Zafer Karatay: “Rusya, Kırım Tatarlarını korkutarak, Kırım Tatarlarını göçe mecbur bırakmaya gayret ediyor”

Kırım Tatar Milli Meclisi Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay ile son dönemde Kırım’da yaşananları ve Kırım Tatar konuştuk.

Kırım’ın yasadışı ilhakı sonrası Rusya’nın Kırım üzerindeki tasarrufları neler olmuştur? Kırım’a askeri üs bölgesi, ağır silahlar vs. tarzında yığınaklar yapılmış mıdır?

Evet yapılmıştır. Zaten Kırım’ı Rusya’nın işgal etmesindeki en büyük sebebi Karadeniz’de donanma ihtiyacıdır. Karadeniz’deki hâkimiyet ve Karadeniz’den Akdeniz’e yapacağı operasyonlar için sağlam bir üs ihtiyacıdır. Zaten Kırım’ın, Ukrayna’ya kalmasını Rusya hiçbir zaman kabul edemedi. Karadeniz donanmasını, anlaşma ve ekonomik gücünü kullanarak Kırım’da, Sivastopol’da, Akyar’da tutuyordu. İşgalden sonra ve işgal zamanında da birçok askeri birlikler yığılmıştı ve halen daha yığılmaya devam ediyor.

Kırım, 26.000 kilometrekarelik bir yarımada. Coğrafi, fiziksel özelliklerine baktığımızda hem donanma hem de hava üssü oluşturmak için çok elverişli bir konumda. Kırım’ı işgal etmesinin faydasını da Suriye savaşı esnasında gördü. Suriye’ye yaptığı bütün silah sevkiyatını ve teçhizatını, askeri araçları Kırım üzerinden, boğazlardan geçirerek Akdeniz’den Suriye’ye nakletti. Bugün Akdeniz’de bir Rus donanması ve Rusya varlığından söz ediliyorsa, bunu Kırım’ın işgali ve Kırım’ın çok önemli bir askeri üs olarak kullanmasına borçlu. Maalesef bu askerlerle beraber Rus nüfusu da aileleriyle beraber Kırım’a yerleştirilmeye, Kırım’ı hızla Ruslaştırmaya ve tam 26.000 kilometrekarelik askeri üs bölgesi haline getirmeye devam ediliyor. Hatta biliyorsunuz 1994’te Budapeşte’de bir memorandum imzalanmıştı. Bu anlaşma ile Rusya Ukrayna’nın sınırlarını tanımış, buna karşılık da Ukrayna’nın elindeki nükleer başlıklı bin yüz tane füze Rusya’ya nakledilmişti. Bu anlaşmaya da Amerika ve İngiltere garantör olmuştu. O dönemde Kırım’da konuşlanan nükleer başlıklı füzeler sökülüp Rusya’ya götürülmüştü ama işgal ile beraber o nükleer başlıklı füze üsleri Kırım’da -hatta ne yazık ki Türkiye’den ithal edilmiş betonlarla, çimentolarla- tamir edilip, takviye edilip, hazırlanıp, nükleer silahlar da dâhil olmak üzere sevkiyat devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı’nın, yasa dışı ilhak edilen Kırım hakkında Rusya devletiyle ihtilaflı olduğumuzu belirtmesi üzerine, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kırım meselesi hakkında bir adım atması söz konusu mudur?

Kırım’ın ilhakının yasadışı olduğunu Türkiye zaten başından beri söyledi, söylemeye devam ediyor. Kırım’ın işgalini, ilhakını ve aynı zamanda sahte referandumu tanımadı. Bunu her vesile ile dile getiriyor. Geçtiğimiz günlerde de zaten Sn. Mevlüt Çavuşoğlu bir kere daha bunu teyit etti. Türkiye, Rusya ile dalgalı ilişkiler yürütüyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu konjonktürde Amerika’nın Ortadoğu politikası, Türkiye’ye karşı olan politikalar ve bazı şeylerden dolayı Türkiye farklı politikalar ve farklı arayışlar içerisinde olmak zaruretini duyuyor. Bütün bunlar içerisinde Türkiye Kırım’ın işgalini hiçbir zaman tanımadı. Bu noktada hiçbir taviz vermedi. Kırım Tatarlarını, Kırım Tatar Meclisi’ni desteklemeyi sürdürüyor.

