Yasin Özdemir: “Restorasyon ekonomik rant olmaktan çıkarılmalı ve son derece şeffaf bir ekonomik düzene sahip sanat değeri ile öne çıkan bir disiplin olmalıdır.”

Mimar Yasin Özdemir ile kültürümüzün en önemli taşıyıcı unsurlarından biri olan mimarilerimizde yaşanan, canımızı derinden yakan, restorasyon hataları üzerine konuştuk.

Restorasyon hataları ve bu hataların nedenleri nelerdir? Bu hataların kaynakları nelerdir? Çözümleri nelerdir? Restorasyon haberleri son zamanlarda neden basında daha çok yer bulmaya başladı? En önemlisi bu hataların milletlere verdiği zararlar nelerdir?

Tüm bunlar birbirleri ile bağlantılı ve son dönemde daha da göz önünde olan sorulardır. Herkesin üzerine fikirlerinin olduğu ancak nasıl yapıldığının ve aslının ne kadar ciddi, disiplinli ve yorucu olduğu bilinmeyen bir konudur restorasyon. Restorasyonu anlayabilmek için onun ne için yapıldığını bilmek gerekir. İşte burada karşımıza kültür çıkar. Kültür bir milleti tek vücut yapan en önemli araçlardan biridir. En sade biçimiyle kültür, insanların tabiatı değiştirme isteği sonucu doğan maddi ve manevi değerler bütünü olarak tanımlanabilir. Bu tanım altında sosyal yaşam, düşünce biçimleri, beslenme biçimleri, giyim gibi pek çok madde sayabiliriz. Bu başlıkların bütünü kültürü oluşturmaktadır.

Kültürü oluşturan etmenlerden bir tanesi de mimaridir. Her kültür kendi bünyesinde coğrafya, iklim vb. çeşitli pek çok parametrelere dayanarak farklı mimari üslup ve unsurlar barındırır. Kültür’ün mimariye yansımaları yaşam alanlarının mekân organizasyonu, düzeni, odak noktaları, işaret ögeleri ile belirlenebilir. Bu durum ilk insanlardan bugüne tarihin tüm safhalarında gözlemlenebilir. İşte tüm bunlara dayanarak çok eski devirlerden bu yana restorasyon faaliyetleri yapılmaktadır. Çünkü insanlar kültürlerini ve tarihini koruma ihtiyacı hissetmektedir.

Kitle imha silahlarının bulunması ile beraber dünyada savaş teknikleri de değişim göstermiştir. Modern dünyada iki devlet arasındaki savaşlar, tesir sahası kuvvetli silahlar nedeniyle kazananın da kaybettiği bir sistematik doğurdu. Bunun neticesi olarak da soğuk savaş dediğimiz dönem yaşandı ve savaş teknikleri değişti. Toplumları ya da devletlerin yok edilebilmesi yahut yarışta saf dışı bırakılabilmesi için kişilerin bedenen öldürülmesi dışında zihnen öldürülmesi de mümkün. Bunun yolu da insanları belirli toplumlara bağlı kılan değerlerin yok olmasından geçiyor. Yani kültürlerin yok olması gerekiyor. Bunun gayet farkında olan bazı devletler ve gruplar bazı milletlerin kültürlerine savaş açtı. Bu söylem size felaket senaryosu gibi görünebilir. Ancak biz bunun somut örneklerini gözlemledik. Konumuzun mimari üzerine olması nedeniyle örnekleri bununla ilişkili seçiyorum. Örneğin geçen yıl Kerkük Kayseri çarşısının kundaklanması önemli bir olaydır. Şehir 3 etnik grubun mücadelesine sahne olmaktadır. Türkmenler, Kürtler, Araplar… Türkmenler için ikonik bir değer olan ve Kerkük’e Türkmen şehri damgasını veren yapı kundaklandı. Burada amaç maddi bir zarar vermek değildi. Verilen manevi hasar maddi hasardan kat be kat fazladır. Kaldı ki bu olay şehirde Türkmen kimliğini yok etmeye yönelik ilk müdahale değildir. Saddam rejimi döneminde tarihi Kerkük Kalesi içerisinde bulunan tarihi eser niteliği taşıyan birçok konak vb. fonksiyonlu yapılar yok edildi. Yüzlerce yıldır Türkmenlere yurtluk etmiş Türkmeneli’nin başkentinde, Kerkük kalesi içerisindeki 3-4 konak ve Kerkük Kayseriyyesi hariç hiçbir Türkmen yapısı kalmamış durumda. Bu etnik bir saldırı değildir de nedir? Türkmenler bu konuya bir çözüm üretemezlerse bundan 100 yıl sonra Kerkük Türkmen şehridir diyemeyebiliriz. Bir diğer önemli ve yakın örnek DAEŞ terör örgütüdür. DAEŞ terör örgütü ele geçirdiği coğrafyalarda yaptığı ilk işlerden biri taşınabilir tarihi eserleri satmak üzere alıp tarihi yapıları yok etmek olmuştur. Bunun nedeni yine aynıdır. İşte bu nedenle kültürün korunması çok önemli ve ciddi bir konudur. Keza tarihi yapıların korunması ve onarımı yine aynı öneme sahiptir. Ancak şu noktanın da altını çizmekte fayda görüyorum son dönemlerde iyi yada kötü bu bilinç restorasyon anlamında arttı. Daha çok rant ve ticari amaçla artmış olsa da bu olumlu bir durum olarak değerlendirilebilir. Toplum da bu konulara dikkat kesilmiş durumda.

