Yaşar Yavuz: “Bu özelleştirme ülkeyi uçurumun kenarından aşağıya atmaktır”


Resmi Gazete ‘de yayınlanan 20 Aralık 2018 tarih ve 481 sayılı kararname ile özelleştirme kapsamına alınan Milli Savunma Bakanlığı Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü 1’inci Ana Bakım Fabrika Müdürlüğü’nün (Tank Palet Fabrikası) özelleştirme kararı Türk Savunma Sanayii ve Türk Silahlı Kuvvetleri açısından ne ifade etmektedir?

Bunun kısaca cevabı ülkeyi uçurumun kenarından aşağıya atmaktır. Her ne kadar da Cumhurbaşkanımız  özelleştirme yok, satış yok, arazi satış yok dese de bütün özelleştirmeler eğer kapatma yoksa böyle oluyor zaten. Örneğin SEKA’yı kapattılar. Ama Türk Telekom’un veya Türkiye Elektrik Kurumu’nun işletmesi devredilerek özelleşti. Sakarya’dan örnek verirsek Türkiye Elektrik Kurumu vardı. Otuz yıllığına işletmesi devredilerek özelleştirdiler. O zaman da aynı şeyleri söylemişlerdi. Burada bir satış yok diye ama orası şimdi TEDAŞ oldu, TEİAŞ oldu. Orada çalışan kamu işçilerinin tamamı da mağdur oldu. 4C’ ye geçebilen geçti. İşçi açısından bakarsak, özelleştirme kapsamına giren  iş yerlerinde işçiler mağdur oluyor. Bunun altını çizerek belirtmek isterim. İşyeri olarak bakarsak, -Şahsen ben iş yerim olarak bakıyorum- vatanın bekası diyorlar ya işte vatanın bekasının tam da bu savunma sanayii iş yerlerinin özelleşmesi olarak bakıyorum. İşyerimizde örneğin fırtına obüsleri yapılıyor, Türkiye’de tek biz yapıyoruz. Kara kuvvetlerindeki birliklerimizde, sınır ötesinde karakollarda bulunan tankların, topların, obüslerin tamamının modernizasyonu Sakarya’da yapılmıştır. Bu modernizasyondan kasıt şudur: 1948 model bir tank vardır, en fazla yaptığı hız 15-20 km/h dir, motor gücü zayıftır, atış sistemi  1948 yılına göre üretilmiştir. Bizim fabrikada yaptığımız; hızını yükseltmek, motor gücünü yükseltmek, dakikada bir atış yapılıyorsa dakikada üç tane atmasını sağlayacak atış kontrol sistemini değiştirmektir. Bu yenileştirme ve modernizasyonun tamamı bizim fabrikada yapılmaktadır. Palet işine geldiğimizde de Türkiye’deki tüm paletli araçların paletleri bir tek sadece Sakarya’da üretiliyor. Optik sanayii bugün çok önemlidir. Uzak görüş, gece görüş dürbünlerinin tamamı Sakarya’da üretiliyor. Yani böyle bir fabrikanın zarar etmesi mümkün müdür? Savunma sanayii iş yerleri zaten kâr amacıyla kurulan bir iş yeri değildir. Ülkenin güvenliğini sağlama  amacıyla kurulan iş yerleridir. Kaldı ki bizim iş yerimiz Kara Kuvvetleri’nde bunun en birincisidir. Yapılan iki yüz seksen bir fırtına obüsünü biz ürettik. İlk yaptığımız fırtına obüsünü üç buçuk milyon dolara mâl ettik. 2011’de en son teslim ettiğimizin, ülkeye maliyeti 4 milyon 200 bin dolardı. Biz devletten kâr da almadık, mâl ettiğimiz fiyata verdik. Bugün burası özelleştirme kapsamına açılıyor. Katar ordusu ortaklı BMC, kukla olarak kullanılıyor. Bir de Rizeli çılgın iş adamları var. Arazi bedava, tesis bedava, işçinin parasını da devlet ödeyecek. Sayın bakanımızın ve Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesi ile elli milyon dolarlık bir yatırım yapılması da lazım. Bunu da bakanlık  bütçesinden yapacaklar. O zaman alan firma ne yapacak burada? Şartele basacak üretime başlayacak. Ürettiği malın müşterisi de hazır, devlete satacak. Bizim gibi maliyet fiyatına da mı satacak? Hayır. Üzerine kâr koyacak. Dolayısıyla yapılanlara doğru diyecek bir akla şaşıyorum. Mantıklı bir açıklaması varsa biri açıklasın bunu. Ülke bu işten nasıl bir kâr elde edecek? Biri bunu anlatsın ama anlatmıyorlar.

Özelleştirme kararından öncesine baktığımızda Tank Palet Fabrikası’nın hali hazırda devam eden işleyişi nasıldı?