İşgal altındaki Kırım’da, Rusların Kırım Tatarı gençleri zorla askerliğe alması hakkında neler söylemek istersiniz?

Maalesef bu bizim kanayan yaramız. Çok ciddi bir problemimiz. Çünkü Rusya Kırım’ı işgal ettikten sonra Kırım’ı Kırım Tatarlarından, Kırım Türklerinden temizlemek, boşaltmak için elbette elinden gelse dünyanın şartları, dünyadaki konjonktür müsait olsaydı aynı 18 Mayıs 1944’de Stalin gibi bütün Kırım Tatarlarını bir günde, birkaç günde Kırım’dan sürgüne gönderirdi. Ama onu yapamadı. Bunun yerine Kırım Tatarlarını korkutarak, Kırım Tatarlarını göçe mecbur bırakmaya gayret ediyor. Özellikle de bunun için kaçırılan, öldürülen, tutuklanan insanlarımız gençlerimizden meydana geliyor. Çünkü ana babalar, çocuklarının geleceğinden korkunca mecburen çocukların geleceğini kurtarmak adına Kırım’ın dışına, Ukrayna veya başka yerlere gitmek zorunda kalıyorlar. Bu göçü Rusya açısından teşvik edecek hızlandırıcı bir faktör de -ilk önce almamışlardı ama- Kırım Tatar gençlerinin Rus ordusuna askerlik yapmak için almaları. Kırım Tatar aileleri bunu asla istemiyorlar ama maalesef olursa da bari Kırım içerisinde yapmalarını istiyorlar. Rusya tabii başka yerlerde, Suriye cephesi de dâhil olmak üzere her yerde kullanmak istiyor. Bu da bizde çok büyük bir endişe yaratıyor.

2 Mayıs 2020’de Kırım Tatar halkının lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu öncülüğünde gerçekleştirilecek olan “Kırım’a Yürüyüş Eylemi” hakkında neler ifade etmek istersiniz?

Şubat ayında Kırım, işgalinin altıncı yılını dolduruyor. Elbette dünyanın gündemi de çok hızlı bir şekilde değişiyor. Şimdi Ortadoğu, Libya, Çin’deki virüs, Doğu Türkistan’daki zulüm ve dünyanın diğer meseleleri… Bütün bu meseleler içerisinde maalesef işgal ve işgal ile birlikte yaşayan Kırım yavaş yavaş gündemin alt sıralarına doğru gidiyor. 2014’te, 2015’te bütün uluslararası toplantılarda Kırım’ın işgali gündemin birinci sıralarındayken artık Putin’in Avrupa’ya ziyaretlerinde bu konunun çok daha alt sıralara inmeye başladığını görüyoruz. Maalesef Avrupa’nın genel olarak yaptığı; problemleri, belli bir şeyleri unutturmayı iyi beceriyorlar. Bu, onların işine geliyor. Şimdi de Ukrayna’da yeni bir iktidar var, Zelenskiy, genç bir insan. Bunun üzerinde de yoğun bir şekilde Amerika ve Avrupa’nın baskıları var. Bütün bu şeyler içerisinde Kırım’ın unutulması, işgalin benimsenmesi durumuna biz asla razı değiliz. Bu işgale karşı direnişimiz devam edecek. Dolayısıyla bu işgali unutturmamak için ve farkındalık yaratmak için biz 2 Mayıs’ta meclisimizin düzenlediği bir “Kırım’a Yürüyüş” var. Buna bütün dünyadan insan hakları savunucuları, Kırım’ın dostları da davet edilecek. Bütün bunlar, “Biz sınırı tanımıyoruz, işgali tanımıyoruz.” demek. Ukrayna ana karasından Kırım’a doğru bir yürüyüş yapılacak. Biz bu yürüyüşe bütün Kırım sevenleri bekliyoruz. İnşallah bu yürüyüş ile beraber Kırım’ın işgali ve Kırım’da yaşanan bütün olaylar, dünya gündemine girecektir. Daha sırf bu yöndeki söylemler bile işgalcileri büyük bir korkuya sevk etti, tehditler savurmaya başladılar. Asarız, keseriz, vururuz, öyle yaparız, böyle yaparız. Şimdiden bizim istediğimiz olacak. İnşallah o yürüyüş dünyanın dikkatini çeker, Kırım’ın işgalden kurtulmasına katkıda bulunur.

