Suriyeli Sığınmacılar

Ülkemizde bulunan Suriye vatandaşı sığınmacılar, artık hepimizin ana gündem maddesi. Adımınızı attığınız her yerde onlarca sığınmacı ile karşılaşıyor ve yaşadıkları hayata şahit oluyorsunuz. Birçok vatandaşımızın oturamadığı semtlerde oturan sığınmacılar olduğu gibi hayatlarını çok zor şartlar altında devam ettirmek durumunda kalanlar da var. Tıpkı iş yeri sahibi olan ve bu iş yerlerinde Suriyeli sığınmacıların haricinde çalışan kabul etmeyeceklerini söyleyen Suriye vatandaşlarının olduğu gibi…

Sürekli olarak ‘sığınmacı’ ifadesini kullanmam biraz kulak tırmalayabilir. Lakin ülkemizde bulunan Suriye vatandaşlarının tamamına yakınının hukuksal statülerini açıklayan kavram tam olarak budur. Topraklarımızda misafir ettiğimiz Suriye vatandaşlarına ne Birleşmiş Milletler ne de ülkemiz tarafından verilen bir mülteci statüsü yoktur. Ülkemizde bulunan Suriyeliler Türkiye’ye yerleşmek maksadıyla gelmemiştir. Sadece ülkelerindeki mevcut durum son bulana kadar can güvenliği için Türkiye’ye sığınmışlardır. Dolayısıyla Uluslararası literatürde ‘geçici sığınmacı’ şeklinde tanımlanmaktadırlar. Bu sebeple de basınımızda sürekli olarak tekrar edilen mülteci ifadesinden ziyade ‘Suriyeli Sığınmacılar’ ifadesini kullanmak daha doğru olacaktır.

Ülkemize Suriye’den ilk göç dalgaları gelmeye başladığında, Türkiye’deki hâkim kanaat, bu sığınmacıların çok kısa bir süre içinde ülkelerine geri döneceği şeklindeydi. Tunus’tan başlayarak bütün Orta Doğu coğrafyasında baş gösteren sokak hareketleri yani Arap Baharı, Suriye’de de tez vakitte neticeye kavuşacak ve ülkemizdeki az sayıdaki Suriye vatandaşı da vatanlarına kavuşacaktı. Türkiye’nin bu öngörüsü ne yazık ki gerçekleşemedi. Arap Baharı, Suriye’de bir türlü bitmek bilmedi ve gelinen aşamada Türkiye 5 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapmak durumunda kaldı. Uzun bir süre bu ev sahipliği çeşitli sosyolojik mesajlarla toplumumuza kabul ettirilmeye çalışıldı. Esasen bu politikaların büyük oranda başarılı olduğunu da söyleyebiliriz. Ancak geldiğimiz noktada toplumumuzun Suriyeli sığınmacılara gösterdiği müsamahanın giderek zayıfladığını da görmekteyiz. Hem uluslararası hukuk hem de anayasamızdaki açık ifadeler gereğince, bir sığınmacının ülkesine geri gönderilmesi durumunda işkence yahut idam tehlikesi varsa sığınma talep ettiği ülkede bu tehditler ortadan kalkana kadar kalmaya hakkı vardır. Dolayısıyla ülkemizdeki Suriyeli sığınmacıların vatanlarına dönebilmeleri için Suriye’nin bir an evvel normalleşme sürecini tamamlaması gerekmektedir. Anayasa Mahkememiz bu konuda emsal niteliğinde kararlara imza atarak ülkemizde suça karışan ve sınır dışı edilmek istenen Suriye vatandaşlarının lehine karar vermiş ve Türkiye’de kalmalarına hükmetmiştir.

Suriye’nin bir an evvel normalleşmesi de Suriye vatandaşlarının yaşadıkları topraklara dönmeleriyle mümkündür. Bu noktada Fırat’ın doğusuna yapılacak harekât ve Suriye’de oluşturulmasını istediğimiz güvenli bölge konuları bir an önce hayata geçirilmelidir. ABD, Türkiye’ye verdiği hiçbir vaadi yerine getirmeyerek ikili ilişkilerimizi yeterince germiş durumdadır. En az altı aydır gündemde olan güvenli bölge konusunda da ABD’nin henüz bir adım atmaya niyeti yoktur. Türkiye daha fazla vakit kaybetmeden kendi kontrol ve inisiyatifinde bulunacak bir güvenli bölge alanı oluşturmalıdır. Daha sonra ülkemizde bulunan sığınmacılar bir plan dâhilinde bu topraklara yerleştirilmeli ve güvenli bölgenin alanı da gün geçtikçe artırılmalıdır. Suriyeli sığınmacıların ülkelerine geri dönmeleri, Türkiye olarak bugün içinde bulunduğumuz meselenin son bulmasını sağlayacaktır. Güvenli bölgenin bir an evvel oluşturulması kısa vadede Suriyeli sığınmacılar meselesini halletmemizi sağlayacaktır. Uzun vadede ise ülkemizin asıl kazancı sınır hattımızda var edilmek istenen bir terör devleti projesini durdurmamız olacaktır.

Suriyeli sığınmacıların sağ salim ülkelerine dönecekleri güne kadar Türkiye’nin meseleyi ciddi bir şekilde değerlendirmesi ve çözümler üretmesi artık bir zaruret halini almıştır. Hükümetimiz bu güne kadar meseleye pek de ciddiyetle yaklaşmamış, konu ensar-muhacir parantezine hapsedilerek aksi söz söyleyen herkes ötekileştirilmiştir. Yaşanması muhtemel olaylar karşısında iyi niyetle hükümeti uyarıcı ifadeler kullanan gazeteci, siyasetçi ve akademisyenlere kulak verilmesi, bu meselenin hallolmasında hem hükümetin hem vatandaşın lehine bir tutum olacaktır. Suriyeli sığınmacılar hakkında pek çok şey yazılıp söylenmektedir ve bilgi kirliliği zirveye ulaşmış vaziyettedir. Sığınmacıların tamamı ülkelerine dönüp, bu konu Türkiye’nin gündeminden çıkana kadar hükümetin belli periyotlarla kamuoyunu bilgilendirmesi gerekmektedir. Yaşanılan gelişmelere göre zaman aralığı belirlenecek olan bu bilgilendirme toplantılarıyla hangi ilde kaç sığınmacının yaşadığı, kayıt dışı sığınmacı sayıları, sığınmacıların karışmış oldukları güvenlik olayları gibi toplumda çokça konuşulan konulara açıklık getirilmelidir. Bu sayede Suriyeli sığınmacılar üzerinden toplumumuzdaki huzur ve refahı bozmak isteyen art niyetli kimselerin de oyunları bozulmuş olacaktır. 5 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkemizin savunmasız bir Uygur Türkünü Çin’in işkencehanelerine göndermesi ise hepimizin alnına kara bir leke olarak yazılmıştır.

Tanrı bütün mazlumların yardımcısı olsun. Hele ki o mazlum Türk ise…