İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Güngör Yavuzaslan: “Türkiye’nin Irak ve Suriye jeopolitiğinde özellikle Kerkük başta olmak üzere Telafer’den Mendeli’ye kadar Türkmenleri hiçbir zaman unutmaması gerekir”

Gazeteci Güngör Yavuzaslan ile Irak’ın başkenti Bağdat ile Irak’ın diğer bazı bölgelerinde yaşanan olayları ve Türkmenlerin durumunu konuştuk.

Irak’ın başkenti Bağdat ile diğer bazı bölgelerde başlayan ve kısa sürede büyüyen yolsuzluk karşıtı protestoların sebebi nedir?

Birinci sebep halkın öfkesi. Özellikle işsiz gençlerin yaklaşık 1 yıldan beri hükümete karşı özellikle Başbakan Abdülmehdi’ye karşı olan talepleri karşılamadı. Irak’ta şu anda işsizlik oranı yüzde yirmi beş yani her 4 kişiden birisi işsiz. İkinci sebebi ise ülkede aşırı derecede özellikle son aylarda artan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları. Örneğin dün, bine yakın devlet memuru yolsuzluk ve rüşvete karıştıkları gerekçesiyle hükümet tarafından görevine son verildi ki bu bile gençlerin öfkesini geçiremedi. Yani sonlandırılamadı bu olay. En büyük sebebi bu. Bir diğeri son dönemde Irak, Amerika ve İran arasındaki mücadelenin arasında kalmış, sıkışmış durumda. Irak siyasetinde İran yanlısı birçok grup var ve bunlar tamamen İran’ın istekleri ve talepleri noktasında hareket ediyor. Diğer bir grup Bağdat’ta Amerikan yanlısı bir tavır almış durumda. Bu iki grubun hem mecliste hem de meclis dışındaki mücadelesinden Irak halkı gerçekten bezmiş durumda. Iraklıların sloganlarından bunlar anlaşılıyor. “Özgür Irak” diyorlar, “Bağımsız Irak” demeye başladılar. Petrol zengini bir ülkede neden fakir yaşıyoruz, biz petrol zengini bir ülkeyiz. Neden açlık var? Şu ana kadar iktidar bu gençlerin taleplerine cevap verecek, onları sakinleştirecek adımlar atmadılar. İstifa istiyorlar, bazı bakanların gönderilmesi isteniyor. Bir diğeri Şii siyasetinin kendi içindeki çekişmesi. Ne kadar iktidardaki başbakan ve iktidara destek veren grupların çoğu Şii olsa da bunların içerisinde de bir güç mücadelesi var. Bugün dini lider Ali Sistani’nin sözcüsünün Kerbela’da yaptığı açıklamada da gerçek reform çağrısında bulundu. Yasama, yürütme ve yargıya seslenerek yani Başbakan’a ve Meclis Başkanı’na gerekeni yapın dediler. Bu işi düzeltin diye bir çağrıda bulundu. Göstericilere karşı şiddet kullanılmaması gerektiğini söyledi. Gösterilerde en temel sorun halkın aç olması, işsiz olması, elektrik kesintilerinden tutunda altyapıların yapılmaması, yolların çok kötü olması gibi şeylerle birlikte en sonunda da gençler sokağa döküldüler ve gösterilere devam ediyorlar.

Geçtiğimiz hafta Kerkük’te Türkmen Milliyetçi Hareketi Genel Merkezi’ne ve Erbil’de Irak Türkmen Cephesi binasına yapılan saldırılar ile ne amaçlanmaktadır?

Türkmenler bu saldırılarda her zaman hedef oldu. Özellikle PKK ve yan uzantısı ve bir de Barzani veya Talabani gruplarının, peşmerge içerisindeki yapıların hedefinde olan bir kurum Türkmen siyaseti ve siyasetçileri. Kendileri direkt saldırmasa bile provoke ettikleri çete ve grupları her zaman Türkmenlerin üzerine gönderiyorlar. Türkmen milliyetçi hareketi ilk defa saldırıya uğramıyor önceden de saldırılar oluyordu. Hatta orada bir çatışmada çıktı. Şu an dikkat edilmesi gereken yer Erbil. Güvenli liman olarak adlandırılan Erbil’deki Irak Türkmen cephesinin bürosu en merkezi yerde. En güvenli olması gereken yerde. Bu saldırın yapılmasına Barzani yönetimi hesap vermek zorunda. Kısa bir süre önce de konsolos muavinimiz Erbil’de suikast düzenlenerek şehit edildi. Erbil’deki bu güvenlik zafiyeti Barzani idaresi tarafından mutlaka sorgulanması gerekiyor.

Son zamanlarda gözlenen, Kerkük ve Musul bölgesindeki hareketlilik ne anlama geliyor?

