Söyleşiler

Türkiye, demografik bir operasyonun tam ortasındadır ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMALIYIZ Uzun vadeli yapısal reformlara ihtiyacımız var Zorluk, kıtlık, sefalet… KERKÜK DÜŞERSE DİYARBAKIR DÜŞER, ANKARA SARSILIR SURİYE’DE NORMALLEŞME UZAK İHTİMALDİR YUNANİSTAN KÜLTÜREL SOYKIRIM YAPMAKTADIR
GÖSTERİLERİN TEK SEBEBİ SU KAYNAKLARI DEĞİL

GÖSTERİLERİN TEK SEBEBİ SU KAYNAKLARI DEĞİL

Dr. Babek Cavanşir ile İran Türkleri’nin protesto gösterilerinin nedenlerini, hangi boyutlara ulaşabileceğini ve bölgedeki Türk varlığı hakkında konuştuk.

Geçtiğimiz günlerde İran’daki Türk bölgeleri ve şehirlerinde başlayan ve kısa zamanda büyük boyutlara ulaşan protesto gösterileri meydana geldi. Bu gösterilerin sebepleri nelerdir?

Huzistan eyaletindeki bu protestolar o bölgedeki Araplar tarafından başlatıldı. Bu eyalet, İran’daki en büyük petrol kaynaklarına sahip ve İran’ın tatlı su kaynaklarının da dörtte üçü burada bulunuyor. Bölge nüfusu nisbî çoğunluk olarak Araplar’dan oluşmakla birlikte Huzistan’da ciddi bir Türk nüfusu da mevcuttur. Şah Rıza Pehlevi’nin hakimiyeti döneminde bu ilin etnik yapısını değiştirmek için bölgeye çok sayıda Lur, Behmeyî, Aladinî ve benzeri etnik gruplar yerleştirildi. İran-Irak savaşı da bu bölgeye egemen olmak için yaşandı.

İran’ın merkezindeki İsfahan, Yezd vb. illere su taşınması nedeniyle bölgede ciddi bir su sorunu yaşanmaya başlandı. Ayrıca, Çevre Teşkilatı Başkan Yardımcısı’na göre, “Hur al-Azim” bölgesinde petrol çıkarılması için Çin ile yapılan sözleşme nedeniyle, Yüksek Güvenlik Kurulu’nun kararıyla bölge kurutulmuştur. Şimdi de bölgedeki Araplar protestolara başladılar ve on gündür süren protestolar, rejim tarafından şiddetli bir biçimde bastırılıyor. Protestolara Huzistan’ın yerli Türkleri de katıldılar.

İlk günlerde Lurlar ve benzeri etnik gruplar daha fazla güç kullanımı nedeniyle sessizlerdi, ancak son günlerde İze ve diğer bölgelerde onların da protestolarına tanık olduk. Protestoları ilk başlatan bölgedeki Araplar oldular ve sebebi de bölgedeki ciddi su sorunları idi ama aslında bu konu sadece su sorunları ile de sınırlı değildir. İran’da Araplar da Türkler ve diğer etnik gruplar gibi ekonomik ve kültürel açıdan ciddi bir baskıya ve haksızlığa maruz kalmışlardır ve aslında su sorunu daha geniş protestolar için bir bahane oldu. Bu nedenle Huzistan’da ya da Arapların kendi ifadesiyle El-Ahvaz’da Araplar tarafından seslendirilen millî sloganlara da tanık olduk.

Kısa zamanda birçok şehre yayılan gösterilerde polisin sert müdahalesine direnen ve sloganlarıyla İran rejimini tedirgin eden Türklere karşı müdahale ve gözaltı kararlarıyla karşılık veriliyor. İran rejiminin baskıcı uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gerçek şu ki, yurt dışındaki İranşehrî (İran-Fars Milliyetçiliği / Pan-İranistler) muhalefetinin Arap kimliğini inkâr etmesi nedeniyle birkaç gün boyunca yurt dışındaki muhalefet medyasında Huzistan haberlerinin boykotuna veya görmezden gelinmesine tanık olduk.

Merkezi İran hükümeti ise her zamanda olduğu gibi, sorunu sert biçimde bastırmakla ve aynı zamanda medyasında saptırarak ve en sonunda konuyu yabancı müdahalesine ve dış mihraklara bağlayarak suçlayıcı bir yöntemi uygulamayı denedi.

Türkler, ilk günden beri sanal ortamlarda Arapları desteklemek için hareket ettiler ve nihayet Tebriz, Tahran ve Urmiye gibi şehirlerdeki gösterilere tanık olduk. Bu gösterilerde Arapları desteklemenin yanı sıra İran Türklerinin millî meselelerini ve yapılan baskılara da itiraz edilerek aynı zamanda Urmiye Gölü’nün kurutulmasına ve Şah’a da Şeyh’e de karşı olduklarını açıkla ilan ettiler.

Bu arada yurt dışındaki İranşehrî, Pehlevîci ve Pan-İranist muhalefetinin tüm hareketlerinde Türkler özellikle sessiz kalmayı ve onlara eşlik etmemeye çaba gösterdiklerini belirtmemiz gerekir.

Türkler, yurt dışındaki İranşehrî muhalefetinin iktidardan daha çok Türk karşıtı olduklarını bildikleri için bu kesime karşı çıkmaktadırlar. Bu nedenle de Türkler İranşehrîlere karşı çıkarak Arapların söz konusu haklı protestolarını ciddi biçimde desteklediler. Zira İranşehrîler hem Türkleri hem de Arapları kendilerine düşman olarak görmektedirler. Bu arada, İranşehrî muhalefet grupları, diğer rejim muhalifleri ve yurtdışındaki çeşitli medya kuruluşları son günlerde meseleyi kendi lehlerine müsadere etmeye çalışıyorlardı. Bu kesim, protestoların sebeplerini ve Türklerin desteğinin şeklini ve nedenini çarpıtarak, kendilerince Tahran’ı harekete geçirmeye ve pan-İranist idealleri uğruna rejimin düşmesine yönelik protestoları ülke geneline yaymaya çalışıyorlardı. Onlar 15 milyonluk Tahran nüfusunun 10 milyon kadarının Türklerden oluştuğunu ve İstanbul’dan sonra dünyadaki en kalabalık Türk nüfuslu şehrinin başkent Tahran olduğu gerçeğini de saklamaya çalışmaktadırlar. Onlar Türklerce seslendirilen sloganların bir kısmını dahi tahrif ederek farklı biçimlerde yaymaya çalıştılar.

İlerleyen günlerde yaşanabilecek muhtemel senaryolar noktasında neler söylersiniz?

Ciddi bir değişiklik beklemek pek mümkün değil. Önümüzdeki günlerde yeni hükümet iktidara gelecek ve yeni hükümeti destekleyenler onun arkasında ciddi biçimde birleşeceklerdir. Çünkü protestolar daha çok Arapların taleplerine dayanıyor ve aktarılan su kaynaklarından yararlanan merkezî ve çöl iklimli iller için bu sorun o kadar da önemli değildir.

Protestoların 2018’deki gibi yayılacağını sanmıyorum. Yurt dışındaki muhalefetin, protestoları ülke çapında yaygınlaştırma ve gerçekleştirme çabaları ise şimdiye kadar pek başarılı olamamıştır. Bu protestolarda önemli olan nokta, İranşehrîlerin düşman olarak nitelendirdikleri Türklerin ve Arapların birleşmeleri idi ve bu olayların belki de en büyük kazanımı bu birlik tablosu idi.

Huzistan bölgesinde Türklerin de yaşadığını söylediniz. Biraz onlarla ilgili bilgi verir misiniz?

Bilindiği üzere Türkler, 1000 yılı aşkın uzunca bir süre içinde İran Platosu’na hâkim olmuşlar ve bugün de ülkedeki değişik etnik gruplar arasında en fazla nüfusa sahiptirler ve diğer etnik grupların tersine hatta Fars dillilerin tersine ülkenin her bölgesi ve köşesinde yaşamaktadırlar. İşte bu bölgelerden biri de stratejik öneme sahip olan Huzistan bölgesidir. Tarihsel metinlere göre Huzistan bölgesinde Türkler’in askeri varlığına Sasanî (256-652), Abbasî (750-1258) ve Büveyhî (932-1055) dönemlerinde de rastlamaktayız. Selçuklu öncesi bölgeye hâkim olmuş Türk devletlerinden biri de Türk-Sübkerî Devleti (901-912) idi. Ardından ise sırasıyla Huzistan bölgesinde veya bir kısmına egemen olan Türk devletleri şunlardı:

Büyük Selçuklular (1037-1157)

Kirman Selçukluları (1041-1187)

Borsuklular (XI. yy. Sonları-1164)

Irak Selçukluları (1117-1194)

İldenizliler (1146-1227)

Salgurlular (1147-1287)

Huzistan Atabegliği veya Avşar Şumla Devleti (1152-1193)