Ukrayna’da gerek parlamentoda gerekse de diğer alanlarda Kırım’ın Rusya’nın elinden alınması için ne tür çalışmalar yapılmaktadır?

Birincisi, Ukrayna’da değişen iktidarla beraber şimdi yeni bir iktidar var. Kendine göre yeni yollar arıyor ama Kırım için şöyle bir şansımız var. Ukrayna bağımsızlığını kazandığından beri ilk defa parlamentoda tek başına çoğunlukta olan bir iktidar var. Dolayısıyla bu iktidar, bizim istediğimiz şekilde Kırım-Ukrayna anayasasını değiştirip, Kırım’ın Kırım Tatarlarının yurdu olduğunu kabul etmesi ve Kırım işgalden kurtulursa, Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin -eskisi gibi Rus Özerk Cumhuriyeti değil, Kırım Tatar Özerk Cumhuriyeti- olmasına yönelik bir anayasa değişikliğini istiyoruz. Bunlar gerçekleştirilir ve uluslararası müzakerelerde Batı’nın ve başka yerlerin baskısına boyun eğmeden Ukrayna’nın şimdiki yönetimi, Kırım işgalini unutturup yani razı olup Doğu Ukrayna’da belli bir kazanım elde ederek problemi böyle bizim istemediğimiz bir şekilde çözüme yönelik, çözüm arayışlarına girebilir. Biz o sebeple bütün gücümüzle -Ukrayna’da elbette bizimle aynı fikirde olan çok sayıda siyasetçi var- bunu ayakta tutabilecek formüller arayışındayız. Ukrayna Anayasası’nda böyle bir değişikliğin olması, Kırım’daki direnişi de güçlendirecektir. Orada kalan insanlar, “Evet, bakın biz unutulmadık. Ukrayna Devleti de Kırım’a sahip çıkıyor. Kırım’ın Kırım Tatarlarının yurdu olduğunu kabul etti. Biz işgalden kurtulursak burası Kırım Tatar Özerk Cumhuriyeti olacak.” derler. Rus işgaline karşı direniş daha da güçlenir. Aksi takdirde oradaki insanların umutları da kırılabilir. “Bundan bir gelecek yok, biz buna razı oluruz.” gibi fikirler de doğabilir. Biz bunları istemeyiz. Bunun için biz de elimizdeki bütün imkânlarla bu işgale karşı direnişi canlı tutmaya, uluslararası platformlarda anlatmaya gayret ediyoruz. Bütün bunlar içerisinde bizim için en önemli şeyler, bizim karşımızda çok güçlü bir Rusya propagandası var. Bizim Kırım’da yaşananları, Kırım’daki gerçek durumu ve Kırım Tatarlarının ne düşündüğünü bütün dünyaya iyi anlatabilecek mecralara ihtiyacımız var. Özellikle Türkiye ve Türkiye içerisindeki sivil toplum örgütlerinin, aydınların bu konuya bakışları, bu konudaki tavırları bizim için çok önemli. Burada maalesef Rus propagandası, Çin propagandası, Amerikan propagandası yani üç tane büyük emperyalist güç var. Üç emperyalist gücün arasında sıkışmış bir Türk dünyası ve İslam dünyası var. Bunların içerisinde Amerika kötüyse Rusya iyidir, Rusya kötüyse Amerika iyidir ya da Çin iyidir gibi bunun birbirleriyle rekabet içerisinde görünen bir algı, bir mantık gelişiyor. Maalesef bunlar bizim için son derece tehlikeli şeylerdir.

“Ne Amerika, ne Rusya, ne Çin her şey Türk için, Türklük için.” diye bizim gençliğimizden beri kullandığımız bir slogan var. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bütün Türklerin bu slogana, bu fikre sahip çıkmaları; Türk nerede eziliyorsa buna cesaretle ses vermeleri gerekiyor. Bize ne Rus’tan fayda var, ne Amerika’dan fayda var, ne Çin’den fayda var. Biz eğer kendi saçımızı keseceksek, kendi gücümüzle kesmeliyiz.