş oldu. Başka bir ifade ile sistem içi ikilem arasındaki patlaktan doğan siyasal boşluk Türklerin gerçek anlamda “Ben Türküm, ve Türklük Üzerinden Var olmak istiyorum” diye gerçek bir mücadele başlatmasına zemin oldu.

İran’da 1925’ten 1980’lerin ortalarına kadar ben Türk’üm diyecek bir cereyan bulamazsınız. Ben Türk’üm ve Türklük üzerinden yürüyeceğim, Türk kimliğini savunacağım, Türk kimliği üzerinden de kendimi var edeceğim diyecek bir etkin grup bulamazsınız. Bizim 1945-1946 merhum Pişevari dönemindeki milli hükümetimizin bir yıllık belgelerinde ben Türk’üm diyecek bir belge bulunmaz. Ben Azerbaycanlıyım, dilim Azerbaycan dilidir. Bu siyasi yaklaşım tarzı Türk egemenliğinin ortadan kaldırılmasını amaç edinmiş sürecin terkip hissesi olarak 1900’lerden başlayan bir cereyandır. Bunu biz ayrıca bir konu olarak çalışmışız. Bu konu ile ilgili derin bilgi edinmek isteyen arkadaşlar bizim çalışmalarımızdan bunları bulabilir.

Azerilik nereden kaynaklanıyor? Onun kökenini biz çalıştık. Rusya’nın kendi Azeriliği var buna karşılık İngiltere’nin de kendi Azeriliği var. İkisi de Pers kimliğinin alt kimliği olarak karakterize edilir. Tabi bu ikisi birbirinden farklıdır. Ön planda Azeri kimliği Pers kimliğinin alt kimliği olarak kabul edilir. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Panfarsistlerin Türk karşıtı kesimin bu Azeri kimliği altında düşündükleri kavramsal şey şudur;  “Moğolların, Cengizhan oğullarının İlhanlı Türk İmparatorluğu döneminde Perslerin Azeri kolu olan Azerbaycanlıların tecavüze uğramasından doğan nesle Azeri denir.”

Tarih büsbütün çarpıtılmıştır. Son yüzyılın ulus-devlet anlayışına dayanan tarihi, İran, Kafkasya, Orta Asya, Arap ülkeleri, Mısır’a kadar uzanan bölgenin tarihini biz yazmamışız. Bize yazmışlar dersek asla yanılmarız. Bunu asla kimse unutmasın 1918, 800 yıllık Haçlı Savaşları’nın sonuncusu olarak I. Dünya muharebesinde Avrasya’ya asırlarca egemen olan Türk-İslam milletine son darbenin indirildiği tarihtir.

19. yüzyıl ve 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde Türk dünyasının İslam dünyasına egemen olduğu iki devlet vardır. Biri Gacar Türk İmparatorluğu, biri büyük Osmanlı imparatorluğudur. Osmanlı imparatorluğunun İslamiyet’i temsil eden devlet olarak çöküşüyle İslam dünyası çöktü. Gacar Türk imparatorluğunun çöküşüyle Türklük çökmüş oldu.

Ama şu an İran Pers olarak adlandırılır ve kimse buna itiraz etmez. 1925’e kadar her şeyiyle Türk olan bir ülke nasıl bir anda Pers oluveriyor?  Niye bu sorulmuyor?  Niye bu düşünülmüyor?

1918’deki işgalde müttefik kuvvetlerin ortak kararıyla bizim arşivlerimize el konulmuş.

