Ya sonra?

Yaklaşık iki yıl önce üretim bandından ilk çıkan F-35’lerden üç tanesi İsrail hava kuvvetlerine teslim edilmişti. İsrail kamuoyunda ses getiren bu dev savaş makinası, bilhassa hükümet kanadı tarafından övüle övüle bitirilemiyordu. Sebebi hikmeti ne ola ki aktif görevlerde test edilmemiş bu uçaklar, bu kadar beğeni topladı diye düşünedurdum o günden sonra. Son bir ay içerisinde İsrail Hava Kuvvetleri’nin yaptığı operasyonlarda F-35 ağırlığı vardı. Ve bu durum şu an için İsrail hükümetinin mutluluğuna mutluluk katmış gibi görünüyor.

Türkiye ise kendisine düşen hisseden ilk uçağı geçtiğimiz günlerde havalandırdı. Ordu mensuplarının uçağa alışması ve operasyona hazır hale gelmesi biraz vakit alacak gibi. Bölgenin bu kadar gergin ve bir kıvılcımla bölgesel savaşın eşiğine gidilebilecek bir döneminde F-35’lerin karşılıklı çarpışmaları görülebilir mi? Eh, mümkün.

Tabi ki, bir Türkiye-İsrail savaşı öngörmüyorum lakin meseleye bir diğer taraftan bakarsak “ortak uçak programı” yürütücüsü ABD, F-35’lerin salahiyetinde bir konuda rahatsız. S-400’ler!… Türkiye’nin 2019 itibariyle aktif kullanıma hazır edeceği füze savunma sistemlerinin, F-35’lerden gelecek saldırılar karşısında etkin olduğu söyleniyor. En azından ABD Dışişleri Bakanının feryat figanından bu anlaşılıyor. Neyse herkes ABD’ye karşı “İncirlik’i kapatırım” boş tehdidini siyasi vaat olarak sıralayadursun, kimsenin façası S-400 alımını destekliyoruz demeye yemiyor ya da durun daha ilerisini söylemem gerekirse; kimse “Kürecik Radar Üssü” hakkında da konuş(a)mıyor. Maazallah başa gelmek isteyenler için tehlikeli bir salvo olurdu. Zira İncirlik Üssü siyasal söylem açısından güvenli bir “cambaza bak” tiyatrosunu simgelemekten öteye gitmez.

Efendim, buralara nereden geldik nereye gideceğiz?.. Hah! Ortam kıvılcım çaksan patlar;

“F-35’i F-35’e kırdırtmak gerekirse… S-400’e karşı önlemimiz yok! Bari rejim değiştirelim.” hamlesi ile karşı karşıyayız. Yaptırımlar ve nükleer antlaşmanın bozulması ile iki yıldır “ekonomik nedenlerle” Farsları sokağa döken eylem zinciri sonucu son darbe de nükleer anlaşmadan geldi. Trump yaptığı açıklama ile İran yönetimini şeytan ilan ederken İran halkına da “biz kardeşiz ve sizin özgür yaşamanızı istiyoruz” mesajları vermeyi de ihmal etmedi. Bilin bakalım aynı mesajı senelerdir kim veriyor? Bingo! İsrail Başbakanı Netenyahu.

O vakit, geçtiğimiz haftanın mühim Amerikan Muhipleri Cemiyeti olaylarından olan şu enstantaneyi de araya sıkıştırıverelim: ABD büyükelçiliğinde sefir efendiye verilen Aksa’nın yerinde “üçüncü mabet” olan Kudüs tablosu… Öhöm neyse 1416 sayılı kanuna tabi bir aciz âdemoğlu olarak bu konu hakkında daha fazla yazamayacağım. Zamanlamadan pek çok şeyin şifresi olmakta.

Gelin yazıyı bir kuple daha uzatarak, Irak seçimlerinde ne İsa’ya ne Musa’ya yarayan bir tabloda hükümet kurmaya muktedir olan Mukteda El-Sadr’a. Şiilik ve Şia’nın az buçuk elif-basını gören ya da manasına çok karışmadan tilavet esnasında gözüyle süzen okurlarım için bu sonucun anlamının “direniş” demek olduğu aşikâr olacaktır. Sadr, İran’ın adamı değildir evet ama bölgede gerçekleşecek bölge dışı müdahaleler için ortak toplum vicdanına dayanarak hareket edecektir. Suriye’de yaşanan olaylar ise belki bölge bloğunun en zayıf halkasını teşkil ediyor. Mazlum Müslüman sivillerin bombalar altında perişanlığı belki de yukarıda yazdığım koca koca denklemleri “0” ile çarpan tek şey. Fakat, Rusya’nın “bölgeyi boşaltalım” önerisi ise, kulun kula yaptığı zulmü durdurup yaklaşan “bir şeylere” odaklanalım manevrasından başka bir çağrı olarak da yorumlayamıyorum.

İran’da rejim değişmez, Irak milli bir hükümetle ayakta durur, Suriye meselesinde bir mesafe kat edilirse savaş makinalarının çarpışmasında kim avantajlı taraf olur? Türkiye’nin…

Türkiye’nin önünde seçim var ya hu!

Ha bu arada “İran’da rejim değişmezse” demiştim değil mi?