Yeni Dünya’nın eşiğinde Türkiye

Temmuz ayı yaklaştıkça, Akdeniz’de sular ısınıyor. ABD, ülkemiz üzerindeki ağırlığını arttırmaya çalışarak, Türkiye’ye bir iktisadi cehennem yaşatmak istiyor. Son olarak F-35 eğitimi için ABD’de bulunan pilotlarımızın ülkeyi terk etmeleri istendi.

Bu arada Hulusi Akar’ın yaptığı “Terör koridoru kurulursa ne yaparsınız diyorlar. Açık söylüyorum: Ölürüz. Buna karşı koymak için ölürüz” konuşması siyasi gündemin yoğunluğu yüzünden olsa gerek pek gündem olamadı.

Bütün bu kargaşa içinde Türkiye’nin, durumu başarıyla yönettiğini elbette söyleyemeyiz. Akdeniz’de karşımıza dikilen; Yunanistan, Mısır, İsrail ve ABD birlikteliğine karşı gerekli adımları atmakta maalesef gecikiyoruz.

Aynı anda hem Suriye ile hem İsrail’le kavgalı olmayı becerebilen dış politika anlayışımız geçerliliğini koruyor. Buna rağmen, devlet geleneğimiz kurulmakta olan yeni Dünya’nın farkına varmış görünüyor ve içini ekonomik güçle dolduramasak da bir farkındalık göze çarpmıyor değil.

Temmuz ayına geri dönmeden önce, belirtmeliyim ki: Ne Esad, Ne Rusya, ne İran, hele hele Çin elbette bizim babamızın oğlu değil; ancak jeopolitik şartlar bizi ABD karşısında oluşan cephenin içinde yer almak üzere zorluyor.

Şunu da ekleyelim ki yanlış anlaşılmalar olmasın: Türkiye’ye gereken, havada da karada da savunma sistemlerini her şeyiyle tamamen kendisinin üretebilmesidir. Orta ve uzun vadede hedefimiz, ister Rusya, ister ABD olsun, hiçbir ülkenin sistemlerini ithal etme ihtiyacımız kalmaması olmamalıdır.

Ancak bugün gelinen noktada, Türkiye için S-400 almaktan başka bir çare de görünmemektedir. Şahsen, ABD Patriotları bedava verse bile S-400 almamız gerektiğine inanan bir araştırmacı olarak hatırlatmak isterim ki: ABD bu hava savunma sistemini bize parasıyla bile vermemektedir.

ABD’nin taktik ve stratejilerinin gizli bir yanı kalmamış, Türkiye’yi böleceği aşikâr hale gelmiştir. Bugün bizi “S-400 almayın” diyerek tehdit eden ABD, 2002 yılında Türkiye’yi işgal tatbikatı yapan ABD’dir ve bizim için bir müttefik değil; açık düşmandır.

Bugün Türkiye için, başta Almanya olmak üzere AB ile ilişkilerini asla koparmadan, Avrasya’da konumlanmaktan başka bir dış politika stratejisi kalmamıştır.

Avrasya’da konumlanmak bir strateji değil; tam bağımsızlık yolunda taktiksel bir adım olarak da nitelendirilebilir.

Şunu da hatırlatmak isterim ki; Türkiye, ancak bu sayede başta Doğu Türkistan olmak üzere, soydaşlarına yarar sağlayabilir. Zira Çin ile düşmanlık yaparak Doğu Türkistan’a, İran’la düşmanlık yaparak Güney Azerbaycan’a, Rusya ile düşmanlık yaparak Kırım’a elimizi uzatmamız imkân dâhilinde değildir.

Evet, ABD hegemonyasının yıkıldığı yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye dışarıda bu Yeni Dünya’daki yerini alıp, içeride kendi üretim devrimini gerçekleştirebilirse her şey eskisinden çok daha iyi olabilir.

Eski dünyanın, yani ABD Hegemonyasının en tepede olduğu sistemin, Türkiye’yi önce bölerek, sonra yok etmek planı da masadan hiç kalkmamıştır.