Sami Sefer Coşkun: “İlham Bey sırf Ülkücü olduğu için epey çile çekti.”

Geçtiğimiz hafta ‘Bozkurt İlham Gencer’le Sanat ve Siyaset Bir Arada’ adlı kitabınız çıktı. Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz ve bu süreçte neler yaşadınız?     

Esasında bu çok uzun bir süreç, 30 yıl önce verilmiş bir karar bu. Çünkü biliyorsunuz İlham Gencer, sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda Türk dünyasına mal olmuş Alparslan Türkeş ile yol arkadaşlığı yapmış, daha başka Türk büyüklerini tanımış ve kendisinden hiç ödün vermemiştir. Bu konuda büyük mücadeleler vermiş bir insan, yıpranmış bir insan… Dolayısıyla böyle bir insanın yaşarken yazılmasını arzuladım. Hatta bu konuda 1986 senesinde rahmetli albayımın, Başbuğ Alparslan Türkeş’in teşvikleri oldu. Yani “İkiniz de sanatçısınız, birbirinize destek olun.” dedi. Yani bizi en çok bir araya getiren de o olmuştu. Bizim 50 yıllık bir dostluğumuz var ama Türkeş’in 1986 senesinden sonra bize tavsiyeleri doğrultusunda hep birlikte hareket ettik. Ben birçok sözler yazdım, onları besteledi, uyarladı. Hatta yine en son bir Türk Marşı yaptık, bilirsiniz, İlham Bey’le, duyuldu yani basına intişar etti. Ve ben İlham Gencer’in yaşarken anlatılmasını istedim. Çünkü herkes kaybolduktan sonra, yok olduktan sonra, uçmağa vardıktan sonra arkasında methiyeler sunuyorlar, ben onu yaşarken anlatmak istedim. Yaşarken onu bir şekilde onore etmek istedim. Çünkü çok büyük bir mücadele verdi. O mücadele insanının zayi olmasını istemedim.

 ‘Bozkurt’ İlham Gencer’in Türk milliyetçiliği ile ilk tanışması nasıl ve ne zaman olmuştur?

1969 senesinde oldu. Zaten ben bunu kitapta da açıkladım. Bir uçak seyahatinden sonra, İzmir’e yapılan yolculuktan sonra başladı. Fakat onun Ülkücü hocası benim ki kendisi de ısrarla söyler. Bizim de çok uzun bir zamandan beri dostluğumuz var. O kendisi bir Türk milliyetçisi idi ama ben onu Ülkücü de yaptım. Alparslan Türkeş ile sıcak temasa girdi. Ve onun sanat danışmanlığına kadar geldi. Ondan sonrasını zaten bütün kamuoyu biliyor. Bu konuda epey çile çekti. Sırf Ülkücü olduğu için… Belki sadece Türk milliyetçisi olsaydı kimse dokunmazdı ona. Böyle düşünüyorum.

İlham Gencer Beyefendinin sanat açısından baktığımızda Türkiye’de ilklere imza attığını biliyoruz. İlham Beyi sanat yönünden nasıl değerlendirmeliyiz?

Vallahi İlham Bey’i sanatçı olarak çok değerlendirmem. Ben sanatçıyım mesela, Kültür Bakanlığı sanatçısıyım ama İlhan Bey bir müzisyen. Zaten bu kitapta da bu konuyu açmaya çalıştım.  Sanat bir çuval, içine doldurun. Türkiye’de dansöze de sanatçı diyorlar, tiyatrocuya da sanatçı diyorlar, türkücüye de sanatçı diyorlar, şarkıcı ya da sanatçı diyorlar kimse de ben şarkı söylüyorum diye çıkmıyor, sanatçıyım diye çıkıyor. Türkiye’de tuhaf bir kavram kargaşası var. Dolayısıyla bunu en iyi görenlerden bir tanesiyim ben. Yani bir mesleği olacak insanın ilk evvela. Sanatçı… Bilmiyorum, bu kavrama pek inanmıyorum. İçi boş bir şey.

İlham Bey’in Rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş ile münasebetleri nasıldı ve bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

İlham Bey’i biliyorsunuz, kendine münhasır bir adam. Alparslan Türkeş de Türk dünyasına mal olmuş, ona hiç kimsenin yaşarken alamayacağı payeyi vermiş, Türk milleti ve Türk dünyası. Mesela bir kurmay albaylıktan başbuğluk mertebesine gelmek her babayiğidin harcı değil. İlham Gencer, Alparslan Türkeş’in yokluk dönemlerinde, bilhassa 1980 sonrası İstanbul’da olmadığı zamanlarda onun sesi olmuştur her zaman. Alparslan Türkeş’in sesi olmuştur. Mesela biz Mevki Hastanesi’nden çıkmışızdır, İlham, daha ortada parti yok bir şey yok daha muhafazakâr parti bile devreye girmemiş kendi hiç olmazsa bizi orada temsil et, bağımsız adaylık koy demiştir, gelmiştir İlham Gencer de bağımsız adaylık koymuştur. Böyle bir şey yani. İlişkileri bu kadar son derece birbirine paralel, çok sık, çok da dostaneydi yani benim bildiğim.

İlham Bey ile olan unutamadığınız bir anınızı bize anlatabilir misiniz?

Vallahi kitapta birçok şeyi anlattım. İlham abi ile o kadar çok anım var ki… İlham abi ile yaptığımız en büyük şeylerden bir tanesi;  biz her sene şehitlerimizi hep ziyaret ederiz, onlara dua ederiz, bunu her sene yaparız. Bir de 1975 senesinde Nihal Atsız’ı 12 Aralık’ta defnettik, 11 Aralık’ta uçmağa varmıştı, her 11 Aralık’ta Atsız’ın mezarı başında oluyoruz. Her 4 Nisan’da Türkeş’in mezarının başında oluyoruz. Her 29 Ekim’de Anıtkabir’de oluruz.

Kitabınıza başka kimler girdi?

Vallahi ben bu kitapta Türkiye’nin yakından tanıdığı, Türk dünyasının yakından tanıdığı insanlara da yer vermeye çalıştım. Turan Yazgan gibi bir hocamızı oraya yazdım. Sami Yavrucuk’u yazdım. Refet Körüklü’yü yazdım. Necdet Sevinç’i yazdım. Salih Dilek benim 50 yıllık çok eski arkadaşım, Salih Dilek’i yazdım. Ve Türklüğü, Türkçülüğü yazdım. Kitabın içine. Ülkücülüğü yazdım. Bunun yanında da İlham abinin yaptığı müzisyenlik hayatı ile beraber birlikte yaptığımız siyasetten anekdotlar sunmaya çalıştım.