1. J. Rousseau’nun ulus-devlet tezini kutsal ittifak Türk-İslam dünyası üzerinde çok iyi kullanmış ve başarılı olmuştur.

İran’da 1840’lardan itibaren Büyük Nasireddin Şah tarafından “Şuray’e Âli İhsaiye – Yüksek İstatistik Kurumu” kurulmuştur. bu kurum  1896’ya kadar , yanı 50 yılda 4-5 kez istatistik veriler toplanmış. 100’ün üstünde harita işlenmiş. İran’ın fiziki haritası, sanayi haritası, etnik yapı haritası işlenmiş. Bugün bu verilerin biri de gündeme gelmez. Ama 1850’lerde İngiltere’nin Hindistan hâkimiyetinin İran’a göndermiş olduğu bir zabit tarafından Nasreddin Şah’a hediye olarak takdim edilen İran haritası son yüzyılda ele alınmış en esaslı İran haritası olarak lanse edilmektedir. Niye bu kadar şey gündeme gelmedi çünkü etnik İnhilal-Dağılma söz konusudur. İran’da Türklere karşı soykırım ve etno-jeopolitik inhilal siyaseti uygulanmıştır. Türk dünyasında soykırım ve etno-jeopolitik İnhilal siyaseti acımasızca uygulanmıştır.

Çok ilginçtir bunlar, önceden çalışılması lazımdı ama maalesef ilk defa biz ele aldık. Etno-jeopolitik İnhilal de benim tez konum,  literatüre ilk defa ben soktum.  İran’da muazzam bir Türk soykırımı olmuştur. Türklere karşı büyük bir soykırım yapılmıştır. Yani İran’da Pehlevi hâkimiyeti kolay kurulmamıştır. Büyük bir Türk Direnişinin yenilgisi ve yakılmış Türk varlığının külleri üzerinde kurulmuştur. İran’ın nüfusu 1917’de 20 milyon iken 1921’de 10 milyondur. Dört yılda 10 milyon insan kaybedilmiştir. Suriye’de son dönemde yaşanan olaylar İran’a kıyasla daha iyidir. Biz Türkler Avrasya egemenliğini kolay teslim etmedik.

İran’da bir dayatılan Pers kimliği bir de Persin alt kimliği olarak bir Azerbaycan var. Sağ da olsan sol da olsan o alt kimliği kabul edeceksin. Yoksa ben Türküm dediğin andan itibaren iki taraftan da kovulursun, ezilirsin, bitersin, etkinliğini kaybedersin. 1980’lerin ortalarına kadar böyle devam etti. Ama sonra sistem içindeki patlaklardan doğan karşı durmalar sonucu Türkler ben Türküm deme alanı buldu. Biz İran’da ben Türküm diyeceğimizi o ikilemler arasındaki bu patlağa borçluyuz. Biz ne Amerika’nın ne Rusya’nın desteğini gördük. Bizi hiç kimse desteklemedi. Hatta Türkiye bile iyi ilişkilerini Panfarsistlerle kurmuştur. Bugün de çok farklı değildir. Ve bu süreç 1980’lerin sonlarında başlamıştır. Ebulfez Elçibey de bize can vermiştir. Türklük doğmakta ve bu mücadele güçleniyor ve güçlenecek. İran’da Türklük Diriliş merhalesine girmiştir. Bu dönemler Türk’ün Diriliş aşamasıdır ve biz onu yaşıyoruz. Hiç unutmam biz 1995 yıllarında gizli dersler düzenleyip Türkçe eğitim veriyorduk. Çocuklara, kendi yaşıtlarımıza Türkçe öğretmek için bir ev bile bulamıyorduk. Erdebil’de biz bir kişi bile bulamadık o zamanlar. En sonunda eski solculardan birisi vardı onun evini bulduk. Onunla da verimli çalışamadık. Biliyorsunuz ki Erdebil şuan Türkçülüğün merkezidir.  Ben Kazvin’e gitmiştim. O zamanlar biz Azerbaycan Türkü diye lafa başlardık, dediler ki sizin dostlarınız yukarıdaki mağazadadır biz Azerbaycanlı değiliz. ‘Ben Türküm, Azerbaycanlı ile Türk’ün ne farkı var?’ dedim. Biz bu tip olaylar yaşamıştık. Kazvin’li Türk kardeşler bile bizi Azerbaycanlı diye kendilerinden ayrı görüyorlardı.  Bugün ise Kazvin’ de çok değerli Türk Kimliğine dayalı şahsiyetler yetişiyor. Hamedan’da, Şiraz’da, Horasan’da, İsfahan’da Tahran’da da öyle. İran’ın her bir eyaletinde Türklük şuuru günbegün güçleniyor. Bize kimse destek vermiyor. Ama biz İran’da günbegün daha artık güçleniyoruz.

