Rahim Cavadbeyli: “Türkiye, İran’da başka devletlerin müdahalesine yer vermeden İran Türklüğü üzerine stratejisini tasarlamalıdır”

Araştırmacı-Yazar Rahim Cavadbeyli ile İran’da devam etmekte olan gösteriler ve İran’daki Türk kardeşlerimizin durumu üzerine konuştuk.

İran’da geçtiğimiz hafta başından beri devam eden gösterilerin sebepleri nelerdir?

İran’da son dönemde ekonomik kriz had safhada. Her daim olduğu gibi bu defa da ekonomik kriz toplumun isyanına esas sebeplerden biri gibi gösterilebilir. Ama işin mahiyetine geldiğimizde işin mahiyeti bizatihi yani görünüş itibariyle ekonomik kriz olsa da arkasında çeşitli faktörler duruyor. İç faktör olarak; hâkimiyetten razı olmayan, hâkimiyete karşı çeşitli fikirlerin, çeşitli cereyanların bu ekonomik krizi kullanarak sokaklara çıkma sebebi olarak gösterebiliriz. Cumhurbaşkanı bu isyanın startını bir anda veren yani başlatan esas faktördür. İran’ın cumhurbaşkanı bu olayda esas rolü oynamıştır. Olayların çıkmasını gece saat 23:00’da almış olduğu kararla startını vermişti. Yani ülkede yıllarca tatbik edilen, uygulanan ekonomik baskı altında ezilen topluma bir anda diğer yönetim, kurum ve kuruluşlarıyla konuyu danışmadan gece saat 24:00’da benzinin 300 kat artışıyla ilgili bir karar aldı. Bir anda benzinin fiyatı bin tümenden üç bin tümene yükseltildi. Bu karar aniden diğer kurum ve kuruluşlarla danışmadan alınmış bir karardı. Yani ülkeyi isyana teşvik eden bir karar gibi değerlendiriliyor. Ruhani niye böyle bir kararı aldı? Bu ise meselenin başka bir boyutu.

Birçok göstericinin ve emniyet güçlerinin hayatını kaybettiği bu gösterilerin gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İran’daki bu isyanlar sadece toplumun razı olmamasından kaynaklanmıyor. Burada çeşitli faktörler var. Bunlardan biri toplumun çeşitli kanatlarının hükümete karşı muhalefetinden kaynaklanıyor. Ama burada tabi ki Atlantikçi kuvvetlerin de etkisi yüksek. Onların da kendi merakları ve kendi çıkarları var. Bu konuyu kullanmaya çalışıyorlar.

Tüm bunları anlamamız için bizim önce İran’daki sistemi iyi anlamamız lazım. Ülkedeki sistemi doğru anlamazsak bu olayların gidişatını düzgün bir şekilde değerlendirmemiz mümkün değil. İran’daki mevcut sistem bir bütün değil. Sistem ikilem içinde devam eden bir sistemdir. Yani ikilem arasında ihtilafların devam ettiği hâkimiyet şu an söz konusudur. İran’da aşırı sağcı neo liberalist kesim olarak tanımlanan ama aslında Türk ve İslam karşıtı aşırı sağcı neo faşistler, hem ülkede modernist olarak ön planda hem de Atlantikçi kuvvetler tarafından modernist, reformist kesim olarak desteklenmekte. Bu kesimin başında şu anki cumhurbaşkanı Hasan Ruhani duruyor. Hasan Ruhani Atlantikçi kuvvetlerle beraber İran’da egemenliği tam eline almaya çalışan bir kesimdir. Yani ülkedeki dini lidere karşı Atlantikçi kuvvetlerle beraber yürüyorlar. Bunların da İran’da gayri Farslara, yani Fars dilli olmayan halklara vaad ettikleri net bir hak yoktur. Ama buna rağmen bu kesim Atlantikçi kuvvetlere arkasına alarak İran’da kendi egemenliğini tam olarak kurmaya çalışıyor. Tabi buna karşı da dini lider Avrasyacı kesim olarak buna karşı direniyor.

Şu an böyle bir ortamda biz bunu iyi anlıyoruz ki; Atlantikçi kuvvetlerin İran’da Türk karşıtı Pers kesimini desteklediği müddetçe İran’daki gayri Farslar, özellikle İran’ın 45 ile 50 milyon nüfusunu oluşturan ülkenin asli ve kurucu unsuru olan Türklerin böyle bir süreçte yer almasını beklemek doğru olmaz. Tabi onlar bizi kullanmaya çalışıyor bizler bunun farkındayız. Bizi de bu oyunda görmek istiyorlar. Tabi biz de bir kısmımız bu olaylara katıldı, şehitler verildi, sokak yürüyüşleri sürdürüldü ve hala durum da güvenli bir durum değil. Hala her an isyanın baş verme ihtimali var. Ama bir mesele var ki buna aydınlık getirilmesi lazım. Atlantikçi kuvvetler İran’da Pers kimliğini ön plana alan cereyanı desteklediği müddetçe İran’daki gayri Farsların böyle bir olaya katılma ihtimali oldukça düşük olacak. İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’in bir ifadesi var, gayet doğru bir ifadedir. 30 yıldır bu ifadesini uygulamamışlardır. Şiar olarak da en azından böyle bir ifade var: “İran’da Fars da Türk gibi, Türk de Fars gibi kardeştir, beraberdir” der. Tabi bu uygulanmıyor. Ben şahsen 30 yıl ömrümü bu hâkimiyete karşı mücadeleye adamış bir adam olarak bunu düşünüyorum ve göz önünde bulunduruyorum. Dini liderin böyle bir şiarı var, uygulanmamış. Ama diğer taraftan Atlantikçi kuvvetlerin şu an başını çeken ABD’nin Dışişleri Bakanı Pompeo’nun 20 gün önce bir röportajı yayınlandı Amerika’da. O röportajında açık ve net şekilde İran’ı Persliğin yurdu, Pers ülkesi, Pers devleti olarak değerlendiriyor ve Pers devletinin M.Ö. 600’de kurucusu sayılan Kyros’un büyük bir şahsiyet, büyük bir imparator olduğunu ön plana alıyor ve hatta ABD’nin kurucularının onu ilham aldığını söylüyor. O zamana kadarki Atlantikçi kuvvetler özellikle onun başını çeken ABD ve İngiltere İran da Persliğin arkasında duruyorsa, böyle bir ceryanlarda İran’da şifahen Farsların haklı olduklarının ve ezilmesine sebebiyet verecek şeklinde bir görüş ortaya çıkıyor. Onlar hem bizi ezecekler hem de kullanmak isteyecekler. Bizler böyle bir durumun içerisindeyiz.

İran dini lideri en azından şiar olarak diyor ki: Türk ve Fars beraberdir, kardeştir. Şiar olarak diyor. Ben bu şiara inanmıyorum. Onun için de mücadele ediyorum. Ama diğer sebepten Atlantikçiler bunun tam tersi olarak İran tamamıyla Perslere mal eden bir durumu destekliyorlar ve bizden de talep ediyorlar ki biz İran Türkleri olarak, biz Güney Azerbaycanlılar olarak bu süreci de onlarla beraber yürütelim. Bu nasıl olabilir? Bugün Atlantikçi grup kuvvetler İran’da var olan 45 ile 50 milyon Türk’ün asli kurucu unsur olan Türk’ün dilinin, kültürünün resmi hukuki zorunlu devlet dili olmasına yönelik bir beyanatı olmadan böyle bir taahhüt olmadan bizden görünen bazı insanları da kullanmaya çalışıyorlar. Böyle bir süreçte bunlarla birlikte yürüyebileceğimize inanmıyorum. Zaten yürümemiz de mümkün gözükmüyor. İran’da da Türk faktörünün dâhil olmadığı bir isyan, bir hareket başarılı olamaz.

İran’ın şu an siyasi açıdan esasen karşılıklı iletişiminden ileri gelen beş merkezi mevcuttur. Tabi ki bu 1921’e kadar farklıydı. 1921’den sonra İran’da dayatılan Pers kimliği üzerinden maalesef dışarıya karşı karşılıklı etkileşim içinde bulunulmuştur. Bunların biri Tahran’dır biri İsfahan’dır biri Şiraz’dır biri Horasan’ın merkezi Meşhed’dir biri de Tebriz’dir. 1988’e kadar bu beş merkezde esas rolü Türk karşıtı Persler oynamışlar. Ama 1988’den sonra Tebriz ağırlıklı bölgede Güney Azerbaycan arazisinde söz sahibi olan Türkler’dir. Diğer dört merkezde Türklerin iradesi orantılı olarak kırılmıştır. Ama böyle devam etme ihtimali de azdır. Çünkü gün be gün Pers kan kaybediyor. İran Türk’tür İran’da Türk kazanmaktadır. Böyle bir ortamda bizim acelemiz yoktur. Biz zamanımızı bekleriz, kendi şiarlarımızla, kendi cereyanımızı başlatırız. Onun için de böyle bir sürecin ben başarılı olacağına inanmıyorum.

İran’daki millettaşlarımızın yaşanan duruma bakışları ve bu süreçteki konumları nasıldır?

Bugün Atlantikçi kuvvetlerin ileri sürmüş olduğu konsept tamamıyla Perslik. İran’ı tamamıyla Persliğe mal etmektedir. Tamamıyla İran’ı Persliğe mal eden bir iddiayı öne süren, savunan bir kesimle bizim beraber yürümemiz mümkün değildir. Bizim içimizden kandırılmışlar elbette vardır. Kendi bireysel çıkarlarını ön planda tutan insanlarımız elbette vardır. Onlar tabi ki İran Persliği ile beraber yürümekten yana. Onlar da bizim bu olaylarda olmamızı istiyorlar. Ama ağırlık olarak İran Türklerinin, Güney Azerbaycan Türklerinin, bu olayda onlarla beraber yürüme ihtimali oldukça düşük. Onun için de bu sürecin devam etmesi ihtimali oldukça düşüktür.

Bizim milletimiz kendi iradesini elbet bir gün ortaya koyacaktır. İran’daki Türk milleti, ülkenin asli kurucu unsuru olarak Türk dilinin resmi, hukuki, zorunlu devlet dili stratejisini ön plana almıştır. Bunu destekleyenlerle beraber yürüyecektir. İran’da bizim bugün bir haftada baş veren olaylarda 100’ün üstünde verilen insanın kanı var. Anlayacağınız felaket oldukça yüksek. 100 kişi deniliyor, 200 kişi deniliyor. Net bir bilgi yok bu konuda. Tabi ki bunların büyük çoğunluğu da biz Türklerden olan insanlar. Ama bizim davamız Atlantikçi kuvvetlerin ileri sürmüş olduğu Perslik ile ilgili değil. İran’daki Türkler kendi şiarlarıyla çıkar, kendi şiarlarıyla ilerler. Ama Atlantikçilerin ileri sürmüş olduğu programlarla ilerlemezler.

Başta ABD olmak üzere; AB ülkeleri ve diğer devletlerin İran’da yaşanan olaylar hakkındaki söylemlerinden neler anlamalıyız?

Onlar bu olayları kullanmak istiyorlar. Amerika’nın Dışişleri Bakanı Pompeo’nun 20 gün önce verdiği röportaj ortadadır. İran’ı Pers’e mal eden bir projeyi ileri sürmektedir. Bugün de bu isyanları Perslik üzerinden beslemeye çalıştıklarını biliyoruz. Bizde ve bizim içimizde görünen bazı zaafları kullanmak istiyorlar. Lakin biz bu süreçte onların bizi kullanmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü onların bizimle ilgili net fikirleri ortada yoktur. Bizimle ilgili ne yapılacağına dair bir taahhütleri yoktur. Onlar İran’da Persliği ön plana alarak bizi sadece kullanmak isterler. Onun için bizim bu olaylarda kendi fikirlerimizle kendi ayaklarımız üzerinde durmamız gerekmektedir. Son bir haftada İran’da Türklerin vermiş olduğu şiarlar: Türklüğün de medresesi olmalıdır. Bu da açık ve net şekilde şu demektir ki: İran’ın asli kurucu unsuru Türklerdir ve bunun için de Türk dili resmî, hukukî, zorunlu devlet dili olmalıdır. Bize düşen her bir fırsattan istifade etmektir. Başkalarının bizi kullanmasına izin ve müsaade vermeyeceğiz ve bunların da daima karşısında olacağız.

Amerika ve Atlantikçi kuvvetler İran’da gelecekte demokratik, hukukî bir düzen kurulmasını istiyorlarsa bir kere İran’da Persliğin arkasından çekilmeleri gerekiyor. İran’a Persliği dayatmamaları gerekiyor. Onlar İran’a Persliği dayattıkları müddetçe İran Türkleri dâhil Beluçların, Arapların ve diğer azınlıkların bu meselede yanlarına taraf olma ihtimalleri oldukça düşüktür.

Daha önce Irak’ta ve şimdi de İran’da başlayıp devam eden bu karışıklıklardan nasıl bir netice ortaya çıkacaktır?

Bu karışıklıklar biliyorsunuz ki Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da, Yemen’de… sadece bunlarla da bitmiyor şimdi de İran’da. Bu tür karışıklıkların Kafkasya’da da başlatılmış olduğunu almış olduğumuz haberlerden biliyoruz. Son 4-5 ayda Kafkasya’da özellikle de bizim Kuzey Azerbaycan’da bu olaylar pompalanmaktadır. Hatta Azerbaycan’da bile büyük isyanların çıkarılması düşünülüyor. Bu daha çok bölgesel olmaktan çıkıyor. Bu küresel bir siyasette etkin olanların ortaya koydukları bir cereyandır.

Avrasyacılarla Atlantikçi kuvvetler Irak, İran ve Kafkasya’da kitlesel isyanları daima tetikleyeceklerdir. Ama bunlarda gerçekten demokratik, hukuki düzenle ilgili bir talep var mı, yoksa sadece Avrasyacılarla Atlantikçilerin mücadelelerinde halkları kullanmak mı söz konusudur. Mesele bu.

Bence İran’da Atlantikçi kuvvetlerin ileri sürmüş oldukları proje İran’daki halkların hayrına değil. Tamamen İran’daki halkların hayrına olmayan bir projeyle sen nasıl bu milleti isyana davet edebilirsin? Ya da var olan bu isyanları nasıl destekleyebilirsin? İran’da Persliği dayatacaksınız, sonra da 40-45 milyon Türk’ten sokaklara gelip isyan edip hâkimiyeti değiştirmesini talep edeceksiniz. Onun için bunlar asla iyi bir gidiş değil. Ama tabi ki kan kaybettiriyor. Bize kan kaybettiriyor. Bu açıkça görülüyor. Bu da bizim mücadelemiz. İran’da 45 ila 50 milyon Türk olarak İran’da Türk dilinin resmî, hukukî, devlet dili olması için mücadele ediyor. Bu mücadelemize olanaklar sağlanırsa Avrasyacılar ile yürürüz, yok onlar bunları sağlamaz Atlantikçiler bu olanağı sağlarlarsa onlarla yürürüz. Biz bağımsız bir cereyanız. İran Türklüğü hiçbir siyasi cereyanın, hiçbir siyasi düşüncenin takipçisi değildir. Bu ister Avrasyacılar olsun ister Atlantikçiler olsun. Ancak İran’da Türk varlığını kabul eden, İran’da Türk milletinin asli kurucu unsuru olduğunu kabul edenlerle beraber yürüyebiliriz.

