İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tanzimat’tan II. Meşrutiyet’e Türk Milliyetçiliğine Genel Bakış-12

Tanzimat Dönemi Milliyetçiliğinin Öncü Şahsiyetleri:

2. Namık Kemal (1840-1888)-2

Namık Kemal’in bütün düşüncesi, milleti, içinde bulunduğu monarşik yönetimden, hürriyetsizlikten ve geri kalmışlıktan kurtarmaktır. Şinasi’nin izinde hürriyet ve meşrutiyet fikirlerini bütün sanat hayatının merkezi yapan Namık Kemal Türk milletinin nasıl ilerleyebileceği yönünde düşünmüş “terakki ve medeniyet” yolunda ilerleyebilmek için teklifler getirmiştir: “Söylemeye hacet yok ki “terakki” fikrini bizde benimseyen ve onun üzerinde bir kaside edasiyle olsa bile duran muharrir, medeniyet kelimesini erişilecek bir ideal gibi cemiyetin karşısında parlatan adam odur. Namık Kemal, insana ve insanlığa inanır, terakki fikrine inanır. Fikret insan için “Rabb-i mümkinat” demeden evvel o insan için “mucize-i kudret” demiştir.” şeklindeki Tanpınar’ın tespiti bu yolda oldukça dikkate değer niteliktedir.(1)

Namık Kemal, Türk milletini muasır medeniyet seviyesine ulaştırmak, terakki ettirmek için gazete yazıları ve edebî eserleriyle düşüncelerini halka ulaştırmaya çalışmıştır. O da Şinasi gibi, ilerlemenin temeli olarak eğitimi görmüştür. Ancak o, Batı’yı örnek alıp gelişirken, Batı medeniyetini bütünüyle taklit etmekten değil, milli benliğimize uygun bir hâle getirmekten yanadır. Bu anlayış içinde ele aldığı Batı medeniyeti ile Müslümanlığın sentezini yapmaya çalışmıştır. Namık Kemal geri kalmış İslâm dünyasını da, uyandırmak istemiştir. Bunu yaparken de, diğer İslâm ülkeleriyle birleşerek Batı’nın tesir sahasına girmeden bu medeniyetten faydalanmak fikrini savunmuştur. Bu konudaki düşüncelerini “İttihad-ı İslâm” makalesinde ortaya koymuştur.

Namık Kemal Mukaddime-i Celâl’de “milletin hıfz-ı vatan ve istiklâl-i devlet yoluna kanının en son damlasını, malının en son akçesini îsâr edecek kadar ibrâz ettiği galeyân-ı hamiyette vicdanlara tercüman olan neşriyatın lisan-ı edebindeki te’sir kadar hizmet etmiş bir kuvvet”in olmadığına inancını belirterek, edebiyatın, vatan ve milletin varlığının korunmasındaki rolünü ortaya koymuştur.(2)

Görüldüğü gibi, Namık Kemal milleti, ona milli kimliğini kazandıran bütün unsurlarıyla kucaklayan şuurlu bir milliyetçidir. Fakat İmparatorluğu çözülme ve çöküşten kurtarmak isteyenlerin Osmanlıcılık siyaseti ve bu siyasetin terminolojisi olan “Osmanlı” mefhumu, Kemal’de “Türk” anlamında kullanılmıştır. Nihad Sâmi Banarlı, Kemal’in eserlerinde bu konuda şu tesbitleri yapmıştır:

Kamus ve Burhân’ı Türkçeye lûgat ittihâz etmek tasavvuru -ki Arap ve Acem’in başına fes giydirmekle Türk milliyetine idhallerini aramak kabilindendir- hiçbir sûretle kaabil-i icrâ olamaz. (Edebiyat Hakkında Bazı Mulâzahat makalesi)

Yalnız Arabî’de şair olanın Türk şuârası beyninde ismini yâd etmek, neden iktızâ etsin (Tahrib-i Harâbat, İst. 1885, s 96)

Hind’in, Yunan’ın, Roma’nın, Arab’ın, Acem’in, Türk’ün, Avrupa’nın âsâr-ı edebiyyesini tetebbü et, belki vicdânının hissiyâtına mir’at-i initâf olacak bir eser bulursun. (Muhabbet Makalesi, Makalât-ı Siyasiyye ve Edebiyye , s. 74)

Türkler, o millet değil midir ki medreselerinde Fârâbi’ler, İbni Sinâ’lar, Gazâli’ler, Zemahşeri’ler tevsi-i marifet eylemişler.

Çağataycayı Türkçe’den başka bir lisan addetmek, meselâ Fuzuli’nin ifadâtında olan şive-i mahsusa nazaran Bağdad lisanını dahi bir lisan-ı diğer hükmünde tutmak kabilinden olmaz mı? (Tahrib-i Harabat, s.155)

Türkçemiz, henüz elifbâsı bile olmayan Arnavud ve Lâz lisanlarını dahi unutturmamıştır. Münâsebât-ı edebiyyenin fıkdanı cihetiyle, mesela bir Buharalı, Türkçe söylediği halde buradaki Türkler içinde bir Fransız kadar dilinden anlayacak âşina bulamaz. (Edebiyat Hakkında Bâzı Mülâhazat, Tasvir-i Efkâr, 1866)

Ne yanlış itikadda imişim. Vatan yolunda ölecek kırk kişi yoktur sanırdım. Galiba düşman da Osmanlıları benim gibi görmüş! Evet, Osmanlılar söz arasında vatanı kaybetmez gibi görünürler ki, konuştuğun adamı, taşdan yapılmış resim zannedersin. Hele karşılarında bir düşman göster! Hele vatanın mukaddes topraklarını bir ecnebinin, murdar ayağıyle çiğneyeceğini anlasınlar. İşte o vakit, halka başka bir hâl geliyor. İşte o vakit, insan en miskin köylü ile benim aramda hiç fark bulamıyor. İşte o vakit, o abalı kebeli Türkler, o tatlı sözlü, yumuşak yüzlü köylüler, aradan bütün bütün gaaib oluyor da yerlerine Osmanlılığın, kahramanlığın rûhu meydana çıkıyor. (Vatan Yâhud Silistre, İst. 1889, s. 83)

Temiz Osmanlı soyunun aslı olan Kayıhanlı Aşireti… Oğuz Türkmenleri’nin bir şubesidir. (Osmanlı Tarihi)

Sultan Osman gibi, vücudu ile bütün insanlığın övünmesi gereken yüksek irâdeli bir büyük:

Osman Ertuğrul oğlusun

Oğuz, Kayı-Han neslisin

sözleriyle hem Oğuz’a hem de Kayı-Hanlı’ya mensup oluşunu kendisi için bir iftihar vesilesi saymıştır. (Osmanlı Tarihi)

Görüldüğü gibi, Nâmık Kemal’in eserlerinde Osmanlı tâbiri, sık sık, Türk kelimesiyle yer değiştirir. Bunlar, şairin, aslında hangi millet için çalıştığını ve hangi millete mensup olmakla övündüğünü açıkça meydana koyar.

Bir milletin güzel söyleyiş kudreti, edebiyatında; edebiyatın da en canlı ifadesi, tiyatrosunda belli olur” diyen Namık Kemal, tiyatro eserlerinde de, vatan, millet ve hürriyet aşkını açık bir biçimde ortaya koymuştur. 1873’te sahneye konan ve Kemal’in Magosa’ya sürgününe yol açan Vatan Yâhud Silistre, bu konuda yazılan eserlerin en başarılısıdır. Bu piyes, 1853 Kırım Harbi sırasında kuşatılan ve bir huruç hareketiyle düşmana karşı büyük başarı elde edilen Silistre Kalesi’ndeki kahramanlıkları ele almaktadır.

Banarlı, Vatan Yahut Silistre hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştır:

Mizâcı kahramanlık olan milletlerin târihinde biri birine benzer sebeplerle, biri birine benzer vak’alar olması çok tabiidir. Daha çocuk yaşlarında Kars’tan Sofya’ya kadar Osmanlı vatanının geniş bir bölgesinde, millî kahramanlık menkıbeleri dinleyen Kemal’in bu menkıbelerden bir Vatan piyesi çıkarması da aynı derecede tabii hâdisedir. Hakikatte Vatan piyesi, evvelce belirttiğimiz gibi kahramanlığın timsâli olan o abalı kebeli Türkler’in destanıdır.”