Kerkük her zaman hareketliydi. Irak’ın en büyük petrol yataklarının olduğu ikinci bölge. Her zaman bütün grupların ister Irak içi olsun ister Irak dışı olsun bütün grupların, güç odaklarının hedefinde olan bir bölge. Özellikle peşmergenin tekrar Kerkük’e dönmesi yani bölgesel kürt yöneticilerinin de, Barzani’nin de çıkışları var. Hem peşmerge gücüyle hem de idare olarak Kerkük’e dönmek yönünde çalışmaları var. İşte bu hareketlilikten doğan bu gösterilerde hep bizi düşündüren; olası bir kaos ortamında tekrar peşmergenin Kerkük’e gözünü dikmesi söz konusu. Musul’daki bu hareketin sebebi de bilindiği üzere Musul 3 yıla yakın bir süre IŞİD’in elinde kaldı. Bu bölgede daha altyapı tamamlanmadı, insanlar yerlerine geri dönemedi. Örneğin Telafer Türkmenleri Telafer imar edilmediği için geri dönemiyor. Bu bölgede de bunun sancısı yaşanıyor. Musul’da tekrar yaşam normale dönmeden Irak’taki sosyal uyum, sosyal denge tekrar yerine gelmez.

Bölgedeki iç savaş tehdidine karşı alınması gereken önlemler nelerdir?

Mutlaka, birincisi güçlü bir hükümetin olması gerekiyor. Bağdat’ta güçlü bir merkezi yönetim olması lazım ki bu ayaklanmanın, isyanın çıkma sebebi bu. İstikrarlı bir hükümet kurulması lazım. Merkezi yönetimin bu tarz güçlü olması lazım. İkincisi, İran gibi bölgesel güçlerin mezhepler üzerinden Şii siyaseti güderek Irak’ın içindeki yapıları provoke etmemesi lazım. Iraklıların kendi halinde kalması lazım. Üçüncüsü de Irak şu anda devlet ile devletsizlik arasında sıkışmış durumda. Bunu bugün Başbakan Adil Abdülmehdi de söyledi. Mutlaka devlet otoritesinin Irak’ta yeniden sağlanması lazım. Haşdi Şabi ayrı bir güç, peşmerge ayrı bir güç işte bazı diğer yapılar var, işte Basra’dan “biz kendimiz ayrı bir Şii devleti kurmak istiyoruz” şeklinde peşmergenin her zaman sözde bir bağımsızlık girişimleri var. Musul’da bir çatırdama olursa suni yapıyla ayrılabilir. Bu riskleri ortadan kaldırmak için federal sistem değil daha çok merkeziyetçi sistemin, devletin varlığını hissettirebileceği bir sistemin olması gerekiyor. Şu anda Irak, devlet ile devletsizlik arasında gidip geliyor. Başta Türkiye olmak üzere bölge güçleri de Suriye’de devam eden iç savaşın gölgesinde bir iç savaş riski olan Irak’ı istemez. Bölge ülkelerinin de bunu görmesi gerekiyor. 2017’de Irak’ın kuzeyinde gayrimeşru referandum denemesi oldu ve Kerkük bölgesi başta olmak üzere merkezi yönetimin müdahalesi ile sonlandı. Eğer bu istikrarsızlık devam ederse, tekrar diyelim Kerkük’te Barzani veya Talabani tayfasının hesaplarını tekrardan masaya kaldırıp Kerkük’ü alıp bir oldubittiye getirerek sözde bir bağımsızlık denemesi tekrar olabilir. Bu bir örnek. Basra’da zaten 6 ay önce de olayların olduğu, her zaman bu bölgedeki yapılar, burada yaşayan insanlar da Bağdat’tan ayrı bir yönetim düşünebilir ki sık sık bunları da ajandalarında tutuyorlar. Musul çok ezildi, yerle bir edildi, imar edilmedi. Hala kayıplar var. Yaralar sarılmadı. Ötekileştiren bu Sünni Araplar başta olmak üzere artık biz de başımızın çaresine bakacağız diyebilir. Sosyal uyum gevşiyor, devlet gevşiyor. MOSSAD orada, CIA orada, herkes orada. Yanında da biliyorsunuz bir iç savaş var. Herkes bunu unuttu. Maalesef bu günlerde gündemde değil. IŞİD hala Irak’ın içinde Anbar bölgesinde yer altındaki hücrelerde faaliyetlerini devam ettiriyor. Bütün bu tabloda sokaklarda açız diye bağıran gençlik, devlet otoritesinin gevşediği, devletin varlığını hissedemediği bir devlet yapısı çok şeyi etkiler. En çok da bizi etkiler Suriye’den sonra bu iş. Açıkça söylüyorum, Kandil’den Sincar’dan PKK varlığı devam eden, kaos ortamındaki bir ülkede kazanan her zaman terör örgütleri olur. Biz komşumuza Türkiye olarak yardımcı olmak zorundayız. Türkiye kaç günden beri huzur ve güvenlik vurgusu yapıyor ama burada alan pratikleri ve uygulamaları ile Türkiye göstermek zorunda. Ankara göstericilerin gidişatını bekliyor şu anda. Sonuçta bu Irak’ın iç meselesi. Biz de sonuçları bekleyeceğiz ama Türkiye, Irak ve Suriye jeopolitiğinde özellikle altını çiziyorum Türkmenleri hiç unutmaması gerekir. Oradaki Türkmen nüfusun Kerkük başta olmak üzere Telafer’den Mendeli’ye kadar çektiği sıkıntılar ve çileler bitmedi.