İki yüz seksen bir tane fırtına obüsü yaptık. Daha sonra üretim bitmedi. Yetmiş bir tane el değirmeden hem yakıt hem mermi ikmali yapabilen Poyraz Mühimmat İkmal Aracını yaptık. Az önce de bahsettiğim gibi fabrikamızda var olan, tüm Türkiye’nin ihtiyacı olan palet, teker imalatını yapıyoruz. Aynı zamanda optik imalatlarını da yapıyoruz. Yani bizim fabrikada işsizlik diye bir durum hiçbir zaman olmadı ki. Olma şansı da yok çünkü imalat yapan bir yer burası, bir bakım-onarım merkezi değil. Birden özelleştirme kapsamına alınmasının gerekçesini biri bize anlatsın biz de anlayalım.

Alınan karar ile birlikte günümüze kadar olan süreçte ne gibi değişmeler ortaya çıkacaktır? Tank Palet Fabrikası’nın yetişmiş iş gücü ve tecrübesi bu anlamda boşa mı gidecektir?

Şimdi söyle, burada bizim bir kararımız var sendika olarak. Bizim, işçilerimizin hakkını ve hukukunu korumak gibi bir görevimiz var. Evet, öncelikle biz vatanın bekasını korumak -Tank Palet Fabrikası da beka unsuru olduğundan- iddiasındayız ve bunu savunuyoruz. Buradan da asla taviz vermeyiz. Bu bir vatan bekasıdır. Vatana hizmet eden, kâr amacı güdülmeyen bir iş yeridir. Ama tabi bu da, sendikacıların görevi de, işçilerin haklarını savunmaktır. Bu da bizim ana işimizdir. Şimdi burada bizim Toplu İş Sözleşmemiz var, İş Kanunu var. İş Kanunu 6. maddesi çok açık ve nettir. İşletmesinin özelleştirilmesi yapılan iş yerlerinde işçiyi, işletme ile beraber devrediyor. Orada 6.maddede çok net yazar. Şimdi burada, bu şartlarda imzalandığında bizim işçilerimizin hepsini alacak. Firmaya devretme hakkı var İş Kanunu’na göre. Dolayısıyla buna bizim bir tedbir almamız lazım. Neye göre tedbir almamız lazım? İşte, bizim de bir Toplu İş Sözleşmemiz var. 37.madde var. Orada, o maddede şöyle bir ibare var: “İşe girdikten sonra oluşabilecek olağanüstü bir durumdan kaynaklı, işçilerin nakil isteme hakkı vardır.” Biz de o maddeye istinaden, tedbir olsun diye nakillerimizi istedik. Buradaki ana gaye, biz tedbirimizi alalım. Biz, Milli Savunma Bakanlığı’ndan edinmiş olduğumuz devlet terbiyesi ile, edinmiş olduğumuz bu bilgi, birikim ve tecrübelerimiz ile asla ve asla, bugün Yunanlılarla işbirliği yapan Katar ordusu ortaklığı BMC şirketine, bu bilgilerimizi aktarmak istemiyoruz. Bu konuda netiz. Bütün işçi arkadaşlarımız net. Bununla ilgili de tayin dilekçelerimizi bugün itibarıyla -otuz arkadaşımız hariç- yedi yüz on üçten otuz çıktığınızda diğerlerinin tamamı nakil talebinde bulundular. Bir tane gerekçemiz var. Burada az önce bahsettiğim, Milli Savunma Bakanlığı’ndan edinmiş olduğumuz bu silah gücü ve bilgi birikimimizi, yarını ne olacağı belli olmayan bir taşeron firma ile paylaşmak istemediğimizden, burada edinmiş olduğumuz bilgi ve birikimlerimizi yine Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı diğer iş yerlerimizde kullanmak istiyoruz. Bu gerekçeyle, 37.maddeye göre hepimiz nakil talebinde bulunduk. Ama bunu şöyle algılamayın. Yani, iş yerini terk etmek gibi bir şey değildir. Burada bir duruş sergilemeye çalışıyoruz. Biz diyoruz ki, edindiğimiz bilgiyi sadece devletimizle paylaşırız. Neden? Çünkü bunların hepsi gizli bilgilerdir. Bizim bilmediğimiz birçok bilgileri, daha hassas bilgileri bizim komutanlarımız bilir. Onlarda vardır yani bu bilgi paketleri. Bunlar da atış kontrol sistemi nasıl çalışır, namlu nasıl iş görür, bir düğmeye bastığımız zaman ateş etmeyecek hale bir tank nasıl getirilebilir, bunların hepsinin gizli bilgileri var. Bu bilgileri, biz bu firmaya geçtiğimiz zaman, otomatikman bu bilgi paketine bizim bilgili işçilerimiz buraya geçeceğinden, alan firmanın da hem Türklüğü tartışılıyor kendi tarafından, hem de Katar ordusuna, bizim şahsen hiçbir güvenimiz yok. Çünkü bugün, 1974’de savaş yaptığımız Rum Kesimi ile işbirliği yapan bir ordudan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu bilgilerin kesinlikle böyle bir firma ile paylaşılmaması gerekir. Bunun paylaşıldığında, ileride bu ülkenin kucağına pimi çekilmiş bir bomba bırakılacağını düşünüyoruz. Bunu da, şu gerekçeyle söylüyorum. Evet, bugün Sayın Ethem Sancak’ın ve Katar Emiri’nin çok iyi geçindiği bir Sayın Cumhurbaşkanımız olabilir. Ama bu dünya fani bir dünya, ölümlü bir dünyadır. Yarın Sayın Cumhurbaşkanımız da, -Peygamber Efendimizin olduğu gibi ölümlü bir dünyada yaşıyor- bu dünyadan varıp gittiğinde, Katar ordusunun veya BMC firmasının istemediği bir zihniyetin bu işlerin başına geldiğinde, “Ben bu tankları size vermiyorum.” derse veya kullanılan tankları ateş edemeyecek pozisyona düşürürse, bunun hesabını kimse veremez. Bizim kaygımız budur. Bu yüzden de mücadele ediyoruz. İşçiden önce, bizim kaygımız bu konularla alakalıdır.

Türk Harb-İş Sendikası’nın, ülkemizin muhtelif yerlerinde gerçekleştirdiği mitingler nasıl bir atmosfer oluşturdu? Sizce ilerleyen günlerde müspet bir gelişme gerçekleşecek midi

Şimdi şöyle söyleyeyim; önce Sakarya’dan başlayayım ben. Sakarya’da şöyle bir algı var; bizde mesela Zirai Donatım Fabrikası vardı, kapatıldı. Şeker Fabrikası vardı, özelleştirildi, kapandı diyelim. Ağır Bakım fabrikası vardı kapatıldı. Türkiye Elektrik Kurumu, Türk Telekom gibi birçok iş yerlerimiz özelleştirildi, kapatıldı. O zaman insanların şöyle bir bakış açısı vardı, toplumun, yani burada zaten işçiler ne yapıyor ki? İki kablo çekiyor, elektrik yapıyor, üç ay şeker fabrikasında çalışıyor. Böyle, maalesef böyle bir algı vardı. Ama bu tank palet olayında, -biz de bu konuda üzerimize düşeni çok iyi yaptığımızı düşünüyorum- yaklaşık üç yüz bin tane broşür bastırdık. Bu fabrikada ne iş yapılıyor diye. Bir kurye şirketi ile anlaşıp her evin posta kutularına bunları dağıttık. Bu süreçte, kırk sekiz gündür Tank Palet Fabrikası’nın bugüne kadar ülkemiz için neler yapmış, milli gelir olarak neler sağlamış bunları çok iyi anlattığımızı düşünüyorum. Ve şu an gerçekten Sakarya olarak söylersem, hatta şöyle bir algı var. Bu özelleştirme kesinlikle yanlış, doğru değil. Yani kendini ne kadar mevcut iktidara yakın hissetse bile bir insan, bunun doğru olmadığına ben herkesin ama herkesin inandığını düşünüyorum ve bununla ilgili biz duracak mıyız? Anlatmaya devam edeceğiz. İşte bugün başkanlar kurulumuz vardı. Bir takım kararları aldık orada. Önümüzdeki hafta, ayın on sekizinde yine başkanlar kurulu toplanacak. Önce üyelerimizle Ankara mitinginin tartışmasını yapacağız, oradaki gücümüzü bir ölçeceğiz. Ve ayın on sekizine geldiğimizde, mart ayı içerisinde, Ankara’da büyük bir miting yapıp yine bu sesimizi Ankara’ya taşımayı düşünüyoruz. İnşallah bu kararımız da etkili olacaktır diye düşünüyorum. Burada net bir düşüncemiz var. Gerçekten samimi olarak söylüyorum ben. Vatan sevgisidir, ülke bekasıdır. Yani Sayın Bahçeli’nin söylediği, “ülke bekası için bu seçimler çok önemli.” Yani kimseyi kimse kandırmasın. Neyin ülke bekasıymış? Biz bugün belediye başkanı seçimleri yapıyoruz. Belediye başkanı, halkın hizmetçisidir. Yani ben halkıma hizmetçi seçeceğim. Ülkenin bekasını koruyacak olan, altı yüz tane, meclisteki yetkililer ve Sayın Cumhurbaşkanımızdır. Dolayısıyla bu seçimin ben bir ülke bekası olduğunu asla düşünmüyorum. Ülke bekası arayanların, savunma sanayiin işyerlerine sahip çıkmaya davet ediyorum. Esas ülke bekasının, az önce, iki önceki sorunuza verdiğim cevapta, yani o gizli bilgilerin dışa sızdırılmasıdır. Ben bir ülke bekası olduğunu düşünüyorum ve bu konuda da sonuna kadar ısrarcıyım. Bedeli ne olursa olsun.