...

Ortak Tarihi Yaşamak: Dağlık Karabağ’ın Kurtuluşu

İletişim: omurpasha@hotmail.com

Ömür Kızıl

Dağlık Karabağ’ı Ermeni işgalinden kurtaran antlaşmanın imzalanması ile 10 Kasım 2020 tarihinde bölgedeki çatışma ortamı sona erdi. Azerbaycan ordusu, tarihî bir zafer kazandı. Çatışma sürecinde, Ermenistan tarafının ateşkes antlaşmalarına riayet etmediği göz önünde bulundurulursa, bu antlaşmanın yüklediği sorumlulukları ne ölçüde yerine getirecekleri tartışma konusu olabilir. Meselenin askerî strateji ve uluslararası ilişkiler boyutları konunun uzmanlarına bırakıldığında, bu olayın Türk tarihi ve Türk birliği konularında çok kıymetli sonuçları barındırdığı görülmektedir.

Türkiye ve Azerbaycan Türklerinin sıkça dillendirdiği “bir millet, iki devlet” sloganı, Dağlık Karabağ’daki askeri harekât esnasında Türkiye ve Azerbaycan’ın gerçekleştirdiği işbirliği, takındığı ortak tavır ve pozisyonlar sayesinde yeni bir payanda daha kazanmış oldu. Bir insan topluluğunu millet yapan unsurlar; ortak dil, ortak kültür, ortak geçmiş, sevinçte ve tasada ortak duygulara sahip olmak ve gelecekte de bir arada yaşama isteğini diri tutmak şeklinde sıralanabilir. Türkiye ve Azerbaycan’da yerleşik Türk topluluklarının tüm bu alanlarda sergiledikleri ortaklık, “bir millet, iki devlet” sloganının içi boş hamasi bir söylem olmadığını göstermektedir. Osmanlı Kafkas İslam Ordusu’nun, Azerbaycan Türklerini kurtarmak üzere Birinci Dünya Savaşı’nda gerçekleştirdiği askeri harekâtın anıları, aradan geçen bir asra rağmen nasıl hala dimağlarda yer edinip “ortak tarih” olgusuna hayat veriyorsa; Türkiye’nin Dağlık Karabağ’ın kurtarılması esnasında uluslararası arenada yalnız kalan Azerbaycan’a sağladığı siyasi, askeri ve teknolojik destek de aynı “ortak tarih” olgusunu güçlendiren yeni bir vaka olarak Türk tarihindeki yerini şimdiden almıştır. Çağın getirdiği kitle iletişim teknolojileri, söz konusu olayda sergilenen işbirliğinin etki ve sonuçlarını görselleştirme hususunda taşıdığı güçlü yönlerle, bu olayın etkisini kuşaklar boyunca taşıyacak bir kabiliyete sahiptir. Diğer bir deyişle mevcut kuşak, gelecek kuşakların “ortak Türk tarihi”nden bir sayfayı yaşamış olmanın bahtiyarlığını tatmıştır.

Ortak Türk tarihinin, ortak geçmiş algısını yaratma hususundaki işlevi göz önünde bulundurulduğunda farklı Türk topluluklarının ortak bir milli şuurda ittihada ermeleri açısından taşıdığı önem tartışılamaz. Ortak tarihi yaşamanın ve idrak etmenin de benzer bir işlevi, daha güçlü şekilde taşıdığı öngörülebilir. Ziya Gökalp’in, Türkçülüğü mefkûresinin büyüklüğüne göre sınıflandırdığı ünlü tasnifi göz önünde bulundurulduğunda ikinci aşamanın idrak edilmeye başlandığı söylenebilir. Ziya Gökalp’e göre Türkçülük; Türkiyecilik, Oğuzculuk/Türkmencilik ve Turancılık olmak üzere üç aşamadan meydana gelen bir mefkûreye sahiptir. Düşünürün yaşadığı dönemde, ulusal ve uluslararası konjonktürden dolayı bunlardan yalnızca “Türkiyecilik” uygulanma imkânına sahipti. Ancak ilerleyen on yıllarda diğer aşamalara geçilebileceği öngörülerek kültürel olarak buna hazırlanılması gerektiği hem Ziya Gökalp hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi Mustafa Kemal Atatürk tarafından dile getirilmiştir. Fikir babası olarak görülen Ziya Gökalp’in, Atatürk üzerindeki etkisi devletin kurucusunun şu cümlelerinden de izlenebilmektedir:

Bugün, Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır; fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez; tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir; bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman, Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde, dili bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir; hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır; manevî köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların, yani dış Türklerin bize yaklaşmasını bekleyemeyiz, bizim onlara yaklaşmamız gerekli.

Atatürk’ün yukarıda belirttiği hususlar yalnızca sözde kalmamış, onun Türk tarihi ve Türk dili ile ilgili inkılaplarında kendisini göstermiştir. Onlarca yılın ardından bugün, sevinçte ve tasada ortak duygular sergileyen Türkiye ve Azerbaycan Türkleri, Oğuz/Türkmen birliğinin imkânsız olmadığını göstermekte; Güney Azerbaycan, Türkmeneli ve Batı Trakya gibi kayıp vatanlardaki Türklere ümit kaynağı olmaktadır. Dağlık Karabağ gibi kayıp bir vatanın kurtarılması konusunda farklı Türk devletlerinin sergilediği ortak irade, Türk Dünyası’nın kayıp vatanlarında ve mazlum coğrafyalarında (sessizce de olsa) yankısını bulacaktır.