Günümüzde restorasyon nasıl yapılıyor, süreçleri nelerdir?

Restorasyon skandallarını anlamak için bilinmesi gereken konu budur. Öncelikle süreci 2 başlık üzerinden değerlendirmeliyiz.

1.Projelendirme süreci

a-Rölöve Projesi

Öncelikle yapı incelenir ve hali hazırdaki durumu dijital ortamda belgelenir. Bu işleme rölöve projesi denir. Ardından rölöve projesi üzerinde nerede hangi malzemenin kullanıldığı tespit edilir. Buna malzeme analizi denir. Rölöve projesi üzerinde yapının tüm problemleri tespit edilip gösterilir. Buna da sorun analizi denir. Ardından bahsi geçen süreçle ilgili rölöve raporu oluşturulur. Bu işlemlerin tümü rölöve seti olarak adlandırılır. Tüm bu süreçler işlerken sanat tarihi uzmanları yapı hakkında detaylı bilgi toplarlar ve sanat tarihi raporunu oluşturur. Aynı zamanda yapıdan numuneler alınır ve laboratuvara gider. Laboratuvar sonuçlarına göre malzeme raporu hazırlanır.

b-Restitüsyon Projesi

Sanat tarihi raporu doğrultusunda yapının önemli değişimler geçirdiği süreçler tespit edilir. Tespit edilen önemli tarihlerde yapının durumu belgelenir. Buna restitüsyon projesi denir. Örneğin yapı 1710’da yapılmış, 1830’da onarım görmüş, 1950’de yeniden onarım görmüş olsun. Bu durumda yapının bu 3 tarihteki durumları çizilir. Yapının o dönemlerdeki durumunun tespiti için o tarihlerdeki yapıya ait çizim yahut görsellerden, yapıdaki kalan izlerden, varsa çevrede benzer fonksiyon ve ölçekteki yapılardan vb. kaynaklardan yararlanılır. Elbette geçmişe dönük her şeyin tespiti genellikle mümkün değildir. Bu noktada mimarın yorumu devreye girer. Bu süreç tamamlandıktan sonra restitüsyon projesi üzerinde yine analizler yapılır. Amaç malzemedeki, mekândaki değişimleri gözlemlemektir. Son olarak tüm bu süreçle ilgili detaylı restitüsyon rapor hazırlanır. Böylece restitüsyon seti de tamamlanmış olur.

c-Restorasyon projesi

Yapıda gerçekleşecek müdahaleler sonucu yapının alacağı son durum çizilir. Buna restorasyon projesi denir. Ardından uygulamaya kılavuzluk etmesi için müdahale kararlarının proje üstünde gösterildiği müdahale paftası hazırlanır. Süreçle ilgili detaylı Restorasyon raporu yazılır. Bu proje üzerinden elektrik, mekanik, statik projeler tamamlanır.

  1. Uygulama aşaması

Projeye uygun olarak uygulamacı firma onarım faaliyetlerine başlar. Süreç boyunca kontrolör firma ve Kültür Varlıkları Koruma Kurulu denetlemeler yapar.

Görüldüğü üzere gayet ciddi birden çok disiplinin bir arada yer aldığı kompleks bir çalışma yapılmakta. Peki bu çalışmalar sonucu son dönemde çok fazla ortaya çıkan hatalı restorasyon uygulamalarının nedenleri nelerdir? Bu nedenler nasıl ortadan kaldırılır? Bunun için hataları 2 başlık altında toplamak gerekmektedir.

1- Projelendirme aşamasında yapılan hatalardan kaynaklanan yanlış restorasyon çalışmaları

-Rölöve projesi esnasında yapılan hatalar karşımıza çıkmaktadır. Projelendirmenin ilk safhasındaki bu hata ilerleyen süreçlere de sirayet eder ve hatalar silsilesini doğurur. Bu nedenle 3 boyutlu lazer tarayıcılar ile milimetrik ve alanında liyakat sahibi bireylerle çalışmak gerekmektedir. Bu esnada proje müellifi zaman konusunda zor durumda bırakılmamalıdır. Bu durum da hataların tetikleyicisi olmaktadır.

-Restütisyon projesi aşamasında yeterli belge ve bilginin yer almaması mimarları yoruma itmekte. Elbette bu yorumlarda bazen hatalar oluşuyor. Çözümü ise ciddi ve detaylı literatür taraması ve alanında yetkin kişilerce çizimlerin yapılmasıdır. Burada sanat tarihi raporunun önemi daha da artmaktadır.

-Restorasyon projesinin çizimi sırasında da hatalar gözlemlenmekte. Özellikle son zamanlarda medyada hatalı malzeme kullanımından kaynaklı restorasyon hataları göze çarpmaktadır. Fakat bu noktada halkımızca yanlış bilinen çok önemli bir hata var. Toplum onarım sırasında yapıya, yapıdaki özgün malzemenin aynısının uygulanmasını ve müdahalenin anlaşılmaması gerektiğini düşünüyor. Ancak mimarlar yapının özgün haline ve sanatçının eserine saygı duydukları için yapılan yeni müdahaleleri malzemenin rengi, türü ile bir miktar farklılaştırırlar. Örneğin beyaz kesme taş duvarda, duvar kaybına bağlı tamamlama işlemi için 1-2 ton daha açık ya da daha koyu kesme taşlar tercih edilir. Bu da yapının özgününden dönem eki olarak bizim müdahalemizin ayrılmasını sağlar. Kesinlikle bir hata değildir. Restorasyon imitasyon değildir. Elbette bunu abartıp yapının tarihi etkisini yok eden örnekler var. Onları da tasvip etmediğimin altını çiziyorum. Buna en güzel örneklerden biri Barselona’daki Antoni Gauidi’nin büyük eseri bitmeyen kilise Sagrada Familia gösterilebilir. Sagrada Familia’da sonradan inşa edilen kısım kendini hemen belli eder. Ancak tarihi etkisini de yitirmemiştir. Bunun dışında seçilen malzemelerin uzun vadede ne gibi sonuçlar doğuracağı iyi incelenmelidir. Hangi renk ve dokuya bürüneceği, çevresel faktörlerin ne gibi etkileri olacağı değerlendirilmelidir.

-Restorasyon projesine işverenin müdahaleleri pek çok skandala yol açmakta. Yeni bir işlev yüklenmesi amacıyla yapıya müdahale etmek doğru bir tutum değildir. Elbette yapıların yaşaması için kullanılması gerekir. Tarih ve kültür ancak yaşanarak hayatta kalır hatta gelişir. Ancak özgününden farklı ve birbirine karşı tezatlar barındıran fonksiyonlar tercih edilmesi durumunda, yapı tarihi etkisinden çok uzaklara gitmiş olur. Örneğin tarihi bir hamamı işveren kurum yetkililerin isteğiyle kütüphaneye çeviremezseniz. Isı geçişinin en aza indirgendiği hamam ile gün ışığına en çok ihtiyaç duyulan ve bu nedenle geniş saydam yüzeylere sahip kütüphane birbirinin tam zıttıdır. Eğer böyle bir fonksiyon değişikliği yaparsanız birçok yeni pencere boşlukları oluşturmanız gerekir. Bu da tarihi etkiyi yok eder. O nedenle işverenler yani ihaleye çıkan kurumlar proje müelliflerine bu konularda baskı yapmamalıdır.

-Projelerin süreleri konusunda da çok ciddi problemler yaşanmaktadır. Restorasyon süreci uzun ve birden fazla disiplinin paralel çalıştığı bir iştir. Bu nedenle bunu dar zamanlara sıkıştırmak süreci zorlaştırdığı gibi derinlemesine inilmeden yapılan işler ortaya çıkarmaktadır.

2- Uygulama aşamasında yapılan hatalardan kaynaklanan yanlış restorasyon çalışmaları

-Bu aşamada öncelikle projenin hatalı olması nedeniyle oluşan sorunlar gözlemlenmektedir. Elbette bu hatalar uygulamada tecrübeli ve dikkatli mimarlar ya da şantiye şefleri yoksa fark edilmeden olduğu gibi uygulanır. Bu da ciddi hataların oluşmasına sebep olur.

-Uygulama sürecinde çok ciddi maliyetler oluşmaktadır. Bu nedenle firmalar zaman azaltmak ve maliyet düşürmek için pek çok yola sapabiliyorlar. Bu iki değer için diğer bütün değerleri çiğniyorlar ve ortaya medyaya konu olan hatalar çıkıyor. Bu yollar neler? Alanında yetkin olmayan ustalarla çalışıyorlar. Bu da Sultan Ahmet Camisinin restorasyonu sırasında oluşan skandalları doğuruyor. Yanlış, imitasyon ya da benzer nitelikli malzemeler kullanıyorlar. İşin süresini azaltmak için bir takım süreçleri derinlemesine inmeden yüzeysel geçiyorlar. Peki, bu süreçlerde kontrolörler ve Kültür Varlıkları Koruma Kurulu olaylara müdahale etmiyor mu? Elbette ettiği pek çok durum söz konusu. Ama tolerans gösterdikleri zamanlarda oluşuyor ve onlar da medyaya yansıyor. Bu süreçlerde pek çok sektörde olduğu gibi ahbap çavuş ilişkisi, çıkar ilişkisi göze çarpıyor.

Bunların dışında restorasyon ile ilgili genel sorunlardan bahsetmek gerekiyor. Bu sorunlar da çözümledikçe istenilen seviyede tam anlamıyla başarılı bir koruma öngörülemez.

-Öncelikle üniversitelerde nitelikli mimar, restoratör, konservatör yetiştirme konusunda dünyanın çok gerisindeyiz. Temelde tüm problemlerin kaynağı olarak bu durum gerekçe gösterilebilir. Bu nedenle öncelikle çözülmesi gereken sorun budur.

-Analiz laboratuvarları, konservasyon teknolojisi üreten laboratuvarlar maalesef çok yetersiz. Son dönemde restorasyon çalışmasının artması ile talebe yetişmekte güçlük çekiyorlar. Bu nedenle daha yüzeysel derinlemesine inilmeyen çalışmalar oluşuyor. Bu konuda kamu teşebbüsleri dışında kamu tarafından desteklenen özel teşebbüslerle enstitüler ve laboratuvarlar kurmalıyız.

-Bir diğer problem restorasyonda çok seslilik. Proje aşamasından tutunda uygulamaya kadar bir üslup birliği oluşturulmalı. Bahsettiğim restorasyon süreçlerinin zaman zaman çok farklı işlemesi, lejantların, analizlerin herkesçe farklı kullanımı bu sorunu doğurmaktadır. Bu nedenle kongreler ve büyük toplantılarla üniversiteler, diğer kamu kuruluşları, özel teşebbüsler bir araya gelmeli ve bu işin metodolojisini oturtmalıdır.

-Restorasyonda müdahale olabildiğince az olmalıdır. Restorasyon aşamasına gelinmeden konservasyonlar gerçekleştirilmeli. Böylelikle hem yapının özgünü daha sağlıklı korunacak hem de maddi olarak büyük bir yükten kurtulmuş olacağız. Yapıya uygulanan her türlü müdahale onun özgünlüğünden bir parçayı yok etmek demektir. Bu noktada restorasyonda modernizm ve romantik görüşçülük ya da tarihi restorasyon çatışması ön plana çıkmaktadır. Bu konu halen dünyanın net bir karar alamadığı tartışmalı bir konudur. Yalnızca mimarinin değil bütün sanatların ilgilendiği bir tartışmadır. Elbette bu tartışma ve farklı ekollerin etkisindeki bazı mimarlar benimsedikleri ekollerin fikirlerini abartarak ciddi hatalara zemin hazırlayabilmektedir.

