Uğur Baş: “Yeni Ufuk dergisinin çıkış amacı her şeyden önce bir dert… Nedir bu dert? Bu dert memleket meselesidir. Türk milliyetçiliği meselesidir.”

Geçtiğimiz hafta Yeni Ufuk dergisi 5. yılını kutladı. 55. sayısını çıkaran Yeni Ufuk dergisi 5 yıldır Milliyetçi düşünce hayatına önemli katkılarda bulunuyor. Yeni Ufuk dergisinin çıkış amacı ve misyonu hakkında neler söylemek istersiniz?

Sözlerime başlamadan önce Milli Devlet gazetesine, bu şekilde bir röportaj fırsatı sunduğu için çok teşekkür ediyorum. Evet, Yeni Ufuk dergisi 5 yıl önce bir şubat ayında, kara kışta, idealist 3-5 genç tarafından çıkarılan bir dergi. Hatta derginin ismi ne olsun sorusuna bile, sokaklara çıkarak bildikleri, tanıdıkları insanlara sorarak, anket yaparak karar vermiş olan idealist çocuklar. Ben her şeyden önce bu gençlere teşekkür ederim. Yeni Ufuk dergisinin çıkış amacını ve misyonunu merak ediyorsunuz. Bir dert her şeyden öte… Nedir bu dert? Bu dert memleket meselesidir. Türk milliyetçiliği meselesidir. Bu meseleyi tekrardan gündeme getirmek, doğru bir şekilde öğrenmek ve öğretmek derdinde olan, Türk milliyetçiliğini daha doğru bir şekilde öğrenmek ve öğretmek isteyen bir avuç gencin çabaları… Çıkış amacımız buydu. Süreç içerisinde baktık, 1980 darbesinden sonra Türk milliyetçiliği fikrinin tekâmül edemediğini, yeni fikirler üretilemediğini, yeni nesil Türk milliyetçiliği ifadesi altında Türk milliyetçiliğinden uzak söylemlerin de başladığını görünce, en azından hiç kimse okumasa da kendimiz okuruz, kendimiz yazarız, kendimiz için bir şeyler yaparız diye yola çıktık. Gördük ki memlekette büyük bir boşluk varmış ve dergimiz hızla tüm Türkiye’de duyuldu. Bugün dergimiz 58 ilde 98 temsilcilikle, aktif bir şekilde yayın hayatına devam ediyor.

Yeni Ufuk dergisinin 5 yıllık serüvenini bizlere anlatabilir misiniz?

Tabi bu serüveni anlatmadan önce, 5 yıl öncesi atmosferden biraz bahsetmeli. 5 yıl önce Denizli’de bu yola çıktığımızda tabi ki fikirlerimizi, düşüncelerimizi bir takım arkadaşlarımıza aktardık. Böyle bir derginin ihtiyaç olduğunu ve Türk milliyetçiliği üzerine bir şeyler yapılması gerektiğini arkadaşlarımıza söylediğimizde inanılmaz olumsuz tepkilerle karşılaştık. Bu tepkilerin sebebi ise, bir ağabeyimizin deyimi ile “ülküsünün mürüvvetini görememiş” insanların içine düşmüş olduğu ruh haliydi. Bugüne kadar birçok mücadeleye kalkışmış, maddi ve manevi birçok şeyini harcamış olmasına rağmen bir sonuç elde edememiş, yaptıkları 6 ay sonra, 1 yıl sonra yıkılmış -buna kesinlikle vurgu yapıyorum- hareketimizin mensupları, Türk milliyetçileri bu ülkede birçok güzel işe, birçok hayırlı işe vesile olmuştur çok güzel projelere imza atılmıştır. Lakin problemimiz bu projelerin sürdürülebilir olmayışıdır. Birçok kitabevi kurduk, kütüphaneler kurduk, yardım kuruluşları kurduk, öğrenci topluluklarımız oldu ama bunların hiçbirinin devamlılığı olmadı. Öğrencilere burslar verildi, eğitim verilmeye çalışıldı. Lakin daha sonra bir çırpıda yok olduğunu, yıkıldığını gördük. Bu, insanları inanılmaz bir şekilde üzdü, bıktırdı, yıldırdı. Böylesi bir atmosferde yola çıkıp, biz yeniden bir şeyler söyleyeceğiz, Türk milliyetçiliği adına yazacağız, çizeceğiz dediğimizde herkes bize şunu söyledi: “Bıkmadınız mı, yorulmadınız mı? O eziyeti tekrar yaşayacaksınız ve üzüleceksiniz. Biz sizin üzülmenizden endişe ediyoruz. Sizin duyduğunuz üzüntüye üzüleceğiz.” gibi ifadelerle karşılaştık. Ama onların iddia ettiği gibi yılmadık, usanmadık, bıkmadık. Hep bir sloganımız vardı: Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası? ifadesi bizi tekrardan yollara düşürdü. Denizli’deki çevremizin beklentisi 2 sayı, 3 sayı, 5 sayı, bilemedin en fazla 10 sayı çıkacak ve sonrasında bu dergi kapanacaktır şeklindeydi. Maddi sebeplerden ötürü derginin devam etmeyeceği, yazı bulunamayacağı, okunmayacağı kanaatindeydi. Lakin biz bugün, dergimizi tüm Türkiye’ye ulaştırabildik ve arkadaşlarımızı haksız çıkardık, çok şükür. Bugün 4000 tirajlı bir dergiye sahibiz ve Yeni Ufuk dergisi, bugün Türkiye’de en çok okunan milliyetçi yayın organı olmayı başarmıştır. Bu başarı, bizim için bir noktada üzüntü kaynağıdır. Bizden önce çıkmış olan çok daha kurumsal yapılara ait büyük dergilerin okunmadığı, hiç kimselere ulaştırılamadığı büyük bir gerçek. Bu gerçek bizi hakikaten üzüyor. Aynı zamanda bir sevinç kaynağıdır. O da böylesine genç, dinamik bir ekibin hızlı bir şekilde Türkiye’de karşılık bularak yayıncılığı gitgide büyütmesi bizi inanılmaz mutlu kıldı. Bu serüvenin içerisinde dergimiz çok sıkıntılar atlattı, doğrudur. Özellikle en büyük problemimiz maddiyat oldu. Arkadaşlarımızın da söylediği gibi, bu dergi bir yıl çıkar en fazla diye kanaat ediliyordu. Lakin bu vesileyle ben mütevelli heyetine de buradan çok teşekkür ediyorum, teşekkürlerimi sunuyorum. Onlar adeta bir çocuk okuturcasına her ay gönüllü bir şekilde bize destek olarak, ücretsiz dağıttığımız Yeni Ufuk dergisini 5 yıldır omuzlarında taşıyorlar. Onlar sayesinde bu dergi var. Onlara bu fırsatla tekrardan teşekkür ediyorum. Bu kadar genç bir ekibin yönettiği dergi, hızlı bir şekilde Türkiye’de nasıl karşılık buldu derseniz, Türkiye’de yeni nesil, Türk milliyetçiliğine, Türkçülüğe karşı büyük bir hassasiyet besliyor. Dikkat edeceksiniz, kurt başlı kazaklar, kolyeler, Türk bayraklı yüzükler inanılmaz bir şekilde gençlerde arttı. Bu bizim neslimizde çok daha azdı. Bunu doğru analiz ettik ve karşılık da bulduk. Gençler, Türk milliyetçiliğini öğrenmek, Türkçülüğü yaşamak istiyorlar. Lakin çok ciddi bir kavram karmaşası var dışarıda. Türkçülüğü, Türk milliyetçiliğini ve ülkücülüğü birbirinden çok daha farklı şeyler olarak tanımlıyorlardı. Biz çıkıp bunların ne olduğunu eksiksiz bir şekilde, dosdoğru bir şekilde anlatacağımızı ifade edince, gençler dergimizi merak etti ve bu merak üzerine çok hızlı bir şekilde dergimiz Türkiye’ye yayıldı. Yoksa evet doğrudur, sosyal medya üzerinden birçok kaynaklar var, imkânlar var lakin bu sosyal medyada müthiş bir bilgi kirliliği de hâkim. Bu bilgi kirliliğinden kurtulmanın en güzel yollarından biri de düzenli dergi takip etmekti ki bu dergiyi çıkarırken yayın kurulumuz gençleri düşünerek, hesap ederek, bilerek, bir öncesinde neyi verdik, şimdi neyi anlatıyoruz, önümüzdeki sayıda hangi makaleyi yayınlayacağız, bunları hesap ederek çıkarmasından dolayı gençler eline aldığında hakikaten bir mektebin talebesiymiş gibi düzenli bir eğitim aldıklarını hissediyorlar. Dergimiz bu sebeple de çok hızlı bir şekilde Türkiye’de karşılık buldu.

Yayıncılık yapmanın zor olduğu bir dönemde Yeni Ufuk dergisi faaliyetlerine nasıl devam edebilmektedir?

Yayıncılık yapmanın zor olduğu bir dönemdeyiz, doğru söylüyorsunuz. Bu zorluk iki açıdan karşımıza çıkıyor. Birincisi, maddi zorluklardır. Bir diğeri, bunun peşini -yayıncılık faaliyetlerinin peşini- hiç bırakmayacağına söz vermiş genç, idealist bir kadroya sahibiz. Bu kadro günden güne de büyüyor. Öncelikle büyük problem buydu. Derginin mizanpaj işlerini üstlenecek, makaleleri takip edecek, eski kitapları kurcalayıp hangi makaleler ihtiyaç diye çalışacak, bugün hangisini basmak lazım, genç nesilde hangisi karşılık bulur, neye ihtiyacımız var, bunları hesap eden, gece gündüz bu işle uğraşan, ömrünü bu işe vakfetmiş bir kadro. Bunu toparlamak inanılmaz zordu. Çok şükür ki biz bunu başardık. Yayın kurulumuz bu noktada inanılmaz bir yeteneğe, donanıma sahip. Birinci problemimiz maddiyat… Malum dergimiz ücretsiz olarak dağıtılıyor. Bunun basım maliyetlerini üstlenebilmek böylesi zor bir dönemde, ekonomik krizlerin olduğu ve -röportajın başında söylemiştim- hiç kimselerin inanmadığı, bir şeylerin başarılamayacağına kanaat ettiği bir süreçte bir mütevelli heyeti oluşturduk. Bu mütevelli heyetimiz her ay şehir dışında bir üniversitede çocuk bakıyormuşçasına, o parayı göndermediğinde çocuğun okuyamayacağını hesap edercesine dergimize destek oluyor. Bu şekilde dergimiz yayın hayatına sağlıklı bir şekilde devam edebilmiştir. Bu vesileyle de mütevelli heyetimize buradan teşekkürlerimi sunmak isterim. İlk oluşturduğumuz mütevelli heyeti, bin adet dergi basımını karşılayabilecek sayıdaydı. Süreç içerisinde dergiye ilgi artınca tirajları artırmamız gerekti ve yavaş yavaş mütevelli heyetimizi büyüttük. Bizi asıl umutlandıran ve mutlu kılan da bir zamanlar dergimizin okuru olan veya illerde temsilciliğimizi yapan  genç arkadaşlarımızın, üniversiteyi bitirdikten sonra iş hayatına atılarak mütevelli heyetine dâhil olmasıdır. Bu, devamlılığının bir göstergesidir adeta. Bizi hakikaten çok daha mutlu ediyor.

Yeni Ufuk dergisinin eğitim ve kültür künyesiyle yayın yaptığını görmekteyiz. Buradaki eğitim ve kültür’den ne kastedilmektedir?

Türk milliyetçiliği ile ne kastediliyorsa, aslında kastettiğimiz tam olarak bu. Evet, bir eğitimci olarak farkındayız ki eğitim bahsi çok geniş bir bahis. Bunun içerisinde fen bilimleri eğitimi de söz konusu. Lakin bizim buradaki derdimiz, Türk milletine ait bütün değer hükümleri üzerinde konuşabilen, tamamıyla ideolojik yayın yapan bir dergi olmak. Meselemiz buydu. Bir gün İskender Öksüz hocamızın bir konferansını dinlerken şu ifadeyi duydum: “Türk milliyetçiliği öğrenilecek bir şeydir ve Türk milliyetçiliği meselesinin %80’i eğitimle hallolur.” Bu ifade beni çok etkilemişti. Eğer Türk milliyetçiliği öğrenilecek bir şeyse, bu öğrenimin bir kaynağa ihtiyacı var. Gençlerin bir kaynağa ihtiyacı var. Yeni Ufuk dergisi adeta bir kaynak, bir vasıta olarak görülmek istiyor ve kendini de bu şekilde konumlandırmaya çalışıyor. Türk milliyetçiliğini öğrenmek, aktarmak isteyen bir neslin başucu yayını haline gelmek istiyoruz. Herhangi bir mesele olduğunda, oradaki makalelere bakarak, internet sayfamıza girerek, oradaki kaynaklardan yola çıkarak bir sonuç elde etmesini istiyoruz. Yoksa sosyal medyada az önce de söylediğim gibi çok fazla bilgi kirliliği var. Yeni nesilde bize ihtiyaç var mı? Fazlasıyla var. Liberal-kapitalizmin ferdiyetçi yönü tüm Türkiye’yi esir almış durumda. Herhalde toplumda %90, %95 karşılık bulmuş bir hastalık, ferdiyetçilik. Bu hastalık gençlerimizi, çocuklarımızı, milletimizi; ailesinden, sülalesinden, mahallesinden, kültüründen, değerlerinden ve onu Türk kılan bütün unsurlardan koparmayı hedeflerken; bir ekip de bunun tam tersini hayal ediyor. Aslında bugünkü savaşımız, liberal-kapitalizm ile olsa gerek. Çünkü liberal-kapitalizm, gencimizi tamamı ile bizden uzaklaştırıyor. Edebiyat öğretmeni olmam sebebiyle gençlere daha yakınım ve onların günlük hayatını, kaygılarını, yaşam biçimlerini sık sık gözlemleme fırsatı buluyorum. Tablo inanılmaz korkutucu bir durumda. “Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin. Her koyun kendi bacağından asılır. Sen önce kendini kurtar.” gibi hastalıklı ifadelerle büyütülen bir nesil, tamamı ile bencil geliyor. Bu çocukların, millete dair, ülkesine dair bir kaygıları yok. Kendi nefislerini ve şeytanlarını doyurmaktan, milletin düşmüş olduğu sıkıntıları, ülkenin içinde bulunduğu durumu düşünmek gibi bir niyetleri dahi yok. Tıpkı Galip Erdem’in ‘Uyuyanlara Ağıt’ makalesinde seslendiği gibi, biz, Yeni Ufuk dergisi ile her ay uyuyanlara ağıt çekiyoruz. Her ay, uyuyan bu nesli uyandırmak için mücadele ediyoruz. Eğitimimizden kastımız budur. Ne var bunun içerisinde derseniz: Öncelikle, Türk tarihi var. Neden Türk tarihi? Dediğim gibi, ferdiyetçilik hastalığı gençteki özgüveni kırıyor. Özgüven olmayınca aşağılık kompleksine düşen nesil başkalarının ürettiği medeniyete, başkalarının var ettiği kültüre adapte olabilmek için mücadele ediyor adeta. Hâlbuki ‘eski dünyanın efendileri’ denilen bir milletin evladı olarak, kendi öz değerlerine dönüp, yeniden dünyaya nizam verebilecek bir kudrete sahip olduğunun farkında değil. Bu farkındalığı yaratmak için, ona özgüven aşılamamız lazım. Özgüven neyle aşılanır derseniz: Öncelikle, tarih bilinci ile. Tarihini bilen, tarihini okuyan bir nesil kendinde bu kudreti görecektir. Tıpkı Atatürk’ün, muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kandadır, ifadesi gibi. Tarihle ilgili birkaç mesele daha söylemek istiyorum. Bizim kendi eğitimlerimizde de sıkça kullandığımız bir ifadedir. Zamanı ve mekânı tespit edemeyen insan nedir diye sorarız. Zamanı ve mekânı tespit edemeyen insan ya uykudadır, ya komadadır, ya da ölü haldedir. İnsan yerine, bu denkleme milleti koyacak olursak da zaman tarihe döner. Dolayısıyla tarihini tespit edemeyen millet ya uyku, ya koma ya da ölüm halindedir. Bu sebeple tarih, bir milletin şuur kaynağıdır. Biz, Türk milliyetçileri olarak tarih meselesine bu şekilde yaklaşıyoruz. Bu sebepledir ki her şeyin önünde tarih eğitimi ile uğraşıyoruz. Yoksa şuursuzca yaşayan bir milletin, beka kaygısı her daim olacaktır. Bir başka mesele de kültür. Ben, 17-18 yaşında bir Türk gencine sık sık şu soruyu sorarım: 18 yaşındaki, Yunanistan’da yaşayan bir çocukla seni yan yana koyduğumuzda seni Türk kılan nedir? Onu, Yunan kılan nedir? Veya İngiltere’de yaşayan 18 yaşındaki bir çocuğu İngiliz kılan nedir? Bu sorunun cevabı herhalde kültürde gizlidir. Yoksa fiziksel farklılıklar değil. Bizi biz kılan, Türk’ü Türk yapan, binlerce yıllık tarihinden damıtarak getirdiği; kendine has karakterini, şahsiyetini yüklediği o kültürdür. Bu mesele, bizim için gerçekten önemli. Kültürel yozlaşma, çocuğumuzu bütün ahlaki değerlerden koparıyor. Biz Türk milliyetçilerinin gayesini söylerken şu ifadeyi kullanmıştık, ‘Türk milletinin bekası’. Burada kastettiğimiz, Türk milletinin biyolojik varlığının devamlılığı değil. Evet, bizlerin çocuğu olacak, çocuklarımızın çocukları olacak, on nesil sonra yine çocuklarımız devam edecek, torunlarımız yaşayacak. Lakin sizlere soruyorum o çocuklar ne kadar biz olacak, ne kadar Türk kalabilecekler? Türk milliyetçilerinin kaygısı sadece biyolojik varlığımızın devamlılığı değildir. Bizden sonra gelen nesillerin bize benzemesidir. Yani bir Türk olarak kalabilmesidir. Kendine ait bütün hazineyi omuzlarında yüklenebilmesi… Bizi zengin kılan tek şey bu hazine olsa gerek. Bu hazineyi terk etmiş, yolda harcamış ve on nesil sonraki kuşaklara aktaramamış bir millet hayali kurmuyoruz. Dergimizde işlediğimiz bir başka konu da dinimiz İslam’dır. Bu bahse sıkça değiniyoruz. Çünkü dışarıda İslam’la alakalı, dinimizle alakalı çok büyük sıkıntılar var. Bu sıkıntıları iki başlıkta toplayacak olsaydık: Birincisi, kendini Türkçü, Türk milliyetçisi olarak ifade eden bir neslin görüşü, bir ekibin görüşüdür. Bu görüş de şöyle ifade edilebilir, Türkler Müslüman olduktan sonra birçok özelliğini kaybetti. Bir başka hastalık tipi de şu ki, İslam’ın Türk milliyetçiliğine, memleket sevgisine müsaade etmediği görüşüdür. Biri ifrat bir diğeri ise tefrittir. Biz bu iki hastalıkla da dergimiz üzerinden mücadelemizi devam ettiriyoruz. Bu sahada mücadeleyi terk ettiğimizde dışarıda göreceksiniz ki Arapçı zihniyetle İslam’ı anlatmaya çalışan topluluk Türk toplumunda karşılık bulmadığı gibi İslam’ı da küçük düşürecektir. Adeta o fikirden, o görüşten soğuyan tiksinen iğrenen insanlar İslam halkasının dışına çıkmaya yelteniyor. Bu geri kafalı insanlar yüzünden İslam’dan soğuyan Müslümanlıktan soğuyan birçok genç var. Bu iki hastalığı da tedavi edip Türk’ün İslam yorumunu bu milletin kafasına tekrardan çakacağız.

Son olarak Yeni Ufuk dergisinin uzun vadeli planları nelerdir? Yeni Ufuk dergisinin ne gibi hedefleri bulunmaktadır?

Biz 5 yıl önce de oturup bu günleri stratejik olarak planlamış, yazmış bir ekip değiliz. Bu dergi etrafında bir araya gelmiş bir aileyiz ve bu aileyi istişare ile meşveretle bir arada tutuyoruz. Bu ailede masa köşeli değil, yuvarlaktır. Herkesin söz hakkı vardır. Süreç içerisinde bu aileyle birlikte kendini geliştiren, yeterliliğe ulaşan arkadaşlarımız bir gün çıkıp gelip artık dergi dışında da aktüel meseleleri konuşabileceğimiz, gündeme dair olayları Türk milliyetçiliği gözünden yorumlayabileceğimiz bir gazeteye ihtiyaç duyduklarını söyleyince bugün röportaj yaptığımız Milli Devlet gazetesi ortaya çıktı. Arkasından eğitime önem veren, Türk milliyetçiliği eğitimi alan ve eğitim veren bu aile her şeyden önce kitaba ihtiyaç duyuyordu. Türk milletine ait değer hükümlerinin anlatıldığı, nitelikli yayınlarımıza, kitaplarımıza ulaşma problemi yaşıyordu. Birgün bu aile oturdu ve dedi ki bir kitap evine ihtiyacımız var. Bugün Ankara’da ikinci şubesini açtığımız Yeni Ufuk Kitabevi kuruldu. Şimdi buradan kalkıp “5 yıl sonra 10 yıl sonra ne planlıyorsunuz?” diye sorabilirsiniz. Hayır, böyle bir şey yok bizde. Otururuz yıl sonunda bir istişare masası kurarız, bu hareketin, aksiyoner Türk milliyetçilerinin ve Türk milletinin neye ihtiyacı varsa, ne ihtiyaç hâsıl olduysa bu aile oturur kararını verir. Bunu yapacak gücü de ben kendilerinde görüyorum. Son olarak şunları eklemek isterim. Dergimiz, kuruluşundan bugüne, hiçbir siyasi görüşün kliği olmamıştır. Hiçbir partiyle, kurum ve kuruluşla doğrudan bir bağlantısı yoktur. Bir teşkilat değildir. Başta da söylediğim gibi derdi olan, delilerin toplandığı bir aile. Ve biz, bu çizgiye çok fazla önem veriyoruz. Çizgimizi de asla bozmayacağız. Derdimizin ortak olduğu, aynı derdi paylaştığımız insanları bu ailede görmek isteriz. Dergimizin ulaşamadığı yerler varsa muhakkak internet sayfamızdan iletişim adresimize baksınlar ve kendilerine biz muhakkak ulaşım sağlayacağız. Dergimizin 5. yılı münasebetiyle bana Yeni Ufuk ailesini anlatma fırsatı verdiğiniz için öncelikle size ve sizin şahsınızda Milli Devlet gazetesine çok teşekkür ediyorum, çok sağ olun.