Veda

Milli Devlet Gazetesinin okuyucularına, özellikle genç okuyucularına…

Yaklaşık iki sene önce yine bir kasım ayının başlarında bu sütunlardan “Selam” diye başlamıştık.

Mesleğim yazarlık değildir. 2017’nin ağustos ayında Denizli’ye Yeni Ufuk dergisi etrafında toplanan gençlerin bir öğrenci kampına konuşmacı olarak davet edilmiştim. Orada gözlerinizdeki ışığı gördüm. Çok samimi heyecanlarınıza şahit oldum. Israr ve istek üzerine de on beş günde bir “Milli Devlet”te yazmaya söz verdim. Bir başka sözüm -merhum Galip Erdem Ağabeyden miras- “İnandığım her şeyi belki yazamayacağım ama inanmadığım hiçbir şeyi de yazmayacağım.” idi. Bu ilkeye riayet etmeye çalıştım.

Benim de gruptaki arkadaşlardan isteğim ise -nesildaşım birçok arkadaş gibi, bilgisayar vs. kullanamadığım için- her yazı öncesi gruptan Ankara’daki bir arkadaşınız gelecek, ben söyleyecektim, o yazacaktı. Bu sistem yürümedi, çoğu zaman yazıyı yetiştirmek için birilerine ricacı olmak durumunda kalıyordum. Zira yapım gereği sözümü yerine getiremezsem kendimi yiyip bitiriyorum. Sonunda da sizlere veda etmem gerektiğini düşündüm.

Sizlerle aramızda ülküdaşlık hukukunun yanı sıra iki seneye yakın yazan-okuyan ilişkisi oluşmuştu, karşılıklı haklarımız vardır. Bundan dolayı veda etmek istedim. Veda sadece ülkücülüğün değil evvel emirde insan olmanın bir gereğidir diye düşünüyorum. Veda, bir vefanın gereğidir. Vefa ise insanlık meziyetinin en önde gelen hususiyetlerindendir. Onun içindir ki, “Vefa imandandır.” denilmiştir.

Dünya görüşü olarak hepimizin ortak noktası “Ülkücü Türk Milliyetçiliği”dir. Hepinizin bildiği gibi milliyetçilik milletimizi yükseltmek arzu ve isteğidir. Türk-İslam ülküsünün büyük mütefekkiri Seyyid Ahmet Arvasi de “Milliyetçilik bir milletin kendini ekonomik, kültürel, sosyal, politik yönden güçlendirmesi ve başka millet ve gruplara sömürtmeme çabasıdır. Bu bakımdan milliyetçilik meşru bir hak ve şuurdur.’’ diyordu.

Ülkücülük ise milliyetçiliğin ahlâkını yaşamak ve bir adanmışlık duygusuyla milletinin yükselmesi için “anadan, yârdan, serden geçme” hâlidir. Merhum Nevzat Kösoğlu Ağabey ülkücülük için “Ülkücülük Türk milliyetçiliğinin ahlakı ve vicdanıdır.” demişti.

Bu istikamette bütün arzumuz, şahsen kendi eksikliklerimizi de görerek Türk milletinin büyük geleceğini hazırlayacak olan “imanlı, vatansever, bilgili ve şahsiyetli” nesillerin yetişmesine karınca kararınca hizmet etmektir.

“Ben ülkücüyüm.” diyen herkesin imanlı, vatansever, bilgili ve şahsiyetli olması icap eder. Esasen insanoğlu hayatı boyunca “ülkücü adayı” olabilir. Eğer bir ülkücü adayı -merhum büyük Türk milliyetçisi Prof. Dr. Remzi Oğuz Arık’ın deyimiyle- “bütün bir ömrünü bir meydan muharebesindeymiş gibi” geçirirse ahiret yurduna göçtükten sonra arkasından “ülkücüydü” denilebilir.

Bilgi çok önemlidir ama imansız ve şahsiyetsiz insanlar bilgiye sahip olduğu zaman topluma zarar verir. Bu konuda Hz. Ali(r.a.): “Yılana kanat takmayınız. Sürünerek giderken bu defa uçarak sokmaya başlar.” demektedir. Şahsiyetli bir insanın bilgi eksikliği ise milletine ve davasına hizmet yolunda önemli bir çıkmazdır. Aynı şekilde bilgimizi kültürle, sanatla güzelleştirmemiz gerekir. Zira yalnız başına bilgi insanın ruhunu kirletebilir.

Peki şahsiyet nedir? Çok okumakla, çok zengin olmakla, çok meşhur olmakla, çok önemli olmakla şahsiyet sahibi olunur mu? Olmaz çünkü şahsiyet değerler dünyasına ait bir kavramdır. Her ne kadar günümüzde insanlar değerlilere değil de, kendilerince “önemli” saydıklarına itibar etseler de bizim için esas olan değerli olmaktır. Bu da bir ahlâki erdemdir.

“Şahsiyet sahibi olmak, ahlâk ile kazanılan bir mücadeledir. Ahlâklı olmak ise her şeyden önce “cesaret” ve “dirayet” de gerektiren, oldukça muhataralı bir inşa sürecidir. Çünkü bir ahlâk içinde bir şahsiyet inşa etmek ve icapları hususunda kararlı olmak dünyanın her yerinde, tarihin her devrinde “mütehakkim statüko” mensupları tarafından bir “tehdit” olarak algılanmıştır.”

“Şahsiyet kazandığı değer ve davranışlarla yapılandırdığı duygularıyla düşünceleri arasında anlamlı ve sürekli bir ahenk kurabilen, kendinden beklenilenleri elinden geldiği ölçüde yapan, kendinden beklenmeyenleri hiçbir şart altında yapmayan, kendi içinde bütünlüğe kavuşmuş insanlardır.” Ahlak derken de ilim ahlakını, fikir ahlakını, meslek ahlakını, iş ahlakını, siyaset ahlakını kasd ediyoruz.

Sevgili gençler!

Hayatınızda hangi dünyevi mevkiye, makama veya servete sahip olursanız olun Allah (C.C.)’ı unutmayın, birer Müslüman Türk evladı olduğunuzu unutmayın. Asla kibire, enaniyete kapılmayın. Biliniz ki tevazu ahlâkın süsüdür. Bütün bu sahip olduğunuz nimetlerin Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve keremiyle mümkün olduğunu, sahip olduklarınızın sizin için birer imtiyaz değil mesuliyet olduğunu, mülkün gerçek sahibinin Cenab-ı Rabbü’l Âlemin olduğunu unutmayınız.

Dünyevi mevki, makam ve imkânlar için Cenab-ı Hakk’ın huzuru dışında hiçbir faninin önünde eğilmeyiniz.

Kapınıza gelen hiçbir yoksulu, ihtiyaç sahibini geri çevirmeyiniz. Öksüzlerin gözyaşına mendil olunuz. Çağlar öncesinden “Aç milleti doyurdum, çıplakları giydirdim.” diye haykıran Bilge Kağan’ın milletinden ve soyundan ve âlemlere rahmet olarak gönderilen “yetim Muhammed” (s.a.v.)’in ümmetinden olduğunuzu unutmayınız.

Sevgili gençler, her zaman söylediğimiz gibi:

Yeryüzünde hiçbir büyük iş, yüreği yanmayan, çile çekmeyen insanlarca başarılmış değildir. Her ülkü her büyük hareket, ancak ve ancak büyük gönüllü insanların, gönülleri mukaddes mefkûre ateşiyle yangın yerine dönmüşlerin, inandığı dava uğruna her çeşit tehlikelere, alçaklıklara, tuzaklara karşı inanılmaz bir cesaretle karşı koymuşların, ömrü boyunca asla zaaf alameti göstermemiş, çilekeş ve kudretini hakikatten, hakka inanmışlardan alan “büyük adamların” liderliği, önderliğiyle başlatılmış ve başarılmıştır.

Türk-İslam ülkücülüğünü; Türklüğün, İslam âleminin ve bütün insanlığın geleceğine dair bir medeniyet tasavvuru olarak düşünemiyorsanız, paranız, bilginiz, teknolojiniz olmasına rağmen; görgünüz, irfanınız, yol haritanız yoksa bugün altında yaşadığımız gökkubbeyi “kendi gökkubbemiz” yapan dinamikleri bulamıyorsanız boşuna uğraşıyorsunuz demektir.

Türkiye’nin geleceği, öncelikle yüksek bir özgüven duygusuna sahip olmamıza bağlıdır.

Eğer bir milletin kendine güveni yoksa özgüvenini kaybetmişse, tarihte yeniden var olacağına dair ruhî zeminini kaybetmişse, gerçekten de çok büyük sıkıntı var demektir.

Ne kadar zor şartlar olursa olsun bir milletin gençleri, fertleri, aydınları “Ben bu tarihte özne oldum, tekrar özne olacağım!” İradesi taşıyorsa ve güçlü bir özgüvenle tarihe bakıyorsa, o milletin tarihe mutlaka sunacağı yeni değerler var, demektir.

Bizlerin, bir kere bütün zorluklar karşısında güçlü kimliğimize, kültür birikimimize, tarihî derinliğimize, medeniyet ve büyük devlet kurucu tecrübemize güvenerek, tarihte tekrar güçlü bir şekilde özne olacağımızın inancını taşımamız lazımdır.

Çünkü biz, hiçbir zaman tarihin edilgen unsuru olmadık, olmayacağız.

Zorluklarla karşılaşabiliriz ama aşamayacağımız hiçbir zorluk da yoktur.

Tanrı kut Mete’den yakınçağlara kadar Tanrıdağlar’ının eteklerinden uzakları yakın eden rüzgâr kanatlı atlarıyla bütün bir cihana yayılan Türk milletinin bugünkü evlatları sesten 20 kat hızlı uçakları imal etmelidir.

Okla yükselen milletin bugünkü evlatları kıtalar arası nükleer başlıklı füzeleri imal etmelidir.

Mızrakların delemediği çelik kalkanlar yerine füze savunma sistemlerini, en yüksek bilgisayar teknolojilerini keşfedip imal etmelidir.

Çağının en gelişmiş rasathanesini kuran Uluğ Bey’in torunları uzayın derinliklerini fetih yoluna çıkmalıdır.

Artukoğulları Türk devletinin başmühendisi, sibernetiğin ilk adımlarını atan, mekanik keşifleri ile çağımız insanlarını bile hayrete düşüren Cezeri’nin torunları, en az 6-7 dil bilen, devrinin en büyük makine mühendislerinden olan “İstanbul fatihi”nin torunları günümüzün en başarılı mühendisleri olmalıdır.

Unutmamak gerekir ki; bazen geçmişimizin parlaklığı geleceği göremeyeceğimiz kadar gözlerimizi kamaştırabilir.

Önümüzdeki meselelerimizi ancak bugünün bilgi birikimi ve teçhizatıyla çözebileceğimizi adeta unuturuz.

Tarih ve yeryüzü, kendi milli varlığına sahip çıkamayan, çağdaş bilgileri rehber almayan aynı zamanda ferdi planda ahlâktan, millet planında adaletten uzaklaşan milletlerin mezarlığıdır.

İşte tarihten adı sanı yok olmuş devletler, bilgiden, ahlâk ve adaletten uzaklaşan toplumlardır. Biz de bu şekilde yaşarsak, önümüzdeki yüzyılda sadece arkeolojinin konusu oluruz.

Bütün sanat dallarında, tevhidi esas alan ve yaşadığımız dünyayı güzelleştirmeyi hedef alan çalışmalar içerisinde olmalısınız.

Unutmayınız ki; fikrin, düşüncenin, sanatın, kültürün kıymetini bilmeyen toplumlar, kan ve gözyaşı ile sınanır.

Allah güzeldir, güzeli sever. Yaşadığımız coğrafyayı, vatan topraklarını ve bütün dünyayı insanların Cenab-ı Allah’a daha iyi kulluk görevi yapabilecek huzur, güvenlik ve güzelliğe ulaştırmamız gerekmektedir.

Akan sularımızı, göllerimizi, denizlerimizi, yeşil alanlarımızı hatta soluk aldığımız havamızı kirleten, asırlık ormanlarımızı talan eden yağmacı zihniyetlere karşı en yüksek mücadeleyi veren çevreciler sizin aranızdan çıkmalıdır.

İçtiğimiz sudan tükettiğimiz gıdalara kadar her konuda gıda emperyalizminin tuzaklarına düşmemek, millet olarak sağlığımızı ve soyumuzu tehdit eden GDO’lu gıdalara karşı mücadele edecek ve memleketimizin münbit topraklarında çok sağlıklı ürünler yetiştirecek çok şuurlu ziraatçılar, veterinerler, gıda mühendisleri sizin aranızdan çıkmalıdır.

Süper güçler akıl almaz teknolojilere sahip olarak yapay zekâlar üzerinde çalışmalar yapıp vicdan ve merhametten yoksun robot askerler vasıtasıyla milletlerarası savaş hukukunu hiçe sayarak katliamlar planlarken, her türlü canlının klonlanması çalışmaları sürerken Türk gençlerinin oyunla oynaşla, yoz Batı kültürünün insanın ruhunu esir alan ve çürüten unsurlarına teslim olmakla geçirecek vakti yoktur.

Toprağımızdan sanayimize kadar her alanda en yüksek üretim rekorlarına ulaşmamız gerekiyor.

Dünyamızı ve özellikle bölgemizi kana bulayan küresel haydutların saldırılarına ve vatanımızı bölme çabalarına karşı yegâne çaremiz, bu topraklar üzerindeki siyasi birliğimizi devam ettirmek ve mahalli özerklik, mahalli dilde eğitim gibi küresel tuzaklara karşı uyanık olmaktır.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen şanı yüce peygamberimizin bugünkü takipçileri günümüz insanlığının hasret ve ümitle beklediği yeni bir iman ve aşk medeniyetinin ahlaki temellerini kuracak değerler üretebilmelidir.

Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Veli, Mevlâna gibi yeni büyük ahlâk kahramanları sizin aranızdan çıkmalıdır.

Kutadgu Bilig’in yazarı Yusuf Has Hacip’in, Medünetü’l Fazıla (Erdemliler Şehri)’nin yazarı Farabi’nin torunları çağımızda hukukun üstünlüğüne tam manasıyla riayet eden hukuk devletini kuracak fikri, felsefi, hukuki temelleri ortaya koymalıdır.

İbn-i Sina’nın, Akşemseddin’in bugünkü torunları insanların düçar olduğu ruhi ve bedeni hastalıkların şifalarını bulabilecek akıl ve hikmet sahibi hekimler yetiştirmeli. Aranızdan yeni Aziz Sancarlar çıkarmalısınız.

Dünyanın en başarılı siyaset ve devlet adamları, hukukçuları, sporcuları, musikişinasları, sanatkârları, mimarları, hekimleri, eğitimcileri, şairleri, edebiyatçıları sizin aranızdan çıkmalıdır.

Dünyanın birçok ülkesinin gençlerinin dudaklarında Türk müziğinin engin nağmeleri terennüm edilmelidir.

*

Unutmayınız ki “Her biriniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin ve yere düşürmeyin.”

Devletinize, milletinize sahip çıkınız. Oğuz Kağan’dan Gazi Mustafa Kemal’e kadar bütün tarihi şahsiyetlerin gece gündüz demeden “Türk milleti yok olmasın” diye çalıştığını unutmayınız.

Tarih boyunca Asya steplerinden Viyana kapılarına, Galiçya’dan Yemen’e, Sibirya’dan Afrika içlerine kadar Allah’ın adını ve Türk’ün şanını yüceltmek uğruna şehadet şerbetini içenleri unutmayınız.

Son kırk yıldır aziz vatanımızı bölmek isteyen hainlere karşı canlarını feda ederek sarıldıkları al bayraklarla bütün bir vatan sathını adeta bir gelincik tarlasına döndüren aziz şehitlerimizi unutmayınız.

Türk milleti, İslam âlemi ve bütün bir insanlık sizlerden, bizlerden bunu beklemektedir.

Unutmayınız tarih bizi çağırıyor.

Mazideki ihtişamından gelecekteki büyük hedefine mutlaka varacağına inandığımız büyük Türk milletinin tarihi tecrübeleri, medeniyet kurucu vasfı ile bunları başaracak kültürel genlere sahiptir.

Siz isterseniz o bir hayal değildir ve yeryüzünde varlığımızın devamı biraz da bu hedeflere ulaşmamıza bağlıdır. Sizleri müşterek idealimiz milliyetçi büyük Türkiye’nin, gelecekteki muhteşem Türk birliğinin müjdecileri olarak selamlıyorum.