-Mimarlık dışında diğer disiplinlerinde kendi bölümlerinde restorasyona olan ilgisini arttırmalı. İnşaat mühendisliği, makine mühendisliği, elektrik mühendisliği, jeoloji mühendisliği, malzeme mühendisliği bölümleri en azından dar bir çevreye dahi olsa bu alanda yetkinlik kazandırmalıdır.

-Restorasyon ciddi maliyetlerin ödendiği bir alandır. Bu nedeniyle rant ve siyaset, restorasyon ile çok iç içedir. Bu da restorasyonun sanatsal değerini zedeliyor. Burada ihale sisteminden bahsetmek gerekiyor. Çünkü İhaledeki usulsüzlükler, tüm restorasyon çalışmalarının dar bir çevreyle dönmesi, kurumlardaki çalışanların firmalarla ilişkileri gibi konular restorasyona çok ciddi zararlar veriyor. Hatta restorasyona en ciddi zararı bu durumlar veriyor desek yanlış olmaz. Örneğin doğrudan temin usulü ile iş alımı yalnızca bir kurumun yetkisinde olmalı ve o kurum yalnızca müdahalesi acil olan durumlarda bu ihale usulünü kullanmalıdır. Çünkü doğrudan temin usulünün amacı da ihale prosedürü ile vakit kaybedilmemesi gereken yıkılmak üzere olan binalar içindir. Ancak ülkemizde belirli çevrelere para kazandırmak için yönelinen bir yol haline gelmiş durumda. ihaleler eğer açık olmayacaksa davet edilen firmaların birbirlerini tanımadıklarından emin olunması gerekmektedir. Bu konu da bu yazıya sığmayacak kadar çok problemi barındırıyor. Restorasyon ekonomik rant olmaktan çıkarılmalı son derece şeffaf bir ekonomik düzene sahip sanat değeri ile öne çıkan bir disiplin olmalıdır.

Genel olarak bahsettiğimiz bu sorunlar gazetelerin manşetlerini dolduracak sansasyonel haberlere neden olmaktadır. Bu noktada değinmek istediğim çok önemli bir husus var. Gazetelerde, dergilerde okuduğumuz sansasyonel haberlerin ezici çoğunluğu halkı yanlış yönlendirmektedir. Örneğin üst örtüsü konusunda ağır eleştirilere maruz kalan pek çok yapı gazetelere haber oldu. Burada halk yapının statik problemlerini, nemlenmeye bağlı yapısal problemleri, zemin sıvılaşmasını, yapının taşıyıcısının düşey ya da yatay aksta kaymasını daha birçok sorunu değerlendirmediği için mecburen uygulanan bir takım müdahaleleri eleştiriyor. Ancak bazı durumlarda mimarlarda bu uygulamalara başvurmak zorunda kalabiliyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da eğer doğru bir eleştiri getirilmek isteniyorsa uzmanlarına başvurulmalıdır. Restorasyon çok kötü durumdadır demek de adil bir yaklaşım değildir. Aslında biraz da algıda seçicilik nedeniyle genel kanı bu yöne yöneldi. Başarılı 10 çalışma kimse tarafından haber yapılmazken yapılan 1 hata hemen gazetelerin manşetlerinde yer buluyor. Bu durum halkın nazarında kötü etkiler bırakıyor.

Milletlerin mücadelesine sahne olan günümüz dünyasında milletleri inşa eden en önemli etmen kültürdür. Kültür bizim mayamızdır. Bu nedenle onu ve onun alt disiplini olan mimariyi muhafaza etmeli ve geliştirmeliyiz. Bizim bu değerleri korumamız için tarihi yapılara gereken değeri verip gerekli zamanlarda doğru müdahalelerle konservasyon ve restorasyon çalışmaları gerçekleştirmemiz gerekmektedir. İşte bunun bilincinde olan Türk mimarları geçmişini geleceğe en doğru şekilde taşıyacaktır. İnancımız Türk mimarisini Atamızın izinden muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmaktır. Türk milleti emin olsun.