Söyleşiler

Olayların Sosyal, Siyasî ve Ekonomik Sebepleri Var Türkiye, demografik bir operasyonun tam ortasındadır ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMALIYIZ Uzun vadeli yapısal reformlara ihtiyacımız var Zorluk, kıtlık, sefalet… KERKÜK DÜŞERSE DİYARBAKIR DÜŞER, ANKARA SARSILIR
ADI DEVLET OLSUN

ADI DEVLET OLSUN

Türk Milliyetçiliği tarihinde mümtaz bir yeri olan ve Türk Milliyetçiliği fikriyâtına pratikte ve teoride çok büyük katkıları olan Devlet gazetesini yıllar boyu sırtında taşıyan, gazetenin emektarlarından yazar Osman Çakır ile son eseri “Adı Devlet Olsun”u ve “Devlet”li yılları konuştuk.

Devlet gazetesinin Türk milliyetçiliği için önemi nedir? 10 yılı aşkın bir süre yayın yapan Devlet gazetesinin Türk milliyetçiliği fikriyatına katkıları ne olmuştur?

Nisan 1969 yılında yayın hayatına başlayan Devlet Gazetesi, Türk Milliyetçilerinin uzun süreli haftalık olarak yayın yapan siyasî ilk gazetesidir. Siyasette ve kültür hayatında yeni bir yapılanma içine giren Türk Milliyetçileri için yayınlandığı süre içinde Devlet Gazetesi, duygu, düşünce ve eylem birliğinin temini bakımından daima ana merkez durumunda olmuştur. İlmî alanda yayın yapan aylık Töre Dergisi, Gençliğin Ülkü ateşi olan Bozkurt Dergisi, meslek ve gençlik kuruluşlarının yayın organlarının çıkış kaynağı ve beslendiği ilk kaynak hep Devlet gazetesi olmuştur. Bu konularda “Adı Devlet Olsun” kitabında yeterli bilgilerin bulunduğu kanaatindeyim.

Devlet gazetesinin, kendinden öncekilere hatta sonrakilere de benzemeyerek, uzun yıllar yayın hayatını devam ettirmesinin sırrı neydi? Devlet gazetesi neyi doğru yapmıştı?

Devlet gazetesinin yayınlandığı yıllar ile doksanlı ve iki binli yılların yayıncılık şartları çok farklılık göstermektedir. Şimdi siz benimle küçük bir kutu (cep telefonu) içinde soruları sorabiliyor ve anında cevabını alabiliyorsunuz. İletişim ve haberleşme o kadar hızlı ki çok farklı şeyleri anında uygulamaya geçirebiliyorsunuz. Gazetenin KÜBİTEM günlerinde bir telefonu ve aynı hatta bağlı iki paraleli vardı. Balgat günlerinde hiçbir haberleşme vasıtamız yoktu. Dışkapı’da geçen günlerimizde ise tuz imalathanesinden paralel hat çekerek haberleşme sağlıyorduk. Bizden öncekilerin yayın hayatına son vermelerinin tek bir sebebi vardı, o da: “maddi imkânsızlık”. Devlet gazetesinin başarısı İbrahim Metin ağabeyin bütün varlığını ve kendisini ortaya atarak bu işi devam ettirmesidir.

Gazetenin çıktığı yıllarda yayın yapan diğer mecmualara göre Devlet gazetesinin tirajının neredeyse onların 2-3 katı olduğunu görüyoruz. Devlet gazetesinin bu kadar okunması nasıl sağlanmıştı? Gazetenin gündemini ve içeriğini neye göre belirliyor ve nasıl oluşturuyordunuz?

a-) Devlet Gazetesi haftalık olarak çıkan ve gazete bayilerinde de satılan bir yayın organıydı. O günkü dağıtım şirketinin (GAMEDA) prensiplerine göre (İstanbul ve İzmir şehir içi hariç) en az 4500 gazete ve dergiyi dağıtıma vermeniz ve bunun en az %60’ının satılma mecburiyeti vardı. Eğer satış rakamı %60’ın altında yani 2700 rakamının altında kalacak olursa siz o kadar rakamın da bâyi kârını dağıtım şirketine ödemek zorundaydınız. Bizler de en az ayda bir GAMEDA’nın yurt içinde gazete bayilerindeki satış durumunu kontrol ediyorduk.

b-) Gazetenin ayrıca milliyetçi-ülkücü kuruluşlara satılması için PTT aracılığı ile ödemeli gönderdiği toplu aboneleri vardı ve bu da en az rakam olarak gazete bayilerine verilen rakamın üzerinde seyretmekteydi.

c-) Devlet’in okuyucularının bire bir ad ve adreslerinin tarafımızca bilinen ve parası peşin olarak alınmış aboneleri vardı. Bunlar Devlet’in asıl okuyucu kitlesiydi.

Devlet, haftalık siyasî bir haber ve yorum gazetesiydi. Bu sebeple gündemimizin önceliğini bir hafta boyunca Türkiye’yi, Dünyayı, Türk Milliyetçilerini ve Türk Dünyası’nı ilgilendiren konuların milliyetçi bir açıdan yorumları ve haberlerin doğruluklarının tartışması-tahlili geliyordu. İkinci etapta muhtemel dünya ve Türkiye gündeminde yaşanabilecek olayların yorumlanması gelmektedir.

O dönem çıkan, kurum yayınlarına ilave olarak diğer milliyetçi ulusal ve yerel yayınlarla ilişkilerinde Devlet gazetesi nereye konumlanıyor? Milliyetçi yayınlar arasındaki yeri ve önemi nedir?

1969-1978 yılları arasında Devlet Gazetesi haftalık olarak (kısa bir dönem on beş günlük) 1978-1979 yılları arasında da 14 sayı aylık olarak on yıl yayın hayatını sürdürmüştür. Bu dönem içerisinde milliyetçi camiada haftalık olarak yayınlanan bir başka gazete ve dergiye rastlamıyoruz.

1975’den itibaren ülkücü teşekküllerin aylık yayın organları çıkmaya başlamıştır. Her kuruluşun yayın organı kendi mensuplarının karşılaştıkları sıkıntıları anlatan haberler ile Türkiye’nin meselelerine meslek kuruluşları olarak çözüm yollarını anlatmaya çalışmışlardır.

Buralarda yazı yazan kimseler yazarlık denemelerini ve tecrübelerini Devlet, Töre, Bozkurt gazete ve dergilerde kazanmışlardır. Yine bu dergileri çıkartan arkadaşlar da ilk teknik bilgilerini bu dergiler etrafında kazanmışlardır. Onun için Devlet, Töre ve Bozkurt dergileri ile Töre-Devlet Yayınevi ocağında yanan ateşten çıralarının tutuşturanlar gittikleri yerde yeni yeni ocaklar yakmışlar ve ülkü ateşini yükseltmişlerdir.

Mahalli olarak çıkartılan gazete ve dergilerin sayfalarını ise Devlet, Bozkurt, Töre Dergilerinden alınan yazılar oluşturmuştur.

Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden değerli büyüğümüz, Devlet gazetesinin İmtiyaz Sahibi İbrahim Metin Ağabeyi bizlere anlatır mısınız? Devlet gazetesi ve İbrahim Metin’in Ülkücü Hareket’teki yeri nedir ve hizmetleri neler olmuştur?

1969 yılında Devlet gazetesinin çıkartılmasına karar veren ekipteki üç isim: İbrahim Metin, Sadi Somuncuoğlu ve Halil Özyıldız Ankara Ticaret Lisesi’nde 1956 yılında başlayan arkadaşlıklarını 1958 yılından 1960 yılı sonuna kadar Türk Ocakları Gençlik Kollarında 1961 yılından sonra da Üniversiteliler Kültür Kulübünde devam ettirmiş bir arkadaş gurubu idi.

Aileleri; Konya ve civarındaki (Ereğli ve Aksaray) ilçelerin yerleşik insanları. Milliyetçiliklerini okullarındaki ve Türk Ocakları’ndaki; Nejdet Sançar, Zeki Sofuoğlu, Galip Erdem gibi ağabey ve hocalarından alıyorlar. Yani yetişme kaynağı da müşterek.