Kemal’in diğer bir tiyatro eseri olan Âkif Bey’de yer yer bir kahramanlık rûhu, bir vatan sevgisi, yer yer de lirik bir üslûpla söylenmiş edebî parçalar ve hece vezniyle söylenmiş küçük manzûmeler vardır.

Namık Kemal’in romanlarına gelince; İntibah ve Cezmi’de, diğer eserlerine göre daha sade bir Türkçe kullanmıştır. Bunda, edebiyatı, halkın ruhuna, aklına ve vicdanına ulaşmada en uygun vasıta görmesinin büyük rolü vardır. Ayrıca Cezmi’de, bir ülkü için birleşen idealist ve kahraman kişileri ele alarak, millete milli ülküler uğrunda her türlü fedakârlığın yapılabileceğini göstermeye çalışmıştır.

Kırk dört yıl gibi kısa ömrü, bir ülkü uğrunda çok hızlı bir şekilde tüketen ve bu hayatın her anını fikrî, edebî ve içtimaî çalışmalarla dolduran Namık Kemal, gerek kendi nesli, gerekse kendinden sonraki nesiller üzerinde büyük etkiler yapmıştır. Banarlı’nın değerlendirmesiyle “Türkiye’de Nâmık Kemal’in gençliğinden İstiklâl Savaşı’na kadar olan vatan anlayışı ve onun edebiyatı Nâmık Kemal’in eseridir. Milliyet ve onun heyacanları, Nâmık Kemal’den kuvvet almış; hürriyet, onun haykırışlarıyle seslenmiş ve ona inananların hareketleriyle neticeye yürümüştür.

Türkiye’de yıllardır terennüm edilen her vatan şiirinde Namık Kemal’den bir ses; her vatan ve hürriyet mücadelesinde ondan bir nefes vardır.”

Namık Kemal ilk etkilerini, II. Dönem Tanzimatçılarından Recaizade Ekrem ve Abdülhak Hâmit üzerinde göstermiştir.

Recaizade Ekrem Bey, onun için: “Öyle bir mecmua-i kemalât ne geldi, ne de gelecek” diye, onun mazide ve atide emsalsizliğine işaret etmiştir. II. Dönemin “Şair-i âzam”ı Hâmid ise, yarı vatanı elimizden alan Berlin Muahedesi’nden sonra Namık Kemal’e yazdığı mektupta: “Mademki sen varsın, bu milletin âtisi vardır!” diyerek, onun varlığını, vatanın zor günlerinde bir teselli kaynağı olarak görmüştür.

Namık Kemal hakkında, Millî Edebiyat döneminin öncülerinden, Ömer Seyfettin: “Bana iyiye, doğruya gitmeyi öğreten Namık Kemal’dir” demiş,  Hamdullah Suphi de: “Zulme karşı kafa tutmanın zevkini ondan öğrendik” ifadesini kullanmıştır.

Avrupa ve Rusya’da da ciddi inceleme konusu olan Namık Kemal hakkında Moskova’da bir heyet tarafından hazırlanan Meşhur Adamlar Serisi’nde, 1936 yılında V. Stanbulov imzasıyle 296 sahifelik bir eser neşrolunmuştur.  Bu eserde Nâmık Kemal, “hürriyet kahramanı, vatan mücâhidi ve büyük insan” gibi sıfatlarla tanıtılmıştır. Sovyet ve Macar Ansiklopedilerinde Kemal’e dair mühim maddeler bulunmaktadır. Macar Ansiklopedisi’nde Kemal için: “Vatan fikrini ilk defa terennüm etmiş ve eserleriyle öyle bir te’sir yaratmıştır ki, o zamana kadar hiçbir şair buna muvaffak olamamıştır. Türk milletinin istiklâl aşkı, reform hareketi onun rûhunda temerküz etmiştir. Türklerin millî edebiyatı Namık Kemal’den beri mevcuttur. Türkiye’de milli şuûru, onun siyasî faaliyeti uyandırmıştır.” gibi hükümler yer almıştır.

(1)Ahmet Hamdi Tanpınar, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, s. 413

(2)Prof. Dr. Kâzım Yetiş, a.g.e., s.XLV