Bu hafta içerisinde kutlayacağımız 7 Ekim Türkmen Bayramı nedir? Türkmen Bayramı hakkında neler söylemek istersiniz?

7 Ekim Irak Türklerinin kabul ettiği milli bir gün. Bu günde bütün milli kıyafetlerini, zubun ceket giyerek Türkmeneli bayraklarıyla bir bayram havasında kutluyor. 7 Ekim aslında Türkmen kimliğinin belli edildiği bir Türkmen bayram günüdür. Bugün de bizim aksakallılarımızın, büyüklerimizin aldığı bir kararla bütün dünyaya diyor ki Kerkük’te ve Türkmenelinde hala Türkler var, Gök bayrak dalgalanıyor. Bu bir milli kimlik duruşudur. Nasıl bizim Ramazan ve Kurban Bayramlarımız mübarek ve kutsal olarak geçerse bu da kendi milli kimlikleri olan milli bir bayramdır. Türkiye’nin dış katılımla özellikle çocukların giydikleri güzel kıyafetlerden dolayı çok önemsediği bir gündür. Bu tür faaliyetler, özellikle kimlik ve kültür faaliyetleri nesilden nesile sürdürülebilirlik ve bir millet olma olgusu taşır. Bütün sivil toplum örgütlerine, siyasi kurumlara kadar büyüğünden küçüğüne kadar katıldığı bir bayramdır. Asıl konuşmamız gereken Irak Türkmenlerinin geleceğidir. Biliyorsunuz Hala Telafer’de 615 tane Türkmen kızı kayıp. IŞİD, bunları kaçırdı. Bunların nerede olduğu belli değil. Telafer imar edilmedi. Binlerce Telafer’li kamplarda veya başka yerlerde yaşıyor. Şu anda terör örgütü PKK’nın Suriye’nin kuzey bölgelerindeki kamplarında hala Telaferli ve Iraklılar var. Bunun da altını çizelim. Maalesef bu, Türkiye’de gündeme gelmedi. İnsanların düşünmesi lazım. Herkesin bir empati yapması lazım. Kendilerinin kaçırıldığını, çoluk çocuklarının terör örgütlerinin elinde olduğunu düşünmesi gerekir. Düşünün ki kardeşiniz kayıp. Türkmenlerin de böyle bir durumu var. Ne yazık ki dünyada bu insanların kurtarılmasına yönelik bir kamuoyu oluşmadı. Ekipli bir çalışma da yok. Ama işte biz sizin gibi gazetecilerle yaptıklarımızla bunları gündemde tutmaya çalışıyoruz.

Son olarak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Irak Türkmenleri hakkında izlediği politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce olması gereken ilişki ne şekildedir?

Türkiye her zaman Irak’ın toprak bütünlüğünün yanında olsa da tarihî ve kültürel, milli bağı olan Türkmenleri hiçbir zaman unutmadı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devletinin iktidarları değişmesine rağmen onları unutma gibi bir durumu yok. Sonuçta bunlar büyük Türk milletinin bir parçası. Konjonktürel olarak değişen iktidarlar, Başbakan, Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı ya da bu birime bakan görevlilerin duruşuna, aldıkları kararlara göre yapılanlar da değişiyor. Bazen Türkmen toplumunu tatmin eden olumlu yönde adımlar atılsa da bazen büyük hayal kırıklıkları, büyük isyanlar da yaşanıyor. Olması gereken yardımlar yapılmadı maalesef. Ben her zaman Telafer örneğini veririm. 2014 yılının haziran ayında Telafer ve Musul DEAŞ’ın eline geçtiği zaman Türkiye’nin meşru müdafaa hakkı doğdu. Türkiye’nin mutlaka Irak’ın kuzeyine müdahale etmesi gerekirdi Fırat kalkanı harekâtı gibi. Hem Türkmenlerin can ve mal güvenliğini sağlaması hem de o bölgede bulunan diğer Arap ve Kürt Ezidi toplumunun da güvenliğini sağlayarak DEAŞ’ın orada katliam yapmasını engelleyebilirdi. Bu müdahale yapıldığı takdirde DEAŞ Suriye’ye geçemezdi. Biliyorsunuz Iraktan Suriye’ye geçti. Ne yazık ki Türkiye’deki karar vericiler bunu gerçekleştirmedi. Bu çok büyük tarihsel bir eksikliktir. Bence 1 Mart tezkeresinin geçmesinden daha büyük bir vakadır. Ama yeterince analiz edilmedi, anlatılamadı. Bunları söyleyenler hep milliyetçi, Turancı düşüncelerle yargılandı. Hâlbuki bu bir insanî gerekliliktir. Burnunuzun dibinde ölen insanlara hele hele soydaşlarımıza, milletdaşlarımıza ne olursa olsun sırtınızı dönemezsiniz ama Türkiye böyle bir karar alarak sırtını dönmüştür. Bence bunu yapsaydık bugün Irak ve Suriye çok farklı olacaktı.