Zorlu Töre: “Türkiye, Kıbrıs Türklerinin haklarını yedirtmeyecektir ve dolayısıyla oldubittilerle karşı karşıya kalmayacağız”

KKTC Meclis Başkan Yardımcısı Zorlu Töre ile Yavru Vatan Kıbrıs’ta yaşanan son gelişmeleri konuştuk.

Sayın Akıncı ve Anastasiadis 9 Ağustos tarihinde görüşmüşlerdi. Bu görüşme öncesi Sayın Akar’ın 8 Ağustos’ta adaya ziyarette bulunması bir mesaj niteliği taşıyor diyebilir miyiz?

Mesaj almak isteyen mesaj alabilir. Çünkü Kıbrıs meselesi anavatan Türkiye ile yürütülen milli bir davadır. Bu milli davada kalkıp da Kıbrıs Türklerinin haklarını orta yerden kaldırabilecek herhangi bir şeye Türkiye, müsaade etmeyeceğini ifade etmiştir. Mustafa Akıncı da bu ziyaretten güç almasını bilmelidir. Türkiye, Kıbrıs Türklerinin haklarını yedirtmeyecektir. Dolayısı ile oldubittilerle karşı karşıya kalmayacağız. Oldubittiler yaratmak isteyenlere hayır diyoruz. Şimdiye kadar birçok görüşme olmuştur. Dr. Küçük ve Rauf Denktaş’tan itibaren birçok görüşme yapılmıştır. Şimdi de Mustafa Akıncı, Kıbrıs meselesi ile ilgili bir takım görüşmelerde bulunmaktadır ama zihniyet değişmemektedir. Bu zihniyetin değiştiğini gösteren herhangi bir ibare yoktur. Hatta Rum tarafının daha da çok sertleştiğini ve katı hale geldiğini de maalesef üzülerek görmekteyiz. Dolayısıyla bu görüşmelerden pek bir şey çıkacağı yok. Eylülde, New York’ta Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün görev süresinin uzatılması konusu var. 9 Ağustos’ta bir görüşme gerçekleşti. Belki bu ikili görüşme daha sonra da tekrarlanabilir ama müzakereler başlasa da başlamasa da uzatılması ihtimalini ben görmüyorum. Rum tarafının zihniyeti bellidir. Yunan Başbakanı son geldiğinde en üst düzeydeki stratejik hedefimiz garantilerin tamamen ortadan kaldırılması, Türk askerinin varlığına Kıbrıs’ta son verilmesi şeklinde açıklamaları vardır. Rum zihniyeti de budur. Rumlarla Yunanlılar ortak strateji izlemektedir. Ortak hedefleri de budur. Dolayısı ile Kıbrıs Türk halkının egemenlik eşitliğini de kabul etmiyor Rum tarafı. Yönetim ve güç paylaşımını da bizimle paylaşmayı kabul etmiyorlar. Zenginlikleri asla konuşmayacağız diyorlar. Denizlerdeki hidrokarbon yataklarına da konuşmayacağız diyorlar. Dolayısıyla Rumlar kendileri için Annan planına hayır diyerek büyük bir fırsatı kaçırmışlardır. Aynı zamanda Crans Montana’da hayır diyerek büyük bir fırsatı kaçırmışlar, kaybetmişlerdir. Birçok noktada Rumlar kaybetmişlerdir. 15 Temmuz 1974’te Makarios’a darbe yaparak zaten Kıbrıs adasının bu şekilde şekillenmesine sebep olmuşlardır. Ondan önce 1960’da kurulan ortaklık anlaşmasını kabul etmeyerek Akritas Planı’nı hazırlayarak yönetimde güç paylaşımında 13 maddelik değişiklik isteyen Rumlar, o zamandan beri kaybetmeye başlamışlardır. İlk başta kazanmışlardır ama bitmek bilmeyen iştahları sonunda onları 15 Temmuz darbesine getirmiştir ve Makarios’u da devirince Türkiye müdahale etmek mecburiyetinde kalmıştır. Rumların birçok hataları ve yanlışları sayesinde bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’ne sahibiz. Yani kötü komşu, komşusunu ev sahibi yapar derler ya, biz de ortaklık evimizden kovularak ortaklık evimiz olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin işgal edilmesinden sonra öyle bir noktaya geldik ki kendi devletimizi kurmak zorunda kaldık. Bizi Kıbrıs meselesi bu noktaya getirdi. Artık devletimizden vazgeçmek, Rumlarla birleşmek, tek bir ortak vatan, tek Kıbrıs olacak gibi söylemlerin hepsi bir hayal olan düşünce tarzlarıdır. Ama üzülerek görüyorum bugün ana muhalefet partisinin bazı milletvekilleri 8 Ağustos direnişi için Kuvvet Komutanları, Milli Savunma Bakanı