Traktör takımının bu mücadeledeki yeri nedir ve nasıldır?

duygusal olarak bizim toplumsal ayağımızı oluşturuyor. Düşünün Traktör futbol takımı üzerinde Türk kimliği kendi yerini almıştır. İster Horasan’da olsun ister Şiraz’da olsun herkes Traktör takımını destekler. Bu olay topluma kişiliği, benliği veriyor. Takımı destekleyenler  duygusal olarak Türklüğü savunurlar, tutmayanlar tabiri caizse yan geçerler. Toplumsal ayakta takımın rolü çok büyüktür. Şuur itibari ile bakarsak bu süreç böyle gitmez. Süreç farklı mecralarda gidecek ama toplumsal ayağımızda duygusal olarak lazım olan bir faktör ve değerlendirilmesi gereken bir etmen. Ben Traktörü böyle tarif ederim ama İran’da bizim davamızın farklı bir süreci var. Şu an bizim stratejimiz ne olmalı? Mesela bizim BOP projesi ile ilgili faaliyetimiz ne olacak, BOP projesi bize ne vaat ediyor? Bugün BOP projesi adı altında yapmış oldukları faaliyetin Türk milletinin hayrına mı zararına mı olduğunu düşünmeleri gereken adamlar var.

BOP projesi yani Büyük Orta Doğu projesi Türkün tabutuna vurulacak olan en son çividir. Güney Azerbaycan Milli Harekâtı ile ilgili olan bazılarının oradan-buradan maddi destek alıp karşılığında BOP projesi istikametinde yürümek isteyenler, panparsizimden çok daha tehlikelidir ve bize en büyük zararı onlar verecektir. Her kim onlarla birlikte yürüyorsa İran’da Türk milletinin aleyhinde hançer çekiyordur.

BOP projesi İran’da Türk milletini yok oluşa götürecek olan bir süreçtir. Büyük Ermenistan’ı, büyük Kürdistan’ı kabul etmiş oluyorsun. 45 milyon Türk’ten konuşan insan 8-10 milyonluk Güney Azerbaycan’ı vaat eden BOP projesini kabul ediyorsa ihanet ediyor, hainlik ediyor ve millet tarafından da mutlaka cevabını alacaktır. Ben 45 milyondan konuşacağım da sonra diyeceğim ki güney Azerbaycan’ın bağımsız müstakil bir devlet olmasını istiyorum. Birini isteyeceksin. Ya 10 milyondan oluşan güney Azerbaycan’ın bağımsızlığını isteyeceksin, BOP projesi ile beraber yürüyeceksin. Orta doğuyu, İslam dünyasını ve özellikle Türk dünyasını karşına alacaksın ya da akıllı, temkinli, insanlığı seven bir şahsiyet olarak İran’da var olan 45 milyon Türkün: ‘’Avşara, Şahsevene, Kaşgaya, Horasanlısına, Tebrizlisine Sunguruna bölmeden Türkü bir bütün olarak ‘’panfarsizme’’ karşı seferber edilmesi için mücadele edeceksin. Bedel ödeyeceksin. Rahim Cavadbeyli İran’da da bedel ödemiş Kafkasya’da da bedel ödemiş bugün Türkiye’de de bedel ödüyor yarın da öder çünkü bizim davamız çok büyük bir davadır. İran’da Türk milletinin yeniden varoluş davası olağanüstü zor bir davadır. Bir de şunu hiç unutmam 2001’de Tebriz’de istihbarat tarafından gözaltına alınmıştım. İstihbaratta olduğum dönem sorgudayken bana bir soru sordular: ‘’Sen İsrail’e nasıl yaklaşıyorsun bu faaliyetlerin İsrail’le ilgili sen buna nasıl bakıyorsun’’ dediler. Hiç unutmam orda Arap Alfabesinde Türkçe olarak şunu yazdım: ‘’Güneş batmışsa Tebriz’de batmıştır doğacaksa yine Tebriz’den doğacaktır.’’ Ben buna inanırım ben buna güvenirim, bunun için ölüme giderim. Ben yabancılara uşaklık yapmam iş yapmam ben İran’da Türk milletinin hak ve hukukunun korunmasından yanayım.  Yine aynı şeyi söylüyorum: ‘’Güneş batmışsa Tebriz’de batmıştır doğacaksa yine Tebriz’den doğacaktır.’’  Traktör takımı ile ilgili sorunuza cevaben şunu ekleyim ki, Traktör sıradan bir takım değildir. O sadece Azerbaycan’ı değil bütün Türk milletini kendisini Türk bilen her kesi duygusal olarak temsil eder.

Geçtiğimiz Pazar günü olan olay üzerinden son olarak neler söylemek istersiniz?

Traktör futbol takımı söylediğim gibi İran’da Türk milletinin toplumsal, eylemsel ayağını oluşturur. Toplumun ona yüklediği çok büyük bir anlam var. Traktör İran’da ve Türk dünyasında Türk kimliğini temsil eder. Onun için biz de bu takıma değer veriyoruz ve Türkiye medyası da bunu gündemde tutmalıdır. Bu çok önemli bir konudur. Diğer bir konu, 24 Nisanda Ermenilerin gelenek halini almış uydurma soykırım davası için çeşitli ülkelerde mitingler yapmasıdır. Aynısı İran’da da yapıldı. Orada Ermeniler’in İran’daki bu eyleme karşı Türkler de bir grup olarak Ermenilerin eylemine karşı bir eylem yaptılar ve bizim çoğu arkadaşımız Ermenilerin eylemine karşı çıktı diye gözaltına alındı. Tutuklananların isimleri Asker Fereci, Aydın Kuluzade, Ali Novin, Rıza Nezeri, Afşin Nezeri, Aydın Hacızade, Ruhullah Haydari. Bunlar Tahran’da Ermeni bir grup faşistin eylemlerine karşı çıkan arkadaşlarımızdı. Bu oldukça önemli çünkü İran’da düşünsel olarak çoktan düşündüğümüz bir şey bu. Faşist Ermenilerin İran’da Türk’lere karşı yaptığı soykırımlar az değil. 1915’lerden itibaren sadece Ermeniler tarafından öldürülen fert sayısı 130.000’dir. Ama bugün o Ermeniler Tahran da soykırıma uğradıklarını iddia ederek karşı itiraz da bulunuyorlar. Biz düşünsel olarak bunlara karşı yapılacak şeyleri çoktan düşünmüştük fakat eylemsel ayağını oturtamadık. Bu defa bu başarıldı. Tahran’da ki Ermenilerin mitingine karşı yapılan Türk mitingi oldukça önemlidir. İran’ın Ermeniler üzerinden yürüttüğü siyasetin de düzgün değerlendirilmesi lazım. İran sisteminin Ermeni faktörünü ülke içinde yürüttüğü siyasette kullandığı bir alan yoktur. İran’ın Ermeniler ile ilgili olan siyaseti de dış siyasetle ilgilidir. 100.000 Ermeni’nin varlığı onların güvenliği açısından bir sorun olacağı düşünülebilir bir şey değildir ama sistem Ermeni faktörünü yurt dışı siyasetinde iyi kullanıyor. Bunu yeri gelir Azerbaycan’a yeri gelir Türkiye’ye yeri gelir İsrail lobisine karşı kullanır. İran dış siyasetinde Ermenilerden yararlanıyor. Biz Türk olarak, Türkiye ve Azerbaycan Türkleri ile bir bütün olarak biz, Ermenilerle mücadelede daima aynı cephedeyiz ve bu bizim için olmazsa olmaz bir durumdur. Düzgün değerlendirilmesi gereken bir konu da budur.