Söyleşiler

Türkiye, demografik bir operasyonun tam ortasındadır ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMALIYIZ Uzun vadeli yapısal reformlara ihtiyacımız var Zorluk, kıtlık, sefalet… KERKÜK DÜŞERSE DİYARBAKIR DÜŞER, ANKARA SARSILIR SURİYE’DE NORMALLEŞME UZAK İHTİMALDİR
YUNANİSTAN KÜLTÜREL SOYKIRIM YAPMAKTADIR

YUNANİSTAN KÜLTÜREL SOYKIRIM YAPMAKTADIR

​​​​​​​Rodos, İstanköy ve On İki Ada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği (ROİSDER) Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı ile İstanköy adasında Türklere ait vakıf mallarının Yunanistan tarafından satılmasını konuştuk.

Yunanistan’ın İstanköy adasında Türk-Müslüman Vakıflarına ait kültürel eserler satılmaya devam ediliyor ve yıkılıyor. Yunanistan, bu kültürel soykırımı ne zamandan beri yapmaktadır ve bugüne dek ne kadar eserimiz yok edilmiştir?

Rodos ve İstanköy adaları 1947 yılında Paris Antlaşması ile Yunanlılara verildi. Antlaşmadan bugüne kadar Rodos ve İstanköy’deki Türk kimliğini Yunanistan hükümeti silmek için bütün araçlarını kullanıyor. Vatandaşlık hakkı, Türkçe eğitim-öğretim yapma hakkı ve de Osmanlı’dan kalan vakıf mallarını yok ederek kimlikle mekân arasındaki bağlantıyı kopararak Türk kimliğini silecek. Bu şekilde hareket ediyor. Yunanistan, Avrupa Birliği üyesi olarak geçiniyor. Avrupa Birliği’nin kesinlikle kimlikleri koruma konusundaki duyarlılığını paylaşmıyor. Daha önceden Rodos ve İstanköy’de Osmanlı hukukundan kalma ve Birleşmiş Milletler evrensel haklarıyla da uyum içerisinde olan bu vakıflara ait mallar ortadan kaldırılıyor. Örneğin; vakıf yöneticilerini doğrudan doğruya orada yaşayan insanlar tarafından yani Türkler tarafından seçilmesi lazım. Başlangıçta bu yapıldı, daha sonra ise vakıf yönetim kurullarına kesinlikle kendi kimliklerini korumak istemeyen insanlar tarafından seçilen sözde seçimler yapılıyor. Aslına bakıldığında bir atama yapılıyor. Bu atamayla önce vakfı borçlandırıyor, bürokrasi kadroları şişiriliyor daha sonra vakıflar kendi kendini geçindiremiyor diye vakıf malları satılıyor. Burada çok önemli bir konu var: Yunanistan yasalarına göre vakıfların kesinlikle vergilendirilmemesi lazım. Lakin Türk vakıfları emlak vergisine tabi tutuluyor.

Sonuç olarak vakıfların mali bütçesi eritilip vakıf malları satışa çıkarılıyor. İstanköy’de bunun örneklerini görüyoruz. Son olarak 38 dönümlük bir vakıf malı satışa çıkarıldı. Peki, bu nasıl yapılabiliyor? Atanmış ve artık kendi Müslüman Türk kimliğini kabul etmeyen vakıf başkanları tarafından yapılıyor. Elvan Kocaoğlu diye bir vakıf başkanı var. Bu hanımefendi artık kendisinin Türk olduğunu kabul etmiyor, ben Yunan Müslümanıyım diyor.

Bir başka önemli konu daha var. Örneğin Defterdar Camisinin minaresi yıkıldı. Arkasından şadırvanı yıkıldı. Bunların bakımı için de paraya ihtiyacımız var deniyor. Oysa ki bunların onarımı Yunanistan’ın yükümlülüğünde. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin gerek Rodos gerekse İstanköy’de camilerin onarılması için de katkıda bulunmasına Yunanistan hükümeti kesinlikle izin vermiyor. Buna karşılık diğer Balkan ülkelerinde Osmanlı’dan kalma diğer yapıların onarımına izin veriliyor. Şu anda İstanköy’de Türk ve Müslümanların ibadet etmesi için açık bir cami kalmadı. Rodos’ta da bir tane cami kaldı. Yunanistan, Rodos ve İstanköy’de yaşamakta olan Türklüğü silmek istiyor. Bu, bir kültürel soykırımdır.