Bu duygu ve düşünce birlikteliği ileri yıllarda 1966’dan (askerliklerinin bitiminden sonra) itibaren siyasette de aynı çatı altında bulunmalarını icap ettiriyor ve CKMP gençlik kollarında görev alıyorlar. 1969 Şubat Adana kongresinden itibaren de MHP genel idare kurulunda ve parti başkanlık divanında görev yaptılar.

Bu üç arkadaş içinde o güne kadar en aktif yapıya sahip olan İbrahim Metin; sonraki yıllarda (1971’den itibaren) siyaset çalışmaları içinde hep Sadi Somuncuoğlu’nun arkasında ve onu öne çıkartma gibi bir çabanın içinde olmuştur. Sadi Somuncuoğlu CKMP Gençlik Kolları Başkanlığı, MHP Genel İdare Kurulu üyelikleri ve MHP Genel Sekreter Yardımcılığı ve Genel Başkan Yardımcılıkları dönemlerinde hep önde olmuş, İbrahim Metin de her türlü destek ile arkasında olmuştur.

Sadi Ağabeyin bu siyasî çalışmalarına karşılık Devlet gazetesi, Bozkurt dergisi ve Töre-Devlet Yayınlarının hayatlarının devamında, ANDA ve matbaacılık gibi oluşumlarda İbrahim Metin hep ön cephede yer almıştır. Yetişme ve hayat tarzı Ziya Gökalp’ten aldıkları ilhamdı.

“Benim hakkım, menfaatim, arzum yok

Vazifem var, başka şeye lüzum yok

Aklım gönlüm, düşünmezler duyarlar

Ondan gelen emirlere uyarlar

Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım.”

Sizinle beraber o yıllarda görev yapan diğer genç gazete personeli için İbrahim Metin nasıl bir patrondu? İbrahim Metin ile olan ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?

Ben altı yıllık bir süre içinde (1970-1976) gece-gündüz denilecek (şimdilerde 7/24 diyorlar, ben 7/28 diye ifade edeyim) bir zaman dilimi içinde fiilen gazetenin idare müdürlüğünü yaptım. Mahir Durakoğlu, Meriç Coşkun, Osman Oktay, Burhanettin Özbilici ile ortalama aynı zaman dilimi içinde İbrahim Metin ağabeyin emrinde çalışan kimselerdik.

İbrahim Metin ağabey hepimiz için (buna matbaada çalışan 14 yaşındaki çıraklar da dâhil) patron değil ağabey idi. Kendisi bizlere karşı daima sevecen, icabında kızan ama hiddetle değil, söz ile ikaz eden bir davranış biçimi vardı.

Aynı sofra etrafında aynı kaptan beraber yer, içer beraber güler, beraber üzülürdük. Bir aile gibiydik. Metin ailesi verilen mücadelenin tam ortasındaydı. Aysel Metin yengemiz kadın kolları faaliyetleri içinde aktif görevde, çocukları (3-10 yaş arasında) Çolpan, Elif, İlbige ve İlteriş Metin ezberlerindeki “Bayrak” şiirini on binlerin huzurunda okuyacak kadar cesaret sahibiydiler.

Gazetenin, dergilerin, yayınevi ve daha sonra matbaanın mâli yönetimi İbrahim Ağabeyin üzerindeydi. Fakat çalışanlar olarak bizim de yaptığımız kısmî harcamalar vardı. İlk zamanlar İbrahim Ağabeyden aldığımız avansları, kitapçılardan ve yurt temsilcilerinden alınan gazete satış paraları ile harcamalarımızı (posta, nakliye, kırtasiye gibi) bir kâğıda yazar, gelir-gider cetveli hâlinde aylık kendisine verirdik.

İlerleyen yıllar içinde bu tür harcamaları yazdığım bir defter vardı. Ben her haftanın hesabını oraya yazardım. Bu arada matbaacılara veya kâğıtçılara ödeme yapılacaksa (bazı matbaalar parayı almadan basmazlardı) ve Ankara dışına gideceği zaman İbrahim ağabey posta çekini bize bırakırdı. Ben de imzasını taklit ederek ödeme yapılacak yerlere posta çeklerini verirdim. Sonraları ben aylık ücretimi de o hesapların içinden almaya başladım.

İki veya üç sene sonraydı, 1976 yılı sonunda idare müdürlüğü görevini bırakırken hesapları yazdığım defterleri incelemesi için verdiğimde orada yanmakta olan sobaya attı ve hiç bakmadı bile. İnsanlara (sadece bana karşı değil) sonsuz bir güveni vardı.

Ben İbrahim Metin Ağabeyi tarif ederken “manevi babam” olarak tarif ediyorum. Duygularıma, düşüncelerime ve yaşama tarzıma onun kadar nüfuz etmiş bir başka insan olmamıştır. Benim için bir model insan olmuştur.

Beraber yola çıktığı ve aynı dönem içinde beraber bulunduğumuz kader arkadaşı Sadi Somuncuoğlu ve diğer arkadaşlarıyla yüksek sesle bir meseleyi tartıştıklarına veya herhangi birisi hakkında dedi-kodu yaptıklarına şahit olmadım. Tam bir ekip insanıydı. Tek şahsî davranışı cebindeki sigarayı “tırnak metodu ile çıkartarak” içmesiydi.

Devlet gazetesini uzun yıllar boyu omuzlarında taşımış biri olarak, Millî Devlet gazetesine tavsiyeleriniz nelerdir?

“Millî Devlet” gazetesini üç buçuk yıllık bir zaman içinde haftalık ve kâğıda basılı olarak çıkartmak ve okuyucu eline ulaştırmak günümüzde de çok büyük bir başarıdır. Bu başarıyı gösteren arkadaşları yürekten tebrik ediyorum.

Teknik zorluklar kalkmış, kısa süreli gazete ve dergi çıkartmak her ne kadar kolaylaşmışsa da en büyük zorluk ortadan kalkmamıştır. O da PARALI OKUYUCU bulmak. Abone olan kişi altı ay veya bir yıl süreyle sizi okumaya, takip etmeye söz vermiş ve bunun için de parasını size peşin vermiştir. Bu sizin için bir temel sermayedir. Bunun için yapılacak ilk işlerden birisi bu kitleyi çoğaltmak ve memnun etmektir.

Süreli yayınların yerine getirmesi gereken en önemli sorumluluklarından birisi, belirlenen gün ve saatte okuyucunun huzurunda olmaktır. Vitrine çıkmaktır. Bunun için hiçbir mazerete sığınılmamalıdır.

Yayın kadrosunda her hafta sürekli yazan üç-dört tane köşe yazarı, yedi sekiz tane de on beş gün veya ayda bir yazı yazacak bir kadro oluşturulmalıdır. Bu kadro mümkün olduğunca muhtelif yaş guruplarına göre olmalıdır.

Gazetenin veya derginin mutlaka bir baş hamalı olmalı ama hiçbir zaman yükün hepsi onun sırtına yüklenmemelidir. Gençler öncelikle kendi aralarında sık sık bir araya gelmeli, müşterek olarak okudukları makale ve kitap üzerinde tartışarak duygu ve düşünce birlikteliği meydana getirmelidirler. Bu çalışmayı on beş günde bir kendilerinden yaşça büyük olanlarla da yaparak nesiller arasında köprüler kurulmalıdır.

Herkes üç satır da olsa yazmaya teşvik edilmeli, gazetede bunlara da bir sayfa ayrılarak düşüncelerini serbestçe yazıya dökme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Bu yazılanlarda hiçbir zaman hakaret veya incitici olunmamalı, yayın sorumluları bunlara özen göstermelidir. Başlangıçta belki yazılanlar çok basit olabilir ama zaman geçtikçe bu arkadaşların içinden çok güzel yorum yazarlarının çıkacağı unutulmamalıdır.

Gazeteyi çıkaranların mutlaka kalın çizgileri olmalıdır. Bu çizgi Türk Milliyetçiliği Fikri çizgisi olmalıdır. Türk milletini meydana getiren değerlerimizin hiç birine hakaret edilmesine fırsat verilmemelidir.

Siyasetin ve siyasi partilerin çalışmalarınıza müdahale etmelerine izin verilmemeli, siyaset ile ilgilenmek isteyen hiç kimsenin de önüne geçilmemelidir.

Çalışmalarınızda başarılar diler, sevgilerimi sunarım.

Diğer Söyleşiler