Bunun için de benim Atlantikçi kuvvetlere tavsiyem şudur: Bir an önce İran’a dayatılan Perslik kimliğinden vazgeçin. İran’a dayatılan Perslik, Ortadoğu’yu kan gövdeyi götürür bir duruma getirir. Onlar, Ortadoğu’da kanın gövdeyi götürmesini mi istiyorlar, yoksa sorunun çözülmesini mi istiyorlar? Hangisini istiyorlar? Bu meselede var olan faktörler, faktörlerin arkasında duran bu sistemler bunu bilmesi gerekiyor. Benim kendi milletimize tavsiyem ise; İran’da var olan Türklük kendi davasını yürütmeli. Ama artık net bir şekilde bunun düşünülmesi lazım. Bugün Atlantikçi kuvvetler bizim menfaatimize hiçbir şey vaat etmiyorlar. Hoş bir şey vaat etmemelerine rağmen bizi kullanmak istiyorlar. Bizimkiler çok dikkatli olmalılar. Onlarla yürüyenler de bu millete bir zaman gelir ki cevabını vermek zorunda kalırlar. Millete ihanet kabul edilir değil, hainlik kabul edilir değil. İran’da bu yolda bunlarla bu şartlarda yürüyenler Türk milletine ihanet ediyorlar, hainlik ediyorlar. Biz hepsine açığız. Ama bize ne taahhüt ettiklerini açık şekilde söylemeleri, ilan etmeleri gerekiyor. Amerika’nın Dışişleri Bakanı durup da İran’ı Persliğe mal edecek, Perslik üzerinden yürüyecek, Türkleri de kurban görmek isteyecek. Böyle şey olur mu? Bu milleti bu kadar ahmak mı sanıyorlar?

Son olarak Güney Azerbaycan’daki Türklerin durumları hakkında ne söylemek istersiniz?

İran’ın 31 eyaleti var. 31 eyaletin her birinde de Türk varlığı kesin olarak açık bir şekilde hissedilir. İran’ın asli kurucu unsuru Türk’tür. Biz buna inanıyoruz ki; Güney Azerbaycan’da İran Türklüğü bir bütün olarak İran’da Türk dilinin resmî, hukukî, zorunlu devlet dili olması uğrunda mücadelesini siyasal mücadelesini, kültürel mücadelesini ileri götürmek lazımdır. Bizim davamız da şu an bu istikamette yürüyor. Bazı gruplaşmalar, çeteler dışında halk olarak Türk milleti olarak bir istikamette yürüyor. Burada şu soruyu sorabiliriz: Burada Türkiye ne yapabilir veya Azerbaycan ne yapabilir? İran Türklüğü, Azerbaycan ve Türkiye Türklüğüne inanır. Türkiye ile Azerbaycan da İran’da var olan Türklüğün ön plana alınmasını esas almalıdır. Devlet stratejisinde İran Türklüğünü ön plana alması lazım. Atlantikçi kuvvetlerin müdahalesine yol vermeden, İran’da Türk kültürünün, medeniyetinin, dilinin resmi olması yönünde mümkün vasıtalarla yardımcı olması lazım. Çünkü İran’da Türk dili resmî, hukukî bir üst seviyeye taşınıyorsa o zaman Türkiye, Azerbaycan ve İran Türklüğü bir bütün olarak konfederal ittifakını söz konusu yapabilir. O zaman bizler Türk Dünyasını gerçek biçimde masaya yatırabiliriz. Biz o zaman bu meseleyi daha gerçek biçimde konuşabiliriz. Türkiye, İran Türklüğü ve Azerbaycan ittifakından sonra biz bunu ileriye götürebiliriz. Bunun da esas şartı İran’da Türklüğün kabul edilişidir. İran’daki durum da buna müsaittir. Yani Atlantikçi kuvvetler İran’a Persliği dayattıkları müddetçe İran’daki Türklük, onlara karşı kendi davasını kendi ülkesinde kendi üzerinden yürütecek. İran’da Türk faktörü isyanlara katılmadığı müddetçe başarılı bir isyan olamaz. Bu da şu demektir ki; bu hükümetin bekası sürecek. Türklerin istemediği bir şey olmaz. Atlantikçi kuvvetler de Perslik üzerinden yürümekte inat ediyorlar. Onlar inatkar davrandıkları müddetçe de yürümeyecek ve bu hükümet devam edecek. Ama hükümet içi çekişmelerde Atlantikçi kuvvetlerin desteklemekte olduğu Perslik buna alternatif olarak da Avrasyacıların Türklüğü destekleme ihtimali yüksek basacak. O zaman İran’ın bütünlüğünde Türk dili resmi, hukuki devlet dili olması ağır basacak olasılıklardan biri olacak ve Türkiye’nin bu yönden çıkış etmesi bu işi kısa zamanda olabilir.