Yunanistan’ın, ülkesindeki Müslüman Türk azınlığın haklarını koruyacağına dair söylemlerini defalarca tekrar etmesine rağmen söylemlerine aykırı olan bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yunanistan dediğimiz devlet gerçek anlamda bir devlet değildir. Bunu şundan dolayı söylüyorum: orada yaşayan Türklerin kimliğinin korunması aslında bir devletin görevidir. Oradaki Türk varlığını silmek için Rodos ve İstanköy’de Türkçe öğrenim veren çift dillilik esasındaki okullar 1972 yılında kapatıldı. Şu anda çocuklarımız kendi anadillerini ve kültürlerini öğrenme haklarından mahrumlar. Yunan devleti, kendi varlığını korumak için Türk düşmanlığını gerçekten sürdürmek istiyor. Yunanistan’ın geçmişten gelen kendilerince bazı travmaları var. Onlara göre, Türkler Yunanlılara fayda getirmiyor diyorlar. Bu geçmiş, Avrupalılar tarafından şu anda bile kullanılmak isteniyor. Günümüzde bütün adalar Türklere karşı silahlandırılmış durumda.

Geçmişte İskeçe Türk Birliği’nin, Büyükelçiliklere haklarının korunmasına yönelik yazı gönderdiğini biliyoruz. Sizin İstanköy’deki Türklerin ve sahip olunan dini-kültürel eserlerimizin korunmasına yönelik çalışmalarınız nelerdir?

Geçmişten gelen bu travmalar ortadan kaldırılmalı. Bunun için de bir yandan dostluk elimizi uzatıyoruz ama diğer bir yandan da Rodos ve İstanköy’de var olan Türklerin kültürel kimliği kabul edilmeli, Türkçe öğrenim yapan okullar tekrar açılmalı, vakıflara karşı uygulanan vandalca işlemler ortadan kaldırılmalı diyoruz. Biz de Avrupa Konseyi’nin ilgili komisyonlarına mektup yazıyoruz. Son olarak 38 dönümlük vakıf parçasının satılması üzerine ben Yunanistan Spor ve Kültür Bakanlığına, Vakıf Malları Başkanlığına ve Yunanistan’ın Ankara büyükelçisine bir yazı yazdım. Arkasından Avrupa Konseyi’nin ilgili üyelerine bir mektup yazdım. Bu kültürel soykırım insanlık için gerçekten önemli. Bu anlamda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Avrupa’da azınlıklarla ilgili Avrupa Halklar Birliği Federasyonu var. Orada da aktif çalışma yapıyoruz. O aktif çalışmada da Yunanistan’ın Rodos ve İstanköy’de uyguladığı kültürel soykırımı deşifre ediyoruz. Yunan devleti, bizim yaptığımız çalışmalara son derece karşı bir tutum içerisinde. Bu bağlamda benim şu anda Yunanistan’a giriş yasağım var, Yunanistan’da tutuklandım. Tutuklanma gerekçem de; ben diyorum ki Rodos ve İstanköy’de Türkler yaşıyor, bunların Türk kültürel kimliğini korumak Yunan devletinin işi. Böyle dediğim için tutuklandım.

Özellikle kültürel değerlerin nefretle ve şuursuzca yok edilmesi karşısında, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası camiada herhangi bir tepki gösterilmekte midir?

Biz, BM’nin toplantılarına katılıyoruz. O toplantılarda azınlıklarla ilgili toplantılar da oluyor. Bu toplantılarda da bu konuyu dile getiriyoruz. Ben dile getirdiğim zaman hemen Yunanistan devletinin temsilcisi akıl almaz bir şekilde tepki gösteriyor. Temsilci: “Rodos ve İstanköy’de Türk yoktur” diyor. 1972 yılına kadar Türkçe öğrenim yapan okullar vardı. 1972’den sonra Türkler buhar mı oldu? Biz, uluslararası arenada da etkinlik göstermeye çalışıyoruz. Yunanistan, Batı Trakya Türklerinin de kültürel kimliğini yok etmek için çalışmalar yapıyor. Buna karşılık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Batı Trakya Türkleri dernekleri gidiyor ama Yunanistan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de uymuyor. Yunanistan, sanki bir korsan devlet gibi davranıyor çünkü uluslararası evrensel değerlere sahip olan devletler İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uyuyor. Bu anlamda da çok daha yoğun çalışmalar yapılması gerekiyor. Rodos ve İstanköy’de nüfus daha az olduğu için onları sindirme, onları yok etme işlemlerinde daha kolay sonuç alacağını sanıyor. Dolayısıyla Batı Trakya da çok önemli ama özellikle İstanköy’deki Türklerin kültürel kimliğini korumak konusunda önemli ