Tanzimat Sonrası Fikir Akımları-4

4. Türkçülük

Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Türkler arasında, devletin bekası için “Osmanlıcılık” fikri benimsenirken, İmparatorluğun dışındaki Türkler ise milliyetçilik fikirlerine ilgi göstermiştir. Çünkü onlar için bir “Osmanlı ideali” söz konusu değildi.(1) Özellikle Rusya’daki Türkler arasında gelişmeye başlayan Türk milliyetçiliği fikri, zamanla Osmanlıcılığa karşı bir fikir hareketine dönüştü. Türkçülük, Türk milliyetçiliğinin özel ismi olarak kullanılıyordu.

Türkçülük akımı, Osmanlıcılık ve İslamcılık ideolojilerinin uygulama alanı bulamadığı bir zamanda devleti kurtarma adına ortaya çıkmıştır. Bu fikir akımına göre devlet; ancak dili, dini, soyu, kültürü, örfü, âdeti ve ülküsü bir olan topluma dayanarak ayakta durabilir. Türkçülük, dil, tarih ve edebiyat alanlarındaki çalışmalarla, yani bir kültür hareketi olarak başlamış, zamanla siyasî bir nitelik kazanmıştır. Türkçülük alanında ilk çalışmalar Tanzimat döneminde başlamıştır.

Türkçülük fikri ortaya çıktığında, Osmanlı “anâsır-ı muhtelife”sinden Türk unsurun “milletleşmesi” olarak tarif ediliyordu. Akçuraoğlu ise “Üç Tarz-ı Siyaset”inde, “Tevhid-i Etrak” Türkleri birleştirmek veya “azim bir millet-i siyasiye kurmak” olarak tarif etmiştir. Akçuraoğlu’nu Türkçülük düşüncesine götüren üç sebep vardır. Birincisi, büyük milletler arasında Türklerin varlıklarını korumuş olmasıdır. İkincisi, bu büyük milletler XIX. yüzyılın ürünüdür ve milli birliklere vücut vermiştir. (Alman Milli Birliği ve İtalyan Milli Birliği gibi). Üçüncüsü, Osmanlıcılık ve İslâmcılığın güçlü bir siyasi birlik durumuna getirilemeyeceğinin anlaşılmış olmasıdır.(2)

Türkçülüğün amacı, başlangıçta şu şekilde ortaya koyulmuştur: “Osmanlı bayrağı altında şuursuz bir hayat geçiren Türkler milli bir vicdana sahip kılınacak, milliyetini idrak, milli varlığına şuur kesbetmiş Türkler, İslâm Beynelmilelinde kuvvetli bir unsur olarak ithal edilecek, aynı zamanda saltanatın mütezelzil istinadgâhları yeniden takviye edilecektir. Bu maksad husul bulunca, Osmanlı hudutları haricinde, dâhilindeki Türklere din ve dil rabıtalarıyla manen bağlı milyonlarca Türk de, milli bir vicdan kazanmış, medeniyet ve insaniyet yolunda ilerlemiş olacaktır. Hatta kuvvetli bir Türk milletinin, İslâm ittihadı kadar geniş bir Türk İttihadı vücuda getirmesi mümkündür.”(3)

Türkçüler, “millet” realitesinden yola çıkmışlardır. Onlar, Osmanlıcılara ve İslâmcılara, bir İslâm ve bir Osmanlı milletinin bulunmadığını belirterek karşı çıkmışlar ve “Osmanlı” isminin bir devletin adı olduğunu söylemişlerdir. Türkçülere göre, bir milletin belirleyicisi, dildir. Gökalp, bunu şu şekilde ifade etmiştir: “Ümmet kelimesinin bir dinle müedeyyin olan fertlerin mecmuuna, devlet kelimesinin bir lisanla tekellüm eden fertlerin mecmuuna ıstılah olarak istidal edilmesi lâzımdır.”

Türkçülük fikrinin öncüleri

Türkçülük fikri, diğerlerine göre geç oluşan bir fikirdir. Tanzimat’tan sonra Türkoloji alanında yapılan çalışmalar hakkında haberdar olunması, Osmanlı öncesi Türk tarihi ile ilgili araştırmaların dilimize çevrilmesi, Türkçülük fikrinin yavaş yavaş doğmasına yol açmıştır. Ali Suavi, Türkçülük fikrinin öncüsüdür. Ahmet Vefik Paşa, Süleyman Paşa, Necib Âsım, Şemsettin Sami, Ahmet Cevdet Paşa ve Bursalı Tahir’in çalışmaları, Türkçülük fikrinin tarihi temellerini oluşturmuştur.(4)

Akçura, “Üç Tarz-ı Siyaset” isimli eserinde, diğer fikir akımlarının karşısına, seçenek olarak ırka dayalı Türk milliyetçiliği fikrini çıkarmıştır. Türkçülük akımı, devletin kurtuluş ve yükselişini; millî şuur ve milli ülküsü olan Türk halkının, bir millet haline gelmesinde, milli varlığı bir bütün halinde algılamasında görmüştür.

Jön Türkler zamanında başlangıcı görülen Türkçülük hareketi, 1880’lerde Lengüistik (dilbilim) Türkçülük halini almış, Şemsettin Sami’nin eserlerinde bir lisaniyet (dilbilim) sorunu olmuştur. 1893 tarihinde İkdam gazetesinin “Türk gazetesidir” başlığıyla çıkması, Türkçülüğün kültürel bir hareket olarak gelişeceğinin işaretiydi. İkdam kadrosunda Türkçülüğe kültürel açıdan bakan Necip Asım, Veled Çelebi ve Emrullah Efendi gibi yazarları bir araya toplamıştır.(5) 10 Nisan 1902 tarihinde çıkan Şûra-yı Ümmet dergisi, millî kültür meselesini ciddiye almaya başlayan ilk Jön Türk dergisidir.(6)

Jön Türklerden sonra, bu fikir, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin bazı üyeleri ve bazı aydınlar tarafından benimsenmiştir. Özellikle Ziya Gökalp ve Hüseyinzade Ali Bey Cemiyet Merkez Komitesi’nde yer alarak etkin bir rol üstlenmişlerdir. Bu fikrin, her cephesiyle Türk milletinin gündemine girişi, II. Meşrutiyet’ten sonra olmuştur.

1. Meşrutiyet’ten sonra yayınlanan “Türk Derneği” mecmuası, Genç Kalemler mecmuası ve Türk Yurdu mecmuası gibi yayın organları ile kurulan Türk Ocağı Derneği ve Türk Yurdu cemiyeti gibi kuruluşlarda kadrolaşan Ali Canip (Yöntem), Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin (Yurdakul), Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Akil Muhtar (Özden), Mehmet Fuad Köprülü ve Hüseyinzade Ali Bey gibi Türkçüler bu akımın o dönemdeki öncüleridir.(7)

Yusuf Akçura, Türkçülük fikrinin ilk şuurlu izlerinin Şinasi’nin eserlerinde görüldüğünü, bu fikrin, dilin edebiyat şubesinde Ziya Paşa, lûgat şubesinde Ahmet Vefik Paşa ve filolocya tedkiklerinde Mustafa Celâleddin Paşa tarafından işlendiğini belirtir. Türkçülüğü, yalnız Osmanlı Türk’ü için değil, bütün Türklük için düşünen Mustafa Celâleddin Paşa’nın 1869 yılında yayınlanan ve Sultan Abdülaziz’e sunulan “Les Turcs Anciens et Moderns” (Eski ve Yeni Türkler) isimli eserinin Türkçülük tarihinde önemli bir yeri vardır.(8)

Türkiye dışında yetişen Türkçüler içinde Kırımlı İsmail Garpıralı, 1878’de çıkardığı Tercüman gazetesinde, Türkçe konuşan topluluklar için “dilde, fikirde, işde birlik” istemiştir. Bu birlik siyasi bir birlik değil, dilde, düşüncede ve ekonomik ilişkilerde işbirliğidir. Gaspıralı, bu fikriyle Türk dünyasında büyük ölçüde etkili olmuştur.

Türkçülerin fikir ve amaçları

Türkçülerin fikir ve amaçları şöyle özetlenebilir:

1. Dünyadaki bütün Türklere millet şuuru kazandırılmalı ve millî mefkûreler aşılanmalıdır.

2. Batı taklitçiliğine kaçmadan, çağdaşlaşmalı, yani modernleşmelidir.(9)

3. İslâm dünyası ile iyi ilişkiler kurulmalıdır. Türk milletinin güçlenmesi ve İslâm dünyasını koruması, İslâm birliğini de sağlayabilecek bir gelişmesidir.

4. Siyasî bağımsızlığın kazanılabilmesi için, öncelikle kültürel bağımsızlık kazanılmalıdır. Bunun için, çalışmalara dilden başlanmalıdır.

5. Siyasi amaçlara ulaşabilmek için, milli bir ekonomi politikası takip edilmeli, ekonomik bağımsızlık elde edilmelidir. Ancak, bu şekilde kapitülasyonlardan kurtulabiliriz.

6. Son hedef olarak da, bütün Türkler bir devlet çatısı altında toplanmalıdır. Türkçüler, bütün Türkleri bir araya getirecek bu devlete, “Turan” adını vermişlerdir.

Türkçülük fikri üç alanda gelişme göstermiştir:(10)

1. Soyda Türkçülük

2. Dil ve edebiyatta Türkçülük

3. Tarih Türkçülüğü

Türkçülük fikri, II. Meşrutiyetten sonra aydınları ve sanatçıları en fazla etkileyen, Kuvvâ-yı Milliye ruhunu besleyen ve Atatürk inkılâplarına yön veren bir fikir olmuştur. Bu fikir akımının sistematiğini kuran ve programını yapan Ziya Gökalp’tir. Onun, “Türkçülüğün Esasları” isimli eseri, Türkçülüğün programı mahiyetindedir.  Başlangıçta “bütün Türklerin hür ve bağımsız bir devlet haline gelmesi” ülküsü olan “Bütün Türklük”ü yani “Turancılık”ı benimseyen Gökalp, daha sonra Batıcılığı ve İslamcılığı da içine alan “muasır bir İslâm Türklüğü”nü meydana getirmek istemiştir.(11) Gökalp, 1916’dan sonraki çalışmalarında “Turan” kelimesini kullanmamış ve ırkçılığı reddetmiştir. Ona göre Türkçülük, “Türk milletini yükseltmek” demektir.

Gökalp, son döneminde fikrini, “Türk milletindenim, İslâm ümmetindenim Garp medeniyetindenim” şeklinde özetlemiştir. Özellikle 1897 Yunan Harbi sırasında Mehmet Emin Yurdakul’un yazdığı ve kendisine “Türk Şairi” ünvanını kazandıran “Cenge Giderken” şiirindeki “Ben bir Türküm dinim, cinsim uludur” mısrası da Türkçülük fikir akımının temel umdesi olmuştur.

Türkçülük fikir akımı, 1908’de II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra Türkçülük adı altında önce sanat ve edebiyat alanında kültürel bir hareket gelişmiş ve Millî Edebiyat’ın kaynağı olmuştur. 1911 yılında Balkan Harbi’nden sonra ise Türkçülük, hem kurulan dernek ve yayın organlarıyla örgütlü bir harekete dönüşmüş, hem de siyaset dünyasında tesir yapan bir fikir akımı haline gelmiştir.

Türkçülük fikri, Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in oluşumunda en etkili fikir olmuştur. Türkçülük fikrinin öncüleri, Milli Mücadele’de Atatürk’ün yanında yer almış ve Cumhuriyet’in ilânından sonra da onun inkılâpçı kadrolarında üstün görevler yapmışlardır. Atatürk, Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında yaptığı inkılâplarda, büyük ölçüde Gökalp’in “Türkçülüğün Esasları” isimli eserindeki programdan ilham almıştır.

“II. Meşrutiyet’ten Sonra Türk Milliyetçiliği” konusu ileride ayrı bir bölüm halinde ele alınacaktır.

 

(1) Şükrü Hanioğlu, “Türkçülük” maddesi, Tanzimat”tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, c.5, s. 1395

(2) Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset, TTK Yayını, Ankara 1976,  s.15

(3) Toktamış Ateş, Türk Devrim Tarihi, Der Yayınları, İstanbul 1993, s. 86

(4) Ziya Gökalp, Milliyet ve Vatan, Türk Yurdu, VI., s. 2180

(5) Kenan Akyüz, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri,  Türkoloji Dergisi, C. II, sy. 1, Ankara 1969, s. 165

(6) Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri, İletişim Yayınları, İstanbul 1996, s.62

(7) Şerif Mardin, a.g.e.,  s.268

(8) Yusuf Akçura, Türkçülük, (Haz. Sakin Öner), Türk Kültür Yayını, İstanbul 1978,  s.58-59

(9) İsmail Hakkı, Milliyet ve Terbiye, Türk Yurdu, XIV, s.91

(10) Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı, c. 2, 2bs. Türkiye Yayınevi, İstanbul 1968, s. 13

(11) Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak, Türk Kültür Yayınları, İstanbul, 1974, s. 12

Not: Gazetemizin 113. sayısındaki (Fikir Akımları-2 İslâmcılık) başlıklı yazımın 2. sütundaki ilk paragrafının sonunda sehven “II. Abdülhamid, İslamcılık politikasıyla hem Balkanlardaki “Panislamizm”i etkisiz duruma sokmak, hem de içerideki siyasal rakiplerinin halk içindeki gücünü kırmak istiyordu.” ifadesi kullanılmıştır. Bir okuyucumuzun dikkati üzerine bu cümle yerine aşağıdaki düzeltmenin yapılmasına gerek duyulmuştur:

“Rusya, Çar I. Petro’dan itibaren güçlü bir devlet olabilmek için sıcak denizlere ulaşabilme ve Balkanlara yayılma siyaseti takip etmiştir. Rusya, bu amacına ulaşabilmek XIX. yüzyılın ortalarından itibaren ise Rusya, Slav kökenli Balkan halklarını kendi hâkimiyetine alabilmek için “Panslavizm” politikasını uygulamıştır. Bu politikanın bir sonucu olarak 1870’lerden sonra Balkan halkları arasında yoğun bir azınlık milliyetçiliği ve kalkışma hareketi başlamıştır. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın sonucunda ise bazı Slav kökenli Balkan halkları bağımsızlıklarını kazanmıştır.  II. Abdülhamid, İslamcılık politikasıyla hem Balkanlardaki “Panslavizm”i etkisiz duruma sokmak, hem de içerideki siyasal rakiplerinin halk içindeki gücünü kırmak istiyordu.”