Türkiye’nin güvenliği: Geleneksel müttefiklerin çözülmesi

Yirmi Birinci Yüzyıl’ın ilk çeyreğini tamamlamaya doğru hızla ilerlerken dünya siyasetindeki geleneksel denklemler de hızlı bir şekilde değişiyor. Bir yandan uluslararası sistem içinde güç Batı’dan Doğu’ya, daha doğru bir ifadeyle Batı-dışı dünyaya doğru kayıyor. Öbür yandan da Batı, Doğu, Orta Doğu, Küresel Güney vs. şeklindeki bölgesel veya siyasal-tarihsel güç merkezlerinin kendi içindeki güç dağılımları eskiden olduğundan çok farklı bir noktaya gidiyor.

Batı, artık Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi kendi içinde görece bütünlük arz eden bir siyasal sistem olmaktan uzaklaşmakta. Soğuk Savaş’ın bitimiyle başlayan, 11 Eylül sonrası Irak ve Afganistan işgalleriyle hız kazanan ve Trump ile birlikte zirveye yaklaşan Batı-içi ayrışma, önümüzdeki süreçte daha da belirginleşeceğe benziyor.

ABD’nin küresel liderlik rolü zedelenmekte ve hatta ortadan kalkma emareleri göstermekte. Esasında ABD de birçok açıdan bu pozisyonun getirdiği yüklerden yorulmuşa benziyor. Küresel liderlik pozisyonun kendisine yüklediği sorumluluk ve maliyetleri asgari seviyeye indirme yönünde bir irade sergilemeye başlayan Trump liderliğindeki ABD, NATO içinde dahi ciddi bir ayrışma yaratmış durumda.

ABD’nin ‘kendi başının çaresine bakma’ stratejisi geleneksel müttefiklerinde de benzer arayışları ister istemez beraberinde getirecektir. Zira ABD yönetimi de bunu ima eden ifadeleri sıkça ortaya koyuyor. Buna mukabil başta Almanya ve Fransa olmak üzere Batı’nın Avrupa kanadındaki ülkelerden ABD’nin tavrına ve kendilerine yönelik başlattığı ticaret savaşına yönelik açıktan tepkiler her geçen gün artan ölçülerde gelmeye devam ediyor.

Batı’nın kendi içindeki çekişme ve ayrışmaların yanı sıra Batı-dışında yükselen yeni güçler de uluslararası sistem içindeki güç dağılımını etkiliyor. Çin, Hindistan, Endonezya, Rusya, Brezilya, Güney Afrika gibi ülkelerin siyasi, ekonomik ve askeri anlamda Batı ile boy ölçüşebilecek seviyelere doğru hızla ilerlediği görülüyor.

Gerek Batı’nın kendi içinden gerekse de Batı-dışından kaynaklanan güç dengesindeki ve paylaşımındaki değişimler, yukarıda ifade edildiği üzere geleneksel denklemleri de değiştiriyor.  Söz konusu geleneksel uluslararası denklemlerin en başında da ittifaklar başta olmak üzere güvenlik üstüne olanlar gelmekte. Değişen ve dönüşen güç dengeleri, devletleri yeni arayışlara itmekte.

Suriye iç savaşı döneminde, özellikle de Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonları’nda açıkça görüldü ki bu değişimlerden en başta etkilenen ülkelerden biri de Türkiye. Türkiye kendi sınırlarında yüzlerce kilometre boyunca uzanan terör kuşağına karşı mücadelesinde maalesef en fazla geleneksel müttefikleri ile karşı karşıya geldi. Bu süreçte birçok Batılı siyasetçi, akademisyen ve gazeteci tarafından sıklıkla Türkiye’nin artık başta ABD olmak üzere Batı için önem arz etmediği dile getirildi. Dahası, Türkiye’nin NATO’dan ihraç edilmesini bile önerenler oldu.

Şurası bir gerçek ki Türkiye NATO’ya üye olduğu 1952’den bu yana hiçbir zaman örgütün tam koruması altında olduğunu hissedemedi. 1962 Jüpiter Füze Krizi, 1964 Johnson Mektubu, 1974 Kıbrıs Harekâtı, 1990’larda terörle mücadele ve en son Suriye iç savaşı… Bütün bu süreçlerde Türkiye, NATO ve geleneksel müttefikleri tarafından daima yalnız bırakıldı. Hatta bazılarında ABD başta olmak üzere Türkiye’nin müttefikleri Türkiye aleyhine politikalarını açıktan yürüttüler.

Soğuk Savaş döneminde bile NATO ve diğer Batılı müttefikleri tarafından çoğu kez yalnız bırakılan Türkiye’nin, önümüzdeki süreçte güvenlik politikalarının ana esasını geleneksel müttefiklerine ve bağlılıklarına göre şekillendirmesi ciddi bir hata olacaktır. Başta NATO olmak üzere, ABD, AB ve münferiden Avrupalı devletler Türkiye için ciddi birer partner olmaya elbette devam edeceklerdir.

Fakat Türkiye, değişen ve dönüşen uluslararası sistemin ve bu sistem içindeki güç dağılımlarının ve dengelerinin özüne uygun olarak kendi güvenliğinin ana omurgasını bizatihi kendi kaynaklarına dayandırmak durumundadır. Bu doğrultuda Türkiye’nin güvenliğini bizatihi kendisine endekslemesine ilişkin olarak önemli gördüğümüz somut bir çözümü de önümüzdeki yazıda ele almaya çalışacağız.