Özel Haberler

...

 TÖRE ÇATISININ KUTLU YILDIZI: EMİNE IŞINSU

Türk milletinin yeniden vâroluş mücadelesi verdiği zor yıllarda, Türk gençliğini “Töre” adlı kutlu çatının altında toplayan ve onlara yolbaşçı olan Emine Işınsu Hanımefendi’yi vefâtının ikinci yılında özlemle anıyoruz.

“Yüce Allah, beni bir Müslüman kul olma ile şereflendirirken şu dünyâdaki hayâtımda bana roman yazma vazîfesi verilmiştir. Böylece roman yazmayı, içtenlikle varoluş sebeplerinden biri olarak görüyorum.” diyen Emine Işınsu, gerek tasavvuf algısını yeniden nesillere aksettiren, gerek tarihi şuuru zihinlere işleyerek kazıyan, tiyatro eserleriyle çağına ışık tutan, yazı hayatına henüz on yedi yaşında başlayan, hem Türk edebiyatının da annesi olarak bilinen Halide Nusret Zorlutuna'dan ilham almış, bir kutlu davanın güçlü kalemidir.

"Kim Olduğum" Meselesi Değil, Soru Şu: "Neden Böyle Oldum?"

Kim olduğu meselesinden ziyade neden böyle olduğunu son kitabı "Kendimden Kendime" de anlatan Emine Işınsu; daima benlik şuurunu bir kenara bırakarak bir insanın neden böyle olduğunu veya niçin, ne olması gerektiği üzerine eğilen bir yazarımızdır. Sadece bir "böyle" kelimesinde gizli olan ve kendini açık gönüllükle yazabilen nadir şahsiyetlerden birisidir Emine Işınsu. Bize göre "böyle" ifadesi derin anlamlar içerir ve bir tercihin yani yüksek Türk kimliğini hafızalara eserleriyle kazıma tercihinin vücut bulmuş halini temsil etmektedir. Gayret ile, çile ile ve en önemlisi nesillerin ruhuna seslenebilme arzusuyla kendinden kendine akan bir nehir olmuştur. Ve yine dile getirmeliyiz ki, Emine Işınsu'nun yalnız bir kendi benliği yoktur. Kendi benliğinde Türk'ün bütün değerlerini temsil eden bir de genç nesil vardır ki işte bu kendinden kendine akma, bir neslin tezahürüdür.

Bir yazarı anlamanın ve zihnine erişebilmenin yolu, elbette ki onun hayatını bilmekten ileri gelir fakat yalnızca hayatına dair edinilen bilgiler yetmez. Bunun için yazarı bize en iyi anlatan, onun zihnidir. Ve bir yazarın zihni ise yazmış olduğu eserlerden anlaşılır. Eserleriyle yaşamından parçalar bulabildiğimiz Emine Işınsu'yu eserleri ve düşünce dünyasıyla anabilmek onu daha iyi tanıyabilmemize vesile olacaktır.

Çiçekler Büyür’e Dâir...

Yaşadıklarını tarihle de yoğurarak anlatan Emine Işınsu'nun romanlarından biri de  Çiçekler Büyür adlı romanıdır. Romanı yazma macerasını şöyle tarif etmiştir: "... 1946 olmalıydı, Rusya bizden Kars ve Ardahan'ı istedi. Bunun üzerine muhtemel bir savaş düşüncesiyle; Urfa'daki süvari tümeninin Sarıkamış'a nakli icap etti. Ve tümen; komutanlarıyla, erleriyle yola düştü... Biz, annem ve ağabeyimle beş altı ay kadar Urfa'da kaldıktan sonra, trenle Erzurum'a oradan, sanırım babamın yolladığı bir otomobille Sarıkamış'a ulaşabildik, mayıs idi ve kar yağıyordu... Urfa'nın sıcağından sonra, burada karı bulmak bir şaka gibiydi, fakat ben, hatırladığım kadarı ilk defa kar görüyordum. Kırklareli'nde gördümse de hatırlamıyordum... Kar çiçekleriyle de kardelenle yani, Sarıkamış'ta tanıştım... Erimeye başlayan karları delip, boy veren bu ince, narin, zarif, dokunursan üzülecek ve pek güzel eflatun pembesi renkleriyle, rüya ve hülya çiçekleri gibiydiler. O kadar tesirleri altında kalmışım ki, "Çiçekler Büyür" isimli romanımda, bir tema halinde kullanmıştım..."

Bundan kaynaklıdır ki Çiçekler Büyür romanındaki İlay karakteri Emine Işınsu nazarında tıpkı bir kardelen çiçeği gibidir. Bu karakter ile aslında yetişmekte olan Türk kızlarına, milli şuura sahip örnek bir kahraman sunmuştur. Hem narin hem de bütün zorluklara rağmen mücadelesini sürdürerek karlı topraklardan çıkan kardelen çiçeği ile, Türk kızları gibi güçlü olmayı ve onların eşsizliğini vurgulamak istemiştir. Bu romanda ise Bulgaristan'da yaşayan Türklerin gördüğü zulümleri, onların Türklüklerini ve kimliklerini unutmaya zorlandığını; canları ve malları, hatta namusları ile tehdit altında olduklarını işlemiştir. Kahraman Türk kadınının verdiği mücadele de tıpkı kardelen çiçeği gibidir.

Küçük Dünya'ya Bakış...

