Türk Dünyası Eğit-politiği 8: İnsan hakları ve demokrasi eğitimi

Tarihin farklı dönemlerinde, iktidarların meşruiyeti farklı “evrensel” değerler tarafından şekillendirilmiştir. Kimi zaman Oğuz Kağan veya Cengiz Han soyundan gelmenin iktidar için meşruiyet kaynağı olması örneğinde görüldüğü gibi soy-kan bağı, kimi zaman ise din gibi inanç faktörünün şekillendirdiği bir değerler sistemi meşruiyetin temel kaynağı olmuştur. Günümüzde ise insan hakları ve demokrasinin yükselen evrensel değerler olduğu görülmektedir. İnsanın, insanca yaşamına en uygun şartları sağlamanın bir yöntemi olarak demokrasinin ve insan haklarının yüceltilmesi, yukarıda sunulan diğer “evrensel” değer anlayışlarında olduğu gibi esasında günümüzde de bölgesel bir geçerliliğe sahiptir. Zira her ne kadar kâğıt üzerinde demokrasi ve insan haklarının hamaseti yapılsa da; Dünya üzerindeki nüfusun çok azı demokrasi ve insan haklarının hâkim olduğu bir değerler sistemi tarafından şekillendirilmiş atmosferi teneffüs edebilmektedir.

Demokrasi (demokratia) kavramı, eski Yunanca “demos” (halk) ve “kratos” (egemenlik) kavramlarının birleşmesiyle oluşan ve “halk egemenliği” anlamına gelen yeni bir kavramdır.(1) Bu kavram, eski Yunan’dan, Roma’ya ve günümüze kadar pek çok dönem ve coğrafyada benzer şekillerde ortaya çıkan bir siyasal sistemin adı olsa da; günümüzde bu tanımının yanında bir değerler sistemini ifade etmek için de kullanılmaktadır. Bu değerler sistemi, düşünce ve ifade özgürlüğü, eşitlik, adalet, barış, hoşgörü, hesap verebilirlik ve şeffaflık gibi unsurlar tarafından şekillendirilmektedir.(1) Bu unsurlar büyük ölçüde insan hakları ve özgürlükleri dâhilinde de değerlendirilebilecek bileşenler olarak nitelendirilebilir. Dolayısıyla demokrasi ve insan haklarının, birbirinden ayrılamayacak şekilde günümüzde hâkim olan bir evrensel değer sistemine, birlikte şekil verdikleri söylenebilir. İkinci Dünya Savaşı’nın kazananı olan Müttefik kuvvetler arasındaki hâkim ideoloji, “evrensel” olarak nitelendirdiğimiz bu değer sistemine “evrensellik” hüviyetini kazandırmıştır. Dolayısıyla bu değer sistemi, uluslararası ilişkilerde pek çok açıdan meşruiyet kaynağı olarak da görülebilir. İkinci Dünya Savaşı’nın kazananı, Mihver devletler olsaydı, günümüzde hâkim olan evrensel değerler de pekâlâ farklı olabilirdi.

İnsan hakları ve demokrasi eğitiminin, aileden başlaması ve uzun bir örgün eğitim süreci ile desteklenmesi gerekmektedir. Bu tip bir eğitim süreci, insan hakları ve demokrasi ile ilgili tarihsel gelişmeleri ve bilgileri kapsayacağı gibi; yalnızca bilgi aktarımına dayalı olmamalıdır. Zira demokratik tavır ve tutumların gelişmesi, ancak uygulamada bu değerlerin pratik olarak kullanılmasıyla mümkündür. Dolayısıyla aile, okul ve sınıf yaşamı, eğitim yönetimi vb. süreçlerin bu değerlere göre şekillendirilmiş olması büyük önem arz etmektedir.

İnsan hakları ve demokrasi eğitimi, Türk Dünyası vatandaşlarının evrensel değerler sistemi ile donatılması bakımından Türk Dünyası Eğit-politiği’nin de ayrılmaz bir bileşenidir. Çağımızın başat güçlerinin hâkim paradigması olması, bu değer sisteminin benimsenme sebebi değildir. İnsanın, insanca yaşayabilmesi ve milletinin, devletinin, kültürünün inkişafı için kendi potansiyelini ortaya koyabilmesi açısından bu değerler sisteminin sunduğu pek çok imkân vardır. Hakkını, hukukunu, görev ve sorumluluklarını bilip, bunları yerine getiren vatandaşlardan müteşekkil bir toplum, hem kendi mutluluğunu tesis etme bakımından, hem de medeniyetler liginde hak ettiği yeri tutabilmek bakımından önemli bir organizasyona dönüşecektir. Zira hak ve hukukun egemen olduğu böyle bir toplumda, haklarını ve görevlerini bilen vatandaşlar, kendilerindeki potansiyeli açığa çıkarma ve liyakat sistemi içerisinde, bu potansiyeli kendisinin, üyesi olduğu topluluğun, kurumların ve milletin bekası yolunda değerlendirebilme imkân ve şartlarına sahip olacaktır. Liyakatin egemen olduğu bir toplum ve devlet düzeninde, kültür ve medeniyet liginde iddiası olan oluşumların mevcudiyet bulma imkânı da pek tabii var olacaktır.

İnsan hakları ve demokrasi kültürünün yerleşmediği bir Türk Dünyası’nda, sadece liyakatin bile yok olduğu düşünüldüğünde, bu yazı dizisi kapsamında bahsedilen neredeyse hiçbir idealin gerçekleşemeyeceği söylenebilir. Zira bu idealleri gerçekleştirecek olanlar, Türk Dünyası’nın muhtelif kültür havzalarından kendi potansiyellerini sergileme imkânı bulabilen idealistler olacaktır. Demokratik değerlerin yerleşmediği ve liyakat şartlarının oluşmadığı bir düzende ise; ilişkiler ağı tarafından şekillendirilen bir bürokrasi, körlerin ve sağırların birbirini ağırladığı “şaşalı” çalışmaları icra etme imkânına kavuşacaktır. Böyle bir düzenden, Türk Dünyası bütünleşmesi açısından istikbal vaat eden faaliyetler beklenemez.

Günümüzde Türk Dünyası ülkelerine bakıldığında, insan hakları ve demokrasi bilincinin geliştirilmesi açısından hem yönetim şekilleri, hem de halklarının tarihi ve kültürel arka planı bakımından önemli potansiyeller taşıdığı görülmektedir.

İnsan hakları ve demokrasi çalışmaları, kayıp vatanlardaki (Kırım, Batı Trakya, Güney Azerbaycan, Türkmeneli, Doğu Türkistan vd.) Türk toplulukları açısından da oldukça önemlidir. Evrensel olarak kabul gören böyle bir değerler sisteminin bünyesinde “İnsan Hakları ve Demokrasi” ile ilgili ulusal ve uluslararası ölçekli kuruluşların tesis edilmesi, kayıp vatanlardaki Türklerin ve mazlum halkların haklarının ve varlıklarının korunmasında kamuoyu oluşturmak bakımından önemli bir işlev üstlenebilir. Bu tip bir işlev, bölgedeki Türk kültürünün muhafazası suretiyle, Türk Dünyası bütünleşmesinin bir parçası olması bakımından pek çok olanağı bünyesinde mahfuz olarak bulunduracaktır.

(1) Turan, Refik (2017). Demokrasi. Refik Turan (Ed.), İnsan Hakları ve Demokrasi Eğitimi içinde (s. 1-44). Ankara: Pegem Akademi, s.2.

(2) A.e., s.2.