Prof. Dr. Tarık Oğuzlu: “Trump, aşırı gücün verdiği bir özgüvenle sorunları istediği şekilde çözebileceğini düşünen bir lider”

Antalya Bilim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamış olduğu “Yüzyılın Anlaşması” üzerine konuştuk

Trump’ın seçim vaatleri arasında, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması da bulunuyordu. Seçim sonrasında ise Kudüs’ü “resmen İsrail’in başkenti” ilan ettiğini biliyoruz. Bu politikanın temel amacı neydi ve o imzadan bu yana neler yaşandı?

Şöyle söyleyelim, Trump’a Amerika’da destek veren önemli bir Hristiyan kitle var. Bunlar evanjelistler biliyorsunuz. Bu insanlar Amerika’nın şu anki İsrail olduğunu söyleyen, bizim aşırı dinci diye tarif edebileceğimiz kesim ve Trump’ın destekçileri arasında ve onların desteğini arkasında devamlı tahkim etmek adına böyle bir şey düşünmüş olabilir.

İkincisi İsrail lobisi Trump’ı özellikle aşırı destekliyor. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etmesinin altında yatan sebepler bunlar. Yani Trump, aslında aşırı gücün verdiği bir özgüvenle bu soruna istediği şekilde çözebileceğini düşünen bir lider. Ne Filistinlileri hesaba katmayı gerekli görüyor ne de diğer aktörleri işin içine sokmayı düşünüyor. Benim kendi gücüm var yaparım diyor. Yani aşırı bir İsrail yanlısı tutum çerçevesinde bu adımları atmıştır. Bir de Amerika Birleşik Devletleri Hamas’ı terör örgütü olarak tanımlıyor. Filistin’in Abbas’ın temsil ettiği Filistin yönetimini de pek meşru görmüyor. Dolayısıyla Trump, onları da biraz cezalandırıcı bir şekilde şu ana kadar devam eden barış görüşmelerinin bir sonuç vermeyeceğini de dikkate alırsak çok radikal kimsenin ummayacağı tertip de aşırı İsrail yanlısı bir çözümü tek gerçekçi çözüm gibi lanse ediyor.

Trump’ın “Yüzyılın Anlaşması” olarak ifade ettiği metinde Filistin için daha yaşanılabilir ve zaman içinde tanınması muhtemel bir devlet haline gelebileceği yaklaşımlarının gerçekliği nedir?

Yüzde sıfır. Çok açık ve net bir şekilde söylemek gerekir ki bunların gerçekliği falan yok. Bir kere başlangıçta bu sorunun iki tane tarafı var:

İsrailliler ve Filistinliler. Siz bir kere bunlardan bir tarafı hesaba katmadan görüşmeleri yapıyorsunuz. Bu planı ortaya çıkarıyorsunuz. Bunda en önemli eksiklik, hata budur. İkincisi şu ana kadar birikmiş bir külliyat var. Çözüm sürecinin nasıl olması gerektiği çerçevesinde uluslararası hukuku referans yapan, iki devletli iki toplumlu çözüm öneren, 1967 Arabistan Savaşı’ndan önceki sınırları geçerli kılan, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim alanlarına işgal olarak tanımlayan, bunların geri döndürülmesi gerektiğini söyleyen bir uluslararası görüş var. Dolayısıyla bir kere bunu kaale almıyor. Bu da bunun pek yürümeyeceğini gösteriyor. Üçüncü bir neden, Avrupa Birliği ülkelerine karşı Çin ve Rusya da Trump’ın çözüm önerisine bence karşıdır. Artı olarak Arap ülkeleri arasında en önemlilerinden Mısır, Sisi ile Trump’ın arası çok iyi ama Mısır’ın canı gönülden destek verdiğini düşünemeyiz. Bu da önemli bir şey. Türkiye ve İran iki önemli bölge ülkesi olarak da zaten böyle bir anlaşmaya karşılar. Dolayısıyla yaşama şansı pek zayıf. Tabii bir de şu var Trump Filistinlilere temel bir devlet önermiyor. Belli bir geçiş süreci öngörüyor ve çok ağır şartları yerine getirmesi şartıyla şartlı bir bağımsızlık vaadi var. Hamas’ı terör örgütü olarak tanıyacaksın, karşılaşmış olduğun davalardan vazgeçeceksin, tam egemen olamayacaksın yönettiğin topraklarda diyor.

Hali hazırda bölük pörçük bir devlet yapısı var. Toprak bütünlüğüne neredeyse sahip değil. Bu da onu yaşanılır kılmıyor. En önemlisi, Filistinlilerin olası bir devlete bu çözüm planı çerçevesinde öngörülen devlete olurlarını almak için bir rüşvet politikası ortaya atmış. 50 milyar dolardan bahsediyor. Onu da 10 seneye yayıyor. “Sana şartlı bir devlet vereceğim ama sen bunları elinin tersi ile itme, 50 milyon dolar da seni bekliyor” tarzında satın almaya yönelik bir yaklaşım var. Bu yaklaşım yürümez çünkü Filistinlilerin gözünde bir para sorunu da değil, ekonomik bir sorun da değil, bu tamamen kimlik ve haysiyet sorunudur. Böyle bir soruna ekonomik araçlarla, enstrümanlarla yaklaşmak tabii ki çözüm getirmez.

Söz konusu anlaşma metninin Filistin’e güç ve baskı politikaları uygulayarak dayatılacağı, bu süreçte de ABD’nin güdümünde bulunan bölgedeki Müslüman ülkelerin de kullanılacağı yorumlarına katılır mısınız? Özellikle Mısır ve BAE’nin bu süreçteki rolü ne olur?

Son zamanlarda İran karşıtlığı üzerinden Amerika Birleşik Devletleri ne yapmaya çalışıyor? İsrail ile körfezdeki Sünni Arap monarşilerini, Suudi Arabistan’ı ve Mısır’ı bir araya getirmeye onlar arasındaki güvenlik ekonomik işbirliğini arttırmaya çalışıyor. Hatta bazı gözlemciler “Ortadoğu’da bir NATO kurulur mu?” sorusunu bile sormaya başladılar. Olası bir Ortadoğu NATO’su yani İran’a karşı bu saydığım ülkelerden oluşacak böyle bir bakış açısı var. Ayrıca Trump ne diyor? 50 milyar dolardan bahsetmiştik az önce. Bu paranın önemli bir kısmını bu körfezdeki emirliklerden almayı düşünüyor.

Yine kendi cebinden para falan çıkmayacak. Şu da var ki körfezdeki emirlikler üzerinde bir baskı kuruyor. Nasıl bir baskı kuruyor? Onları İran’la tehdit ediyor ve “ben gidersem, elimi ayağımı buradan çekersem sizi kim koruyacak?” böyle bir şantaj politikasıyla onları daha fazla kendine çekmeye çalışıyor. Bu süreçte de bu Filistin sorunu çerçevesinde dile getirilen plana onların da onay vermesini zımnen de olsa istiyor. Aslında körfez emirlikleri zor bir durumdadır. Amerika ile çok yakın ilişkileri var. Stratejik askeri anlamda ona bağlılar. İran’dan hiç haz etmiyorlar ve bir yandan da İsrail’in aşırı İran karşıtı politikasından da keyif alıyorlar. Bundan da memnunlar.

Türkiye’ye karşı zaten mesafeliler. Trump’ın dolaylı yoldan baskı kurma yönünde bir politikası var. İşler mi? Bence pek işlemez çünkü halklar karşısında Arap halkları Ortadoğu halklarının kendi rejimlerinin bile aşırı İsrail yanlısı bir çözüme onay vereceklerini ben zannetmiyorum. Bu çok zayıf bir ihtimal. Bir kere burada önemli olan Mısır, 1979’daki Camp David Anlaşması ile İsrail’i tanıyan ilk Arap devletidir. Barış anlaşması yapan sonradan ilk Ürdün. Mısır’ın tamam demesi bile bence neredeyse imkânsız. Sisi’nin bütün Amerikancı politikasına rağmen bence çok zor.

Anlaşma esaslarına göre İsrail’in deniz sınırları üzerindeki egemenliğinin tanınması da öngörülüyor. Böyle bir durumun gerçekleşmesi durumunda hâlihazırda gerginliğin devam ettiği Doğu Akdeniz’de hangi sonuçlar doğar?

Bu plandan bağımsız olarak zaten İsrail’in doğalgaz kaynaklarını bulması, oraları keşfetmesi, işler hale getirip dünya pazarlarına satması Amerika’nın verdiği destek olmadan mümkün olmaz. Zaten plandan bağımsız, Amerika İsrail’in her şekilde arkasında. Deniz üzerindeki egemenlikleri, deniz altındaki kaynaklar konusundaki kullanım hakkı yani hep Amerika İsrail’i destekliyor. Son zamanlarda bir gerginlik olduğunu biliyoruz. Doğu Akdeniz Bölgesi’nde çok garip bir şekilde Kıbrıs’taki durumlar, Yunanistan Mısır ve İsrail sanki bir araya gelip bu paylaşım noktasında bir ittifak kurmuş gibiler.

Türkiye’yi dışlayan kendi politikalarını dikte etmeye çalışan ve Amerika da bunun arkasında. Biz de NATO üyesiyiz, Amerika ile müttefiklik ilişkisi içerisindeyiz ama bu nasıl bir müttefiklik ise artık bir yandan NATO içerisindesin diğer taraftan da seni Akdeniz’deki kaynaklardan dışlayan seni mütecaviz gören ambargolar ile tehdit eden bir Amerikan hükümet var. Bu plan İsrail’i aşırı güçlendirecektir. Bu tabii bölgedeki gerginlikleri bence daha da arttırır. Özellikle ben bunu Türkiye ile ilgili düşünüyorum. Çünkü biz bu aşırı İsrail yanlısı Amerika tutumundan ve aşırı İsrail yayılmacılığından ve az önce saydığım Yunanistan Rum kesimi İsrail arasındaki sözde ittifak ilişkisinden hiç memnun değiliz.