Çengizli İmparatorluğu (1206-1227)

İlhanlılar (1253-1355)

Osmanlı İmparatorluğu (1299-1922)

Celayirliler (1339-1434)

İncuîler (1335-1357)

Timurlular (1369-1515)

Akkoyunlular (1378-1502)

Karakoyunlular (1408-1468)

Safevîler (1499-1735)

Afşarlar Devleti (1735-1803)

Kacar Devleti (1785-1925)

Ayrıca 18-20. yüzyıllarda Husiztan bölgesinnin tümüe veya bir kısmına zaman zaman Türk hanlıklarından Kaşkayı, Lerekî, Gündüzlü, Yarımtaklı vb. Türk hanlıkları da hâkim olmuşlardır.

Bugün de Huzistan’da azımsanmayacak düzeyde bir Türk nüfusu vardır. Bölgedeki Türk boyları şunlardır: Afşarlar, Gündüzlüler, Kengerliler, Hasanvendler, Eşkânîler, Yarımtaklılar, Ağaçeriler, Bayatlar, Tokmaklılar, Geyçbeyler, Şamlılar, Kaşkayılar, Dulkadirliler, Lerekîler vb.,

Afşar boyu Şüşter ve bölgelerde,

Gündüzlü boyu Şüşter ve çevresinde,

Kengerli boyu ilin kimi bölgelerinde,

Hasanvend boyu Hürrem-abad ilçesi, Silsile ve Hasanvend bölgeleri ve Badam-şirin köyünde,

Eşkânî boyu Huzistan’ın kuzeyi, Şuş kenti ve harabeleri ile Irak sınırları arasındaki köylerde,

Yarımtaklı boyu Endimeşk ve Dezful ilçelerinde,

Ağaçeri boyu Behbahan ve Ağacari kentlerinde,

Bayat boyu Şadigan bölgesinde,

Tokmaklı boyu Feriden ilçesi, Dârân ve Kerçembu bölgeleri ile çevreleri ve Şadigan bölgesinde,

Geyçbey boyu Şadigan bölgesinde,

Şamlı boyu Şadigan bölgesinde,

Kaşkayı boyu Ahvaz ilçesi, Heftgel, Neft-i Sefid bölgeleri, Çemen-lâle, Serbağ, Gerbez-mekân köyleri, Behbahan ilçesi ve Ağacari’de,

Dulkadir boyu Huzistan’ın birçok yerleşim birimleri ve köylerinde,

Lerekî boyu Huzistan’ın birçok bölgelerinde ve diğer yerleşik Türkler Huzistan’ın değişik bölgelerinde yaşamaktadırlar.

Türk-Lerekî boyu eskiden Ebulfars bölgesinde idi. Onların bir kısmı Heftgel ile çevresi, Mescid Süleyman ve Şüşter arasında yerleşmişlerdi. “Milli Petrol Şirketi”nin arayışları sonucu söz konusu bölgede petrol bulunduktan sonra burası “Huzistan Paris’i” adıyla ünlendi. Lerekîler, Şah Rıza Pehlevî zamanında devlet tarafından silahsızlandırıldılar. Fakat çok geçmeden Şehriver 1320 (Ağustos / Eylül 1941) karışıklıkları ortaya çıktı. Pehlevî rejiminin bizzat yönlendirmeleriyle henüz silahsızlandırılmamış olan Behmeyî ve Aladinî aşiretleri Lerekîler’in mal varlığı ve zenginliğini ele geçirmek için ansızın bir gece baskını düzenleyerek onların bölgesini işgal edip Lerekîleri oradan çıkardılar. Lerekîler ise Ramhürmüz, diğer şehirler ve köylere dağıldılar. Behmeyîler’in düşmanlığı burada bitmedi. Lerekî ailelerinden kimleri yıllarca bu olaydan geçtikten sonra Sultan-abad köyleri, Ramhürmüz ve diğer yerlerde yine Behmeyîler’in saldırıları ve yağmalarına maruz kalıyorlardı. Buna karşılık olarak Hayber Bey Lerekî ömrünün son yıllarında kendi adamlarını toplayarak ayaklanıp Celaliyan ailesinden öcünü aldı ve bir süre geçtikten sonra Lerekîler tekrar Ebulfars’a geri döndüler. Lerekîler Ebulfars bölgesinde beş köy oluşturarak yerleştikten sonra bir daha yaylaya çıkmadılar. Onlar bugün de burada değişik yerleşim bölgelerinde yaşamaktadırlar.

Diğer Söyleşiler