İlk romanı olan Küçük Dünya'yı Turizm ve Tanıtma Bakanlığı'nın açtığı bir yarışma sonucu yazmıştır. Bu romanda kendi tarifi ile 'kelimeye dökülmeyen bir aşk'ı anlatmıştır. Bir çizgili defter ve kurşun kalemle yola çıktığı bu romanı, kızı Elif'i kucağında uyuturken yazdığını belirtmiştir. Yazmaya bu denli âşık olan Emine Işınsu, bunun kendisine verdiği mutluluğu şöyle tarif eder: "Yazmak, yazabilmek ne sihirli ne yardımcı bir kuvvettir Rabbim, bana buncacık yazma yeteneği verdiğin için hamd ve şükür ediyorum."

Azap Toprakları'ndaki Mücadele

İkinci kitabı olan "Azap Toprakları", yazarken büyük bir ıstırap hissettiği, Balkanlarda yaşayan zulmün acıklı destanını anlatan ve Türklük şuurunu uyandıran, besleyen büyük bir eserdir. Yunan mezalimine karşı, bir avuç Türk'ün bütün imkansızlıklara rağmen Allah'a, Türklüğe ve tarihe sığınarak mücadele etmesini anlatmaktadır. Türklük uğruna verilen bu mücadeleyi, nesillerin hafızasına kazımıştır.

Ak Topraklar'ın Manası

“Sen Türk olduğunu unutursun da onlar unutmaz.” diyen Ebulfez Elçibey'in sözünü romanlarında işleyen Emine Işınsu, Ak Topraklar'daki Ak Hoca ile Dündar Taşer'i eşleştirmesiyle, Türklük ruhu ve imanının her daim devam ettiğini göstermek istemiştir. Bununla birlikte kurmuş olunan çatının yalnız vatan sınırları içinde değil, bütün bir Turan illerine aştığını gösterir.

Töre'nin Kuruluşu...

"... Töre ismine gelince; Ankara'da Alparslan Türkeş, Sadi Somuncuoğlu, İbrahim Metin, İskender Öksüz daha birkaç arkadaşın katılmasıyla bir toplantı yaptık. Derginin milliyetçi ve çok kaliteli bir mecmua olmasını arzu ettiğimi söyledim. Birçok isim ortaya atıldı, sonuçta "Töre" ismi kazandı. Töre'yi birçok ülkücü genç ziyaret etmiş, Emine Işınsu ve birçok ülkü erinin bulunduğu bu çatı, hem kendi neslinin hem yıllar sonra Töre’nin hatırasına sahip çıkan nesillerin yolbaşçısı olmuştur.

Sancı'ya Varış...

"Sancı" adlı romanda iki ülkücü genci anlatmış ve nasıl yazıldığını şöyle izah etmiştir: " Kahramanı sağ ve sol kavgalarının, ikinci ülkücü şehidiydi, Dursun Önkuzu'ydu. Töre'yi ziyarete gelen birçok ülkücü genci tanıdığım halde, Dursun'la hiç tanışmamıştım. Fakat öldürüldükten sonra dinlediğim hikayesi bana çok tesir etmişti. Onu yazmaya niyetlenince önce İbrahim Metin'in arabasıyla, eşi ve çocuklarıyla Dursun'un memleketi Zile'ye gittik. Çocuğunun babası ve babasının ikinci eşiyle, kız kardeşlerinden Dursun hakkında pek çok bilgi edindik. Ankara'ya döndükten sonra, bir de Dursun'un okul arkadaşlarını evde toplayıp, onlardan bilgi aldım. Ve böylece "Sancı" çıktı ortaya..."

Romanda geçen Dokuz Işık yürüyüşü, Yusuf İmamoğlu'nun şehit edilmesi gibi tarihi göndermeler de bulunmaktadır. Dursun'un ülkenin kurtuluşunda ilimden faydalanmak isteyen yüksek bir ideal sahibi bir genç olarak bütün bir ülkücü gençliği temsil ettiğini görürüz. Dursun'un ölmeden yarı baygın halde Dündar Bey'e: "Hem erenler ölmez efendim, suret değiştirirler." demesi belki de bütün bir romanın manasını içinde taşıyan bir söz olmuştur.

Hacı Bektaş'a Bir Yorum...

Emine Işınsu, genç nesillere yazma konusunda öğretmenlik yapan bir yazar olarak yalnızca işin teknik taraflarını göstermekle kalmamış her şeyden önce yazarlık ahlakını da öğretmiştir. Nasıl mı? Evvela bütün eserlerini, beğenip beğenmediği bütün yanlarıyla eleştirip kendisinden kendisine sunmuştur adeta. Bunu yaptığı bir eserine örnek verecek olursak kendi ifadeleriyle Hacı Bektaş romanını eleştirdiğini göreceğiz:

"... Kuvvetli şahsiyetine, derin bilgisine rağmen, az biraz çocuksudur benim Hacı Bektaş'ım... Öyle düştü gönlüme. Keşke; "Diyanet Vakfına ayıp olur, gecikiyorum." endişesi taşımasaydım da, daha fazla bilgi edinebilseydim..." demiştir.

Bunun gibi daha birçok eser... Onca sıkıntılı günler arasında verilen mücadele... Mücadeleler içerisinde başarma azmi... Hayattaki mutluluğu en fazla yazmakta bulan... Yazdığı kahramanlarla yatıp kahramanlarla kalkan, onlarla gerek ağlayıp gerekse de gülen...

Bir kutlu yazarı, bir dava insanını, yazmış olduğu eserler ışığında anmak istedik. Bugün onun izinde, nice Işınsuların yetişmesini temenni ediyoruz. Vefâtının ikinci yıl dönümünde rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz...