Ömür Kızıl

Tüm yazıları
...

DOĞU TÜRKLÜĞÜ

İletişim: omurpasha@hotmail.com

Ömür Kızıl

Türkiye’de gerçekleşen milletleşme deneyimi, pek çok sosyolojik vakada olduğu gibi kendisine özgü olgular barındırmaktadır. Bu deneyimden kasıt; parçalanan bir imparatorluk içerisinden filizlenen milliyet bilincinin olgunlaşması ve bu bilincin entelektüel, siyasi ve sosyal alanlar arasındaki etkileşim ile somut bir varlık kazanmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki azınlıkların, Atatürk’ün deyişiyle bize “sopayla” öğrettiği Türklük bilincinin teşekkülü Türk vatanının her coğrafyasında eş zamanlı ve eş nitelikte gerçekleşmemiştir. Bu durum üzerinde Anadolu coğrafyasının fiziki coğrafi yapısı, Anadolu üzerinde cereyan eden Türk tarihinin kendine has bazı karakteristik özellikleri ve milliyet bilincinin geniş kitlelere yayılmasını sağlayan enstrümanların Türkiye deneyindeki dağılışının etkisi vardır.

Türkiye’de millet oluşum sürecinin kendine has özelliklerinden birisi; Türkiye sınırları içerisindeki “Türk milleti”nin iki büyük Türk kültür havzasının birleşiminden oluşmasıdır. Bu olgu, dinamiklerini Anadolu’nun son bin yılındaki Türkleşme sürecinden almaktadır. 11. yüzyılda Anadolu’ya akın eden Türk toplulukları, farklı bölgelerde farklı siyasi teşkilatlanmalar ortaya koymuşlardır. Bu durumun en bariz göstergesi Anadolu geneline yayılan Türk beylikleridir. Zaman zaman bu beyliklerden bazıları birleşerek veya birbirinin topraklarını ilhak ederek daha büyük devletlere dönüşmüşlerdir. Ancak birkaç yüzyıl boyunca Anadolu’da Türk siyasi birliği kurulamamıştır. Dolayısıyla Anadolu’nun Türkleşme süreci, bu coğrafyanın farklı bölgelerinde farklı Türk devletlerinin yürüttüğü kampanyalarla gerçekleşmiştir. Farklı mahallerde farklı kültürlerle gerçekleşen kültürel alışverişin ve farklı coğrafi faktörlerin etkileriyle Anadolu sathında mikro Türk kültür havzaları teşekkül etmiştir. Bu olgu günümüzde hemşericilik dediğimiz sosyolojik bir vakayı da halen gündemde tutmaktadır. Mikro Türk kültür havzalarını doğuran temel sosyolojik şartların, 11. ve 15. yüzyıllar arasında cereyan ettiği söylenebilir. Bu süreç Anadolu’nun Türk siyasi birliğinden yoksun olduğu bir döneme denk gelmektedir. Ancak 16. yüzyıldan itibaren, köklerini Anadolu’nun batısındaki topraklarından alan Osmanlı devleti, Anadolu’da Türk siyasi birliğini sağlamış ve yaklaşık dört asır boyunca muhafaza etmiştir. İşte bu dört asırlık dönem (özellikle de son asrı) mikro Türk kültür havzalarının içtimai kültür karışmasını gerçekleştirip kültür birliğine ulaşmaları ve milliyet asabiyetine erişmeleri hususunda gerekli şartları büyük ölçüde olgunlaştırmıştır. Ancak bu durum Anadolu’nun tüm bölgelerinde aynı şekilde cereyan etmemiştir. Aşağıda bunun ayrıntısına değinilecektir. Ancak öncelikle, milliyet asabiyetinin ve modern milletin oluşumu için gerekli olan şartları gözden geçirmekte yarar var.

Milliyetçilik ile ilgili alan yazın incelendiğinde modern milletlerin oluşumu için gerekli olan şartların özetle şu şekilde sıralanabileceği görülür:

- Millet olacak olan unsurun komşularından açık bir şekilde ayırt edildiği, dilin sistemleştirildiği, “milli” geçmişe dair temel bilgi sunabilen başarılı bir akademik ilgi dönemi.
- Temel düzeyde dikey bir toplumsal hareketlilik: Eğitimli olanların içerisinde vatan içerisindeki farklı kültür havzalarının temsilcilerinin bulunması.
- Artan toplumsal iletişim, okuryazarlık, okullaşma ve pazar ilişkileri.
(1)

Millî hareketin başarıya ulaşmasında en etkili ve mutlaka olması gereken unsurlar olarak yaygınlaşmış bir okul eğitimi ve iktisadi unsurlardan (mahalli veya ulusal pazarlar) bahsedilebilir. Zira bu unsurlar, milliyetçilik çağı olarak isimlendirebileceğimiz 19. yüzyılda toplumsal iletişimi güçlendirip farklı kültür havzalarını kaynaştıran unsurlardır. Dolayısıyla yukarıdaki maddeler içerisinde olmazsa olmaz olanı üçüncü maddedir. Ancak tabii ki diğerleriyle birlikte kıymetlidir.

Milliyet asabiyetinin kitlenin geneline sirayeti için gerekli olan bu şartları sıraladıktan sonra Anadolu’daki Türk kültür havzalarının bütünleşmesi ile ilgili hususa geri dönebiliriz. Türkiye coğrafyası, Anadolu’nun Türkleşme süreci esnasında ortaya çıkan Türk kültür havzasını iki büyük kompartımana ayırmıştır. Bu iki büyük kompartıman içerisinde mikro ölçekli Türk kültür havzaları ortaya çıksa da; bunların milletleşme sürecinde iki pota içerisinde büyük ölçüde eridikleri söylenebilir. Anadolu coğrafyası, Türklerin bölgeye intikalinden önce de kültür havzalarını şekillendiren fiziki coğrafi unsurlara sahiptir. Bu coğrafi unsurların en büyük ve etkili olanı, tarihçi Heredot’un Yukarı Asya’ya çıkış olarak gördüğü Hopa-Tarsus hattı boyunca bir eşik gibi uzanan dağ silsilesidir. Bu dağ silsilesi Orta ve Batı Anadolu’yu Doğu Anadolu’dan ayıran doğal bir set vazifesi görmektedir. Bunun yanında Orta Anadolu’daki bozkırlar, kendisini tüm yönlerden çeviren dağlar vesilesiyle kıyı bölgelerden ayrılmakta ve “Orta Bozkırlar”(III) kültür havzasını oluşturmaktadır (bkz. Harita-1). Orta bozkırları çeviren dağ kuşakları “Toros Dağları”(II); kıyılar ise “Kıyılar”(I) kültür havzasını oluşturmaktadır. Bunların haricinde Hopa-Tarsus hattının doğusunda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun büyük kısmını kaplayan “Yayla Dağlar”(V) ile güneybatı ucunda “Mümbit Hilal”(IV) (Verimli Ovalar) kültür havzaları bulunmaktadır.(2) Anadolu’nun bu doğal kültür havzaları, Anadolu’nun Türkleşme sürecinde de etkisini hissettirmiştir (Harita-1).

Harita-1: Anadolu ve Çevresindeki Türk Kültür Havzaları(3)

Bu kültür havzaları arasındaki en güçlü fiziki faktör Hopa-Tarsus arasındaki dağ silsilesidir. Bu dağ kuşağı, binlerce yıl boyunca çok sayıdaki devletler arasında siyasi sınırları çizmiş; hattın batısındaki ve doğusundaki toplulukların birbirleriyle irtibatlarını kesmiştir. Ulaşım ve iletişim teknolojilerinin günümüzdeki kadar gelişmediği dönemler göz önünde bulundurulduğunda binlerce yıl boyunca bu hattın, toplulukları birbirinden ayırdığı söylenebilir.(4) İşte bu hat, Anadolu Türk tarihi ile ilgili iki büyük sürecin şekillenmesinde büyük bir rol oynamıştır. Bunlardan birincisi Anadolu’nun Türkleşmesi, diğeri ise Türk milletinin oluşması (milliyet asabiyetinin oluşumu) süreçleridir.

Anadolu’nun Türkleşme sürecindeki en belirgin etkisi farklı Türk devletleri arasındaki siyasi sınırı çizmiş olmasıdır. Hopa-Tarsus hattının doğusunun Türkleşme süreci, batısından daha önce başlamıştır. Hepsi Türk devletleri olan Artuklu, Saltuklu, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevi devletlerine ev sahipliği yapan coğrafya, birkaç asır içerisinde Doğu Anadolu ve Azerbaycan’dan müteşekkil müstakil bir Türk kültür havzasına hayat vermiştir (yazının devamında bu kültür havzası için “Doğu Türklüğü”; hattın batısında teşekkül eden kültür havzası için “Batı Türklüğü” tabirleri kullanılmıştır). Doğu Anadolu fiziki coğrafyasının sunduğu “Yayla Dağlar” kültür havzası, bölgedeki Türk topluluklarının göçebe karakteristiği ile karışarak yeni bir sosyolojik olguya hayat vermiştir. Bölgenin merkezi zaman zaman değişse de büyük ölçüde Diyarbakır merkezli bir Türk kültür havzası olduğu söylenebilir. Hattın batısında ise Batı ve Orta Anadolu’da çok sayıda Türk devleti kurulmuştur. Orta ve Batı Anadolu’nun farklı bölgelerini birbirinden ayıracak çok güçlü coğrafi engeller olmadığından birkaç yüzyıl içerisinde Osmanlı sancağı altında tüm Türk toplulukları bir araya gelebilmiştir. Ancak Osmanlı devleti, Orta ve Batı Anadolu’daki tüm Türk devletlerini egemenliğine aldığı ve hatta Balkanları dahi kontrol etmeye başladığı halde henüz Hopa-Tarsus hattının doğusuna geç(e)memişti. Osmanlı devletinin bu hattı geçişi ancak 1514 yılındaki Çaldıran Savaşı neticesinde olmuştur. Bu sefer ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun tamamına yakınını kontrol altına alan Osmanlı Devleti, Türklerin yurt edinmek üzere Anadolu’ya girişinin beşinci asrında Türk siyasi birliğini sağlayan devlet olmuştur. Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu’yu alırken Azerbaycan ve İran’ı kontrol altına alamaması, Hopa-Tarsus hattının doğusundaki Türk kültür havzasının siyasi bir sınırla ortadan ikiye bölünmesine sebep olmuştur (Bkz. Harita-2). 1514’den sonra gerçekleşen bu bölünme, Doğu Türklüğü’nün kültürel hinterlandını kaybetmesi sebebiyle şenliğini büyük ölçüde yitirmesine sebep olmuştur. Bu husus hem Doğu Anadolu, hem de Büyük Azerbaycan coğrafyaları için geçerlidir. Zira Doğu Anadolu Türkleri her ne kadar güçlü bir siyasi teşkilat (Osmanlı) altında varlıklarını devam ettirseler de Büyük Azerbaycan birkaç asır içerisinde parçalanmıştır. Bugün bu parçalanmışlık halen devam etmektedir (Harita-2).

Harita-2: “Yayla Dağlar” Kültür Havzasının Siyasi Sınırlarla Parçalanması

Hopa-Tarsus hattının, Anadolu Türk tarihinde büyük rol oynadığı ikinci süreç ise Türk milletinin (milliyet asabiyetinin) oluşma sürecidir. Türk topluluklarının modern anlamıyla milletleşme süreci, Avrupa’nın büyük uluslarıyla aşağı yukarı aynı dönemlerde başlamıştır. Milliyet asabiyetinin ortaya çıkışı ve geniş kitlelere yayılması bir anda olmamıştır. Yukarıda da maddeler halinde sunulduğu üzere bunun aşamalı halde şartları vardır. Bunlardan ilki millet olacak olan unsurun komşularından açık bir şekilde ayırt edildiği, dilin sistemleştirildiği, “milli” geçmişe dair temel bilgi sunabilen başarılı bir akademik ilgi dönemidir. Türk tarihinde Tanzimat Dönemi’nin (1839-1876) milliyet asabiyetini ortaya çıkarıp besleyecek akademik ilgi döneminin ilk kıvılcımlarını ortaya çıkardığı söylenebilir. Bu süreç daha sonra Meşrutiyet döneminde kuvvetlenerek devam edecek ve Cumhuriyet döneminde zirvesine ulaşacaktır. Akademik ilgi döneminin başrolünde toplumun aydınları (entelijansiya) bulunmaktadır. Aydınların ürettiği entelektüel içerik, geniş halk kitlelerine örgütlü ve yaygın eğitim sistemi ve matbuat vasıtasıyla yine aydınlar tarafından ulaştırılır. Bu iki unsur birbiriyle ilişkili olarak ilerleyen bir süreci inşa eder. Zira yaygın eğitim halk içerisindeki okuma yazma oranını arttırmak suretiyle, halkı aydınların ürettiği entelektüel içeriğe ulaşabilir kılmaktadır. Söz konusu entelektüel içerik milliyet asabiyetini ortaya çıkarması ve beslemesi muhtemel olan dil, edebiyat, tarih, kültür ve coğrafya odaklı bir içeriktir. Bunun için de halkın okuma yazmanın ötesinde genel kültür ile donanımını sağlayacak en az ortaokul ve lise düzeyinde eğitime ihtiyacı vardır. Dolayısıyla milletleşme sürecinde eğitimin önemli bir rolü olduğu söylenebilir.

Modern manadaki milletin oluşumu sürecinde etkili olan bir diğer unsur toplumsal iletişimin artmasıdır. Bunun için de en güçlü enstrümanlar yine yukarıda sunulduğu üzere eğitim, okuryazarlık, gelişmiş bir ulaşım ağı (o dönem için demiryolları) ve makro ölçekli Pazar ortamıdır. Raylı sistem teknolojilerinin gelişimi, dünyanın o zamana kadar görmediği ölçüde uzakları yakın etmiş ve farklı bölgelerin, toplulukların ve kültürlerin birbirleriyle etkileşimini mümkün kılmıştır. Uzakların yakın olması mahalli pazarları daha büyük ölçekli pazarlara dönüştürmüş ve bölgeler arası ekonomik entegrasyonu da mümkün kılmıştır. Dolayısıyla makro ölçekteki bir pazar ortamının ortaya çıkışının zaten büyük ölçüde ulaşım ağının gelişmiş olmasını gerektirmesinden dolayı bu unsurlar da birbiriyle bağlantılıdır.

Özetleyecek olursak Türkiye gibi geniş coğrafyada yaşayan bir insan topluluğunun “millet” denebilecek bir nitelik kazanabilmesi için okuryazarlık, örgütlü ve yaygın bir eğitim sistemi, gelişmiş bir ulaşım şebekesi ve makro ölçekteki pazar şartlarına ihtiyacı vardır. Pekâlâ, milliyetçilik çağının Türkiye deneyinde bu şartlar ne şekilde ortaya çıkmış ve kullanılmıştır. Bu noktada tekrar Hopa-Tarsus hattının belirgin etkisi hissedilmektedir. Tanzimat’tan Cumhuriyet dönemine kadar okuryazarlık, eğitim, ulaşım ve pazar şartlarının ülke sathına dengeli bir şekilde dağılımının önünde yine aynı set (Hopa-Tarsus arasındaki dağ kuşağı) vardır. Osmanlı’nın hattın doğusunu kontrol altına aldığı 1514’den 19. yüzyıla kadar, dönemin iletişim ve ulaşım teknolojilerinin bir sonucu olarak bu dağ kuşağı Doğu ve Batı Türklüğü’nü bir noktaya kadar yine ayrı tutmuştur. Dönem şartları düşünüldüğünde zaten bu kadar uzak coğrafyaların entegre olmaması doğal karşılanabilir. Zira hattın batısında Batı ve Orta Anadolu veya Trakya arasında da benzer uzaklıklardan ve entegrasyon sorunlarından bahsedilebilir. Ancak iletişim ve ulaşım teknolojilerinin geliştiği 19. yüzyılda hattın batısındaki Türk kültür havzaları birbirine entegre olurken, hattın doğusundaki Türk kültür havzası bu entegrasyona yeteri kadar dâhil olamamıştır. Zira eğitim, ulaşım ve pazar ile ilgili sunulan devlet hizmet ve yatırımları göz önünde bulundurulduğunda bu husus net bir şekilde görülmektedir. Bu sebeple Doğu Türklüğü kendi karakteristik özelliklerini bir müddet daha müstakil şekilde muhafaza etmiştir. Doğu-Batı entegrasyonuna imkân sağlayacak demiryolları ve eğitim kurumları gibi enstrümanlar ancak Cumhuriyet’in 10. yılından sonra Hopa-Tarsus hattını aşmaya başlamıştır.

Türkiye’nin çevresindeki ülkelerde yaşanan şiddet olayları ve savaşlardan kaçan insanların Doğu Türklüğü’nün yaşadığı coğrafyaya göç etmeleri bölgedeki sosyolojik dokuyu etkilemiştir. Özellikle Irak içerisindeki karışıklıklar, Körfez Savaşları, terör ve tedhiş faaliyetlerinin bir sonucu olarak Irak’tan gelen büyük Kürt göçü, bölgede ekonomik ve sosyal sorunlara sebebiyet vermiştir.(5) Bölgedeki sorunlar yerli Türklerin batıya göçünü hızlandırmış ve bu durum Hopa-Tarsus hattının doğusundaki sorunlara yenilerini eklemiştir. Pkk terörünün, bazı kesimler tarafından kasıtlı olarak bölgede yaşayan Kürtlerle ilişkilendirilmesi zamanla Batı Türklüğünün bölge halkına yönelik bakış açısında bir imaj değişikliğine sebep olmuştur. Ne yazık ki bu sorun bugün hala devam etmektedir. Yukarıda bahsedildiği gibi Hopa-Tarsus hattının doğusunda karakteristik kültürel özelliklerini muhafaza eden Doğu Türklüğünün,  farklı bir Türk kültür havzasından olma durumu, Kürtlük ile özdeşleştirilmiş ve bölge halkının bütününü temsil etmeye aday bölücülükle eşdeğer tutulan bir Kürtlük imgesi meydana getirilmiştir. Türkiye’nin milli birlik ve beraberliğini tehdit eden bu husus, birkaç on yıllık oldukça yeni bir vaka olup bugün Türkçü olduğunu düşünen (özellikle genç) kesimler arasında dahi kendisine yer bulmuştur. Bu kesimin zihninde, Türkçülüğün gelişim evrelerinde bayraktar olan Doğu Türklüğünün yetiştirdiği aydınlar büyük ölçüde içerisinden çıktıkları ortamdan soyutlanmış bir halde yer tutarlar. Oysa Doğu Türklüğü tarih, coğrafya ve ekonominin sunduğu tüm olumsuz şartlara rağmen Türk milli kimliğinin inşasında başarılı bir şekilde yerini almıştır. Makro ölçekteki Türk kültür havzalarının (Anadolu, Azerbaycan, Türkistan vb.) entegrasyonunu hedefleyen Türk Birliğine giden yolda, Türkiye’nin kendi içerisindeki mikro Türk kültür havzaları ile ilgili bu algı sorununu aşması büyük önem arz etmektedir.

Doğu Türklüğünün milletleşme sürecindeki konumunu, bu konumu doğuran şartları ve bugünkü durumu bir sonraki yazıda ele alacağız.

(1) Hroch, Miroslav (2011). Avrupa’da Milli Uyanış: Toplumsal Koşulların ve Toplulukların Karşılaştırmalı Analizi. İstanbul: İletişim Yayınları.

(2) Anadolu’nun kültür bölgeleri için bkz. Güvenç, Bozkurt (1996). Türk Kimliği: Kültür Tarihinin Kaynakları. İstanbul: Remzi Kitabevi.

(3) Harita-1’in oluşturulmasında Güvenç (1996)’in “Küçük Asya’nın Kültür Bölgeleri” başlıklı haritasından faydalanılmıştır.

(4) Hopa-Tarsus hattının Anadolu ve Türk tarihindeki yeri ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için bkz. Kızıl, Ömür (2019). Hopa-Tarsus Hattı: Türkiye Dosyası, Milli Devlet Gazetesi, www.millidevletgazetesi.net/KoseYazisi/hopa-tarsus-hatti-tehdidi-turkiye-dosyasi-3489

(5) Yaycı, Cihat (2019). Irak’ta Yaşanan Savaşlar ve Türkiye’ye Etkileri. Güvenlik Stratejileri, 15(30), ss.331-352.