Reşat Salihi: “Patlamaların Kerkük’teki Türkmen bölgelerinde gerçekleşmesi sadece siyasi bir amaçtır”

Geçtiğimiz günlerde Türkmeneli’nin kalbi olan Kerkük’te 3 kişinin hayatını kaybettiği 38 kişinin yaralandığı 6 tane bombalı saldırı gerçekleşti. Bu saldırının altında yatan sebepler sizce nelerdir?

Irak’taki Türklerin başkent olarak gördüğü Kerkük şehri uzun bir süredir patlamaya hazır bir barut fıçısı hâlini almıştır. 2003 yılından günümüze kadar süren zaman zarfında, Kerkük üzerine çeşitli oyunlar ve komplolar kurulmuş, şehrin etnik demografyası değiştirilmek istenmiştir. Kerkük’e, Kürt partilerince Irak’ın kuzeyindeki dağlardan, Suriye’den, İran’dan ve hatta Türkiye’den bile Kürtler getirilmiş, Kerkük’e yerleştirilmiştir.

2003 senesi öncesinde Araplaştırma politikası, diktatör Saddam Hüseyin tarafından uygulanmıştı. 2003 sonrası ise Barzani ve Talabani önderliğindeki Kürt partilerince, Kürtleştirme politikası devreye girmiştir. Bu Kürtleştirme politikası, 16 Ekim 2017 tarihinde Irak Hükümeti’nin devletin askeri gücünü Kerkük’e geri getirmesi ile son bulmuştur. 16 Ekim 2017 tarihinde, Kürt Peşmerge ve Asayiş güçleri Kerkük’ü birkaç saatin içinde bırakıp, Erbil ve Süleymaniye’ye kaçmıştır.  O günden beridir Barzani, sürekli olarak “Tekrar Kerkük’e döneceğiz” gibi söylemlerde bulunmaktadır. Irak Temsilciler Meclisi seçiminde yaptıkları hile ile başarılı olamayan Kürt partileri, bu sefer de yeni bir oyun ile tekrar Kerkük’ü kendi kontrolleri altına almak istemektedirler.

Bu kontrol altına alma oyunları ise; Kerkük’teki güvenliğin zayıf olduğunu ve Kerkük’te bulunan Haşdi Şabi, Irak Terörle Mücadele Ekibi ve Kerkük Polisi’nin güvenliği sağlamakta yetersiz olduğunu göstermek ile gerçekleştirilmek istenen bir oyundur.

Buna en büyük örnek ise sizin de bahsettiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde Kerkük’te gerçekleşen patlamalardır. Bir saat gibi bir sürenin içinde Kerkük’te 6 patlama gerçekleşti. 3 şehit ve 38 yaralımız oldu. Kutlu Ramazan ayının son günlerinde bu üzüntü, patlamadan herhangi bir şekilde etkilenen veya etkilenmeyen bütün Türkmenlerin evine girmiştir. 38 yaralının içinde durumu çok ağır olanlar da vardı, aynı evin içinde hem şehit hem de yaralısı olanlar da.

Bomba düzenekleri öyle bir şekilde yerleştirilmişti ki, birinci bomba patladıktan sonra oradan kaçmaya çalışan sivilleri ikinci bir bomba ile iki ateşin ortasında koydular. Patlamayı yapanların nasıl bir hedef ile bunları yaptıkları gün gibi ortadadır.

Mesut Barzani’nin patlama günü “Kerkük’e Peşmerge geri dönmediği sürece Kerkük’te güven söz konusu olmayacaktır.” şeklindeki açıklamasının ardından özelikle Kerkük’te Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde olay gerçekleşti. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Mesut Barzani’nin “Kerkük’e, Peşmerge dönmedikçe güven de gelmeyecektir.” söylemi, zaten bu oyunu kimin yaptığını apaçık bir şekilde göstermektedir. Kerkük’ün petrolüne göz diken ve emperyalist güçlerin desteği ile Kerkük’e dönmek isteyenlerin sadece böyle kirli bir gayeleri olabilir.

2003 yılından beridir Kerkük petrolüne doymayanlar yine Kerkük petrolüne kontrol etmek için sivil Türkmen vatandaşlarını hedef almaktadırlar. Kerkük’teki etnik dağılım, mahallelere ayrılmaktadır. Bu da nasıl bir tesadüf ise patlamaların bütünü Türkmen yerleşim bölgelerinde gerçekleşmiştir. Irak Türkmen Cephesi Başkanı Sayın Erşat Salihi’nin de söyleminde belirttiği gibi “Bu patlamayı gerçekleştirenlerin amacı, siyasi bir amaçtır. Türkmenleri hedef alarak; Hem Türkmenlere gözdağı vermek hem de şehrin güvensizliğini ortaya koymaktır.” ITC Başkanı’nın bu sözleri bütün bu olayları açıklamaktadır aslında. Patlamaların Kerkük’teki Türkmen bölgelerinde gerçekleşmesi sadece siyasi bir amaçtır.

Bombalı saldırının faillerinin biri yakalandığı haberleri ajanslara düştü. Saldırganın DAEŞ üyesi olduğu biliniyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Patlamaları IŞİD’in yaptığına dair ilk başlarda çok fazla söylemler çıktı. Meseleyi kendi üzerlerinden uzağa atmak için böyle bir girişimde bulundular. Ancak bütün vurgular ve deliller patlamayı kimin yaptığını ortaya koydu. Caddelerin kalabalık olmadığı saatlerde iftar vakti, son model bir araba çöp konteynırlarına bombaları yerleştirmiştir. Caddeler kalabalık olduktan sonra infilâk ettirilmişlerdir. Güvenlik kameralarında da gözüktüğü gibi en kalabalık an beklenmiş, kadın ve çocukların geçtikleri sırada bombalar patlatılmıştır.

Bu saldırılar asla ve asla IŞİD’in yapacağı bir saldırı türü değildir. Bunun yanında terör örgütü IŞİD saldırıyı henüz üstlenmemiştir. IŞİD’in saldırıyı üstlenmemesine ilaveten, bütün bu vurgular saldırının siyasi bir amaç ile yapıldığını, Türkmenlerin bu bölgeden uzaklaştırılmak istediğini ortaya koymaktadır. Nitekim Türkmenler (Irak Türkleri) bu bölgede barışı ve uzlaşıyı isteyen tek toplumdur. Türkmenlerin bu iyimser tavrı her zaman diğer kesimler tarafından istismar edilmiş. Türkmenler olarak sürekli uzlaşıdan yana olmamıza rağmen, Türkmen milletine bunlar tarafından saldırılar gerçekleşmiştir.

Özellikle meydana gelen son saldırıyla birlikte Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Kerkük’te Türkmenlerin buradaki varlığının açıkça tehlike altında olduğunu görüyoruz. Türkmenlerin bu bölgede varlıklarını daha güçlü bir şekilde devam ettirebilmeleri için neler yapılmalıdır?

Bu saldırılar ne ilk ne de son saldırılardır. 2003 senesinin öncesinde de bunun gibi saldırılara maruz kaldık, 2003 senesinden sonrasında da… Türkmen iş insanlarının aile üyelerini kaçırmak ve fidye almak gibi, Türkmenleri bu bölgelerden uzaklaştırmak için muhtelif oyunlar yapıldı. Bir nevi de başarılı oldular diyebiliriz. Birçok Türkmen vatandaşı ağır baskılara dayanamayarak Türkmeneli’nden çıkmış, Türkiye gibi ülkelere yerleşmişlerdir. Kaçırma ve gasp olaylarının yanı sıra, yine Türkmen bölgelerinde patlamalar gerçekleştirilmiştir. Bu tür saldırılardan da başka IŞİD belası ortaya çıkmış, bu sayede de Peşmergeler meşru bir şekilde Kerkük’te 2014 senesinden sonra dolaşmaya başlamışlardır. Ta ki 25 Eylül 2017 tarihinde gerçekleştirmiş oldukları gayrimeşru referanduma kadar.

Referandum sözcüğü Kürtler için 25 Eylül tarihinden önce bir özgürlük hayali iken, 16 Ekim 2017 tarihinden sonra ise bir çöküşün adı olmuştur. 15 yıldır Kerkük’te geçirdikleri zamanda yapmış oldukları bütün her şeyleri bozulmuş, bir günün içinde hepsini bırakıp kaçmak zorunda kalmışlardır. Kerkük’e, Irak askeri gücünün tekrar geri dönmesi de tabi ki de Türkmenlerin sayesinde gerçekleşmiştir. Irak Temsilciler Meclisi’nde bulunan Türkmen vekiller ve onlara destek çıkan diğer Arap vekiller ile birlikte bu referandumun Kerkük’e hayır getirmeyeceği konusunda kanıya varılmış. Bunun iptali için bütün yollara başvurulmuştur.

Bu yollardan en etkilisi ise Türkiye, Irak ve İran arasında yapılan ortak görüşmelerdi. Türkmenlerin sayesinde gerçekleşen bu görüşmelerdir. Kerkük gibi bir bölgenin geleceğinin çok daha tehlikeli olacağı belli olmuştur. Buna engel olmak için ilk önce Kerkük valisi Necmettin Kerim ve Kerkük İl Meclisi başkanı Rebvar Talabani hakkında yakalama kararları çıkmış, bu kararların ardından yine aynı şekilde Kerkük’te usûlsüzlüklere devam edilmiştir. 200 PKK’lı Kerkük şehir merkezine getirilmiş, Irak Türkmen Cephesi binalarına saldırılar düzenlemişlerdir. O günden bu güne kadar Kerkük’te hâlâ gözleri olan Kürtler, yine kirli ellerini Kerkük üzerinde dolaştırmaya başlamışlardır. Bu patlamaların hepsi de kendi ellerinden çıkan siyasi bir meseledir.

Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız, sosyal medya hesabından “Kerkük’te huzuru ve sivilleri hedef alan korkaklara sesleniyoruz: “Kirli ellerinizi Kerkük’ten çekin.” Bu geceki saldırılarda yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Her zaman olduğu gibi, Irak’ın yanında yer almaya devam edeceğiz.” şeklinde bir mesaj yayınladı. Türkiye, özellikle son yaşanan hadise ile birlikte bölgeye nasıl bakmakta? Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri bu konuda neler düşünmektedir?

Az önce belirttiğimiz gibi, Kerkük’e Irak ordusunun tekrar gelmesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin payı çok büyüktür. Türkiye Cumhuriyeti hem devlet hem de millet olarak Iraklı soydaşlarına karşı her zaman yakın davranmıştır. Bu yakınlık bugünün veya dünün bir meselesi değildir. Bu çok eski tarihlere dayanan bir yakınlıktır. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Kerkük ve Musul hakkındaki görüşü herkesçe bilinmektedir. Kerkük ve Musul’dan asla taviz vermeyen Atatürk’ün ömrü uzun olsaydı, kaderimizin bu şekilde olmayacağı kesin idi.

Atatürk’ün gününden ta bu güne kadar Türkiye Cumhuriyeti her zaman Türkmen meselesi ile çok yakından ilgilenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Bağdat Büyükelçisi Sayın Fatih Yıldız beylerin de Türkmenler hakkında göstermiş olduğu hassasiyet çok önemlidir. Saldırıların gerçekleştiği ilk dakikadan beri ITC Başkanı Erşat Salihi ile irtibat içinde olan sayın Fatih Yıldız beyler, yaralıları Türkiye’ye göndermek için işlemlerin yapılması konusunda konuşmuştur.

Bir evin içinde hem şehidi olan hem de yaralısı olan aile ile irtibat kurulmuş, yaralı vatandaşımız en acil şekilde Türkiye’nin başkenti Ankara’da tedavi edilmeye gönderilmiştir.