buraya gelirken Cengiz Topel adına anma törenleri düzenlenirken Ledra Palas’ta iki toplumlu etkinlik düzenleyerek tek Kıbrıs, tek vatan diye bir etkinlik düzenlediler yani hayal görüyorlar. Gerek ana muhalefet partisi gerek Sayın Mustafa Akıncı’nın tükenmek bilmeyen Kıbrıs’ın birleştirilmesi, tek Kıbrıs hayalleri maalesef Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olgusuna da zarar vermektedir. Çünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin statüsünün daha iyi getirilmesi, tanıtılması, statüsünün yükseltilmesi için bir çaba sarf edeceğimize maalesef bunları bir kenara bırakıp; birleşik Kıbrıs, federal Kıbrıs, müzakereler ve benzeri gibi şeyler uzayıp uzayıp gidiyor. Hâlbuki kendi devletimize sahip çıksak, anavatan Türkiye ile birlikte yürümeye devam etsek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çok daha iyi hale gelebilir. Çok daha güzel yaşanabilir bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti oluşturulabilir. İnşallah gelecek dönemde bu federasyonun olmayacağı, birleşik Kıbrıs’ın olmayacağı, tek Kıbrıs’ın olmayacağı gerçeğini onlar da kabul ederler ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yaşatılması, kendi evimiz olan bu vatanı daha iyi hale getirmek, halkımızın sosyal refahını mutluluğunu arttırmak için çaba sarf ederiz gayret gösteririz.

Crans Montana zirvesinde Anastasiadis artık tek toplumlu, tek bir çatı altında Kıbrıs hayalinin olmadığını böyle bir şeye Kıbrıs Rum kesiminin evet demeyeceğini kendi ağzıyla Çavuşoğlu’na iletti. Ve bu duyulduğu zaman Rum tarafından yalanlamalar gelmişti. Çavuşoğlu iftira atıyor şeklinde yayınladılar bu haberleri. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Bu ilk haber değil. Anastasdiadis’in ortaya atmış olduğu  farklı şeyler vardı. Federasyon değil gevşek federasyon şeklinde ortaya koyduğu, iki devletli çözüm şeklinde ortaya koyduğu görüşler de vardı. Biri başkanlık yerine dönüşümlü başbakanlık tezlerini ortaya atmıştı. Yani Anastasiadis çok ciddi bir şaşırtmaca yapıyor. Ve yine ortak parlamentodan Türk tarafının katılımının daha da zayıflatılması yönünde birtakım isteklerde bulundu. İcraatta bulunan hükümette 4 bakandan 1 bakanın katılımıyla ortak karar alınmış olacaktı. O bir bakanın katılımını da kabul etmiyor Rum tarafı. Daha da ileri gitmiştir. Hâlbuki burada bir bakanın katılımı etkin bir katılım değildi. Sayın Akıncı’nın kabul ettiği bu yaklaşım doğru bir yaklaşım değildir. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı etkin katılımımızı bile kabul etmiyor. Ben de diyorum ki Sayın Cumhurbaşkanı Akıncı’nın kabul ettiği etkin bir katılım değildi,  zayıf bir katılımdı. Ki bu zayıf katılımda da Rumlar her istediğini elde edebilirlerdi. Mesela parlamentoda 12 milletvekilinin Türk tarafının 3 milletvekilinin evet etmesi ile bu kararlar alınabilirdi mecliste. Zaten 3 milletvekili zaten olabilir. Niyazi Kızılyürek gibi 3 tane adam çıkabilir. Hâlbuki etkin katılım deyince Türk milletvekili sayısının yarısından 1 fazlası olması lazım. O da 12 milletvekilinde 7 milletvekili olması lazım. Bakanlar Kurulu’nda da 4 bakandan 3’ü ile etkin katılım sağlanabilirdi. Sayın Akıncı, zayıf katılımı etkin katılımmış gibi göstermektedir. Hâlbuki zayıf bir katılımdır bu. Bence doğru yapmamıştır Sayın Akıncı. Ayrıca garantiler konusunda, garantiler tam değildir diyerek çok büyük bir taviz vermiştir Sayın Akıncı. Mülkiyet konusunda da çok büyük tavizleri vardır Sayın Akıncının. Bunlar da kabul edilemez. Sayın Akıncı’nın Crans Montana’da vermiş olduğu haritanın hala daha ne içerdiği bilinmiyor. Biz az çok biliyoruz ama gizleniyor. Bu haritayı geri çektim demekle çekilmiyor. Dolayısıyla Rumların beklentileri çok daha fazladır. Kıyı şeritlerini de Rumlar istiyor.  Hem kapalı Maraş’ın deniz sahilini istiyorlar hem Güzelyurt’dan başlayarak Erenköy’e gidene kadarki deniz sahilini de istiyorlar. Denizlerdeki bu zenginlikleri gördükten sonra bunlara bir karış deniz sahili vermek bile ülkeye çok büyük bir ihanet olur diye düşünüyorum. İyi ki Rumlar Annan planına hayır demişlerdir yoksa buralar hepsi ile Rumların olacaktı ve bugün biz nasıl oldu da evet dedik Annan Planı’na diye dönüp ağlayacaktık. Karpaz Bölgesi de Rumlara verilecekti.  Bugün biz fevkalade büyük bir üzüntü ve acı çeker durumda olacaktık Rumlar da Annan Planı’na evet deselerdi.

Türkiye Cumhuriyeti Enerji Bakanı Sayın Fatih Dönmez adaya bir ziyarette bulunmuştu. Ve hep beraber Sayın Tatar, Sayın Taçoy ve Ali Murat Başçeri,  Yavuz gemimiz ile beraber adeta bir çıkarma gerçekleştirdiler. Sondajın başladığı bilgisi de verilmişti. Kıbrıs’ta bu gelişme olurken Rum tarafında da birtakım gelişmeler yaşandı. Onlar da Yunanistan enerji bakanının ev sahipliği ile beraber Amerika, İsrail ve  Güney Kıbrıs Enerji Bakanları ile beraber 5’li bir zirve gerçekleştirdiler hidrokarbon konusu ile ilgili. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Amerika, Kıbrıs’ın  etrafında, hem Doğu Akdeniz’de hem de Kıbrıs adasında stratejik çıkarları olduğunu söyleyen bir ülkedir. Yine İsrail’in Türkiye karşıtı politikaları bilinmektedir. Tâ Mavi Marmara  vakasından beri bilinen olaylardır. Kudüs’ü başkent yapmasından, İsrail’in ve Amerika’nın bunu kabul etmesinden, Golan Tepelerini İsrail işgal etti ve Golan tepelerinin İsrail’e ait olduğunu kabul eden bir Amerika var karşımızda. Dolayısıyla Amerika Türk dostu değil. Tamamen Rumların yanında, İsrail’in yanında. Hatta İsrail savunma sahasına büyük silahlar, bütçesine büyük paralar aktaran bir ülkedir. Amerika nasıl bir NATO müttefikidir? Nasıl NATO başıdır? 15 Temmuz darbesinin arkasında Amerika’nın olduğu yani FETÖ’nün olduğu bilinmekte. Yani bu işin içinde Amerika’nın da olduğu bilinmekte. Dolayısı ile İsrail, Yunanistan, Rum tarafı ve Amerika’nın birlikte yapmış olduğu bir enerji toplantısı da gayet bilinen bir durumdur ama anavatan Türkiye, Doğu Akdeniz’de en çok etkisi olan bir ülkedir. Yine aynı şekilde Kıbrıs adasının da garantörüdür. Ama Rumlar, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni o günden bugüne işgal ediyorlar. Kuzey Kıbrıs’ı işgal edemediler ama.  Kıbrıs Cumhuriyeti işgal altındadır, Kuzey Kıbrıs işgal edilememiştir. Gerçi onlara göre işgal bölgesi olarak tanımlanıyor Kuzey Kıbrıs ama istedikleri kadar öyle tanımasınlar biz Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortağı idik ve ortaklıktan kaynaklanan haklarımız bakidir devam ediyor. Yine Akdeniz Bölgesi’nde Kıbrıs adasının etrafındaki münhasır ekonomik bölgelerde Kıbrıs Türk halkının da hakları vardır. Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs adasının etrafındaki deniz kıta sahanlıklarını da Rum tarafı tamamen işgal edememiştir. Çünkü burada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vardır. Kuzeydeki kontrol ve egemenlik tamamen Kıbrıs Türklerine aittir ve Kıbrıs Türklerinin bu egemenliğini de garantör anavatan Türkiye desteklemektedir dolayısı ile başaramıyorlar başarıya ulaşamayacaklar diye bir şey yok. Rum tarafı daima şımaracaktır. Avrupa Birliği de zaten Rum tarafını, Yunanistan’ı her zaman şımartıyor ama Türkiye çok kararlı. Milli Savunma Bakanı’nın, Genelkurmay Başkanı’nın ve 4 kuvvet komutanının Kıbrıs’a yaptıkları ziyaret de bunun en belirgin örneğidir. Yaşasın Anavatan, Yaşasın Türk ordusu.

Sayın Özersay’ın da bir takım açıklamaları vardı Maraş konusunda. Asla Birleşmiş Milletler’i bu işin içerisine katmayacağız diye ifadeleri var ve sürekli bunun altını çizmekte. Çünkü Birleşmiş Milletler’in yanlı bir taraf sergilemesinden kaynaklı olarak bu görüşünü yeniliyor. Siz neler düşünüyorsunuz?

Birleşmiş Milletler askerleri 1964’ten beri Kıbrıs’ta vardı ve Kıbrıs’taki Türklere yapılan soykırımın, Türk köylerine yapılan işgallerin, katliamların önüne geçememiştir. Dolayısı ile Birleşmiş Milletler askerleri Kıbrıs’ta sadece gözlemci noktası ile hareket ediyorlar. Tutanak tutmakla meşguldürler. Bunun ötesinde Birleşmiş Milletler’i kalkıp da Maraş’a veyahut başka bir bölgeye karıştırmak doğru değildir. Onlar gözlemlerini yapsınlar, tutanakları gerekli yerlere bildirsinler ya da bazı konularda arabuluculuk yapsınlar onun dışında bir şey olmaz. Mesela adli yardımlaşma konusunda o tarafta suç işleyip bu tarafa kaçan veya tam tersini yapan insanların değiş tokuşunda arabuluculuk yapsınlar. Daha fazlasını yapamıyorlar zaten. Sınırdaki ihlallerde daha fazla bir gerginlik çıkmasını engellesinler. Bunları yapabilirlerse iyi. 1100 küsur Birleşmiş Milletler askerinin Kıbrıs’ta bulunmasına gerek yoktur diye düşünüyorum. Bu işin yavaş yavaş sonuna da geliniyor tamamen bir sivil gözetleme haline gelmeli sivil büro haline dönüşebilir Birleşmiş Milletler temsilciliği. Gerçi bu eylülde olmuyor 6 ay daha uzatıldı mı Önümüzdeki 6 ay ne olacak bilmiyorum ama bir 6 ay sonra denizlerdeki hidrokarbon arayacağız son nokta ne olacak onu da bilmiyoruz büyük ümidini hem Fatih sondaj gemisinin hem de Yavuz sondaj gemisinin doğalgaza ulaşmasıdır o zaman dengeler değişir diye düşünüyorum. Eğer Türkiye’de buna ulaşırsa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde doğalgazı ulaşırsa dengeler değişir.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine az kaldı siz de en başından beri aslında hatta ilk adaylığını açıklayan isimlerden birisiniz Ulusal Birlik Partisi’nden. Sizden sonra birçok ismin de duyulduğunu gördük. Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun gazetemize verdiği açıklamada da geçiyor ‘partide de duyuyorum’ dedi bir işadamına teklif götürüldü yine aynı konu ile ilgili siz neler söylemek istiyorsunuz? Siz adaylarımızı açıkladıktan sonra öyle konuların doğması sizde bir kırgınlık yarattı mı ya da siz neler hissettiniz?

Bende bir kırgınlık yaratmadı Sayın Tahsin Ertuğruloğlu -partimizin eski dışişleri bakanıdır-. Kendisi ile olan davamız hemen hemen aynı müşterektir. ‘Sayın Oğuzhan Hasipoğlu’ onun da Cumhurbaşkanlığına aday olabilirim şeklinde bir yaklaşımı vardı. Sayın Oğuzhan Hasipoğlu ile herhangi bir fikir veya düşünce ayrılığımız yoktur. Sayın Güray Çerkez bana adaylık teklif etti ama ben diyorum ki size adaylık teklif ettiler ne derse desin beni bağlamaz, Ulusal Birlik Partisi’nin bağlamaz. Ulusal Birlik Partisi, Cumhurbaşkanı adayını ya Parti Meclisi’nde belirleyecek ya da üyelerinin katılımıyla bir Kurultay yaparak belirleyecek ve tabii üyelerinin katılımıyla bir kurultayda Cumhurbaşkanı adayının belirlemesini de istiyorum. Başka arkadaşlar da çıkabilir Cumhurbaşkanlığı adaylığı için başka isimler de söylenebilir, başka isimlere de parti içinde yetkisiz esasında bazı kişiler sağdan soldan Cumhurbaşkanlığına adaylık teklif ederek aday aramaya devam ediyorlar sonra da bunu partiye empoze etmeye çalışıyorlar ama ortaya çıkan durum dışarıdan empoze ile veya emrivaki ile getirilecek herhangi bir adayı partinin yetkili organları kesinlikle kabul etmez. Ancak şöyle olabilir Parti Meclisi’nde veya partinin üyelerinin katılımıyla bir Cumhurbaşkanı adaylığı belirleme konusunda her kim isterse başvurabilir gelip müracaat edebilir ve üyelerin onayını eğer alırsa yani oy çoğunluğunu alırlarsa o zaman cumhurbaşkanı adayı olur eğer ben alırsam ben aday olurum eğer bunu başka birisi alırsa o aday olur. Sonuçta hepimiz kucaklaşır bütünlük içerisinde cumhurbaşkanlığını kazanmak için uğraşırız, gayret gösteririz. Dolayısıyla dışarıdan bir iş adamı da bir gazeteci de bir başka birisi de Cumhurbaşkanlığına UBP’den aday olursa aday olmak isterse cumhurbaşkanlığı konusunda Parti Meclisi’nin veya üyelerinin katılımıyla yapılacak olan bir seçime gelip katılmaları gerekir. Buraya katılırlarsa ve adaylıklarını burdan çıkarsa hepimizin kabulüdür ama bunun aksini düşünürlerse emrivaki ile gökten zembille inerek uzaydan atlayıp gelerek aday olmayı düşünürlerse bu mümkün değildir. Çünkü o birkaç kişinin zannedersem uzayda var mıdır acaba bizim partiden aday gösterebileceğimiz ve partiye acaba kabul ettirebilir miyiz diye düşünceleri var böyle bu şekilde adaylık olmaz. Ulusal Birlik Partisi genel başkanı da aday değil o zaman bu iş şöyle olur ya Parti Meclisi’nde seçim olur ya da üyelerin katılımıyla büyük bir seçim olur üyelerin katılımıyla yapılacak büyük bir seçim Cumhurbaşkanlığı yarışında Ulusal Birlik Partisi’nin çok daha güçlü olmasını sağlar diye düşünüyorum. Sonunda da tahmin ediyorum üyelerin katılımıyla yapılacak olan bir yarışma ile cumhurbaşkanı adayı Ulusal Birlik Partisi’nde belirlenecektir. Çünkü Sayın Genel Başkan da en doğrusu üyeliklerin katılımıyla yapılacak olan bir seçim noktasında bizimle hemfikir olduğunu ifade etmiştir.

Son olarak yeni hükümetimiz var artık birlikte kısa zaman önce hükümet ortaklığıyla dörtlü koalisyon hükümetinin yerine geçtiler. Peki bu hükümet sürecinde bizi neler bekliyor, diğer hükümetlere nazaran farklı olarak neler göreceğiz bu hükümetle?

Dörtlü koalisyondan çok çok daha iyi bir hükümettir 2’li koalisyon modeli. Çünkü 30 milletvekiline sahibiz. Hem dörtlü hükümet modelinde 27 milletvekili vardı hem de bir uyumsuzluk vardı 4’lü koalisyonda. Birazcık Kıbrıs meselesine ortak bakışları yoktu Türkiye ile olan ilişkileri ortak değildi aslında denizlerdeki doğalgaz aramalarında ortak bakışları yoktu ama bunu gizliyorlardı aslında. Yine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’ne bakış açılarında ortak bir vizyonları yoktu, ekonomik meselelerde bakış açılarında farklı dünya görüşlerine sahipti bu 4 Parti. Dolayısıyla bu dörtlü koalisyonun 16 ay bile yaşaması kurulması bile zaten mucizeydi ama bu mucizeyi gerçekleştiren Sayın Kudret Özersay’dı. Çünkü anahtar oydu. Bu anahtar Parti sonunda -o mucizeyi gerçekleştiren Parti- buradaki koalisyondan da ayrılarak öyle bir noktaya geldi ki ikili koalisyona döndü yani 16-17 ay önce kurulacak olan Halkın Partisi modeli 16-17 ay sonra kuruldu ama o da yaşanmış oldu denenmiş oldu görülmüş oldu. Dolayısı ile Ulusal Birlik Partisi’nin Halkın Partisi Hükümeti daha başarılı olacaktır. Anavatan Türkiye ile olan ilişkilerimiz daha rahat  yürüyecektir, yine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisine çok iyi katkıları olacaktır. Çünkü ekonomik meselelere bakış açılarında da çok farklı bir vizyonları yok. Kıbrıs meselesine bakış açısında da çok farklı bir misyon yok. Dolayısıyla bu işler daha kolay yürüyecektir. Maliye Bakanımız da ifade ediyor: Birçok noktada TNT’den para istemiyoruz, ay sonu geldiğinde gidip de Milli Piyangolardan spor dairesinin fonundan pay istemiyoruz, Merkez Bankası’nın yıl sonu elde edeceği kârdan pay istemiyoruz ödemelerimiz yapılması için biz ne yapıyoruz kendi kaynaklarımızla hem maaşlarımızı ödüyoruz hem borçlarımızı ödüyoruz hem de yatırımlara yönelik çalışmalarımız var projelerimiz de var Anavatan Türkiye ile imzalanan protokol sayesinde, şimdi 750 milyon TL’lik bir katkı olacaktır. Bunların hepsi de çok artı olan şeylerdir diye düşünüyorum. Sonuçta dörtlü koalisyonun hiçbir ortak yönü yoktu. Sadece Kıbrıs meselesinde ortak yönleri yoktu denmesi doğru değildir hiçbir yönde ortak yönleri yoktu ama bu ikili koalisyonun birçok müşterek yönleri vardır ve bu iş yürüyecektir diye düşünüyorum.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümetine karşır -2 aydan daha önce kurulmuştur- halkımızın sabırlı olmasını diliyorum. Anavatan Türkiye ile olan ilişkilerimiz her geçen gün gitgide iyileşiyor dikkate almasını gerekiyor. Çünkü tek güvencemiz Anavatan Türkiye’dir. Türk ordusunun garantisinden, garantörlüğünden vazgeçmeyelim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti bizim en büyük şemsiyemizdir, devletimizden asla vazgeçmeyelim unutmayalım. Atatürk’ün ifade ettiği gibi “Cumhuriyet en büyük bayramdır” Kıbrıs Türk halkı içinde en büyük bayramdır ve Kıbrıs Türk Cumhuriyetidir ama bizim ev ödevlerimiz vardı ev ödevlerimize de iyi çalışalım ödevlerimizi iyi yapalım. Devletimiz o zaman daha çok sevilecektir, Devleti idare eden yöneticiler o zaman görevlerini yapmış olacaklardır. Siyasete olan güveni sarsacak davranışlarda bulunmayalım siyasetçi arkadaşlarıma tavsiyem siyaseti olan güveni arttıracak çalışmalar içerisinde olalım ciddiyetten hiçbir zaman uzaklaşmayalım ama bazıları gidip Rumlarla birleşmek isterlerse onlara da gerekli cezayı sandıkta verelim diye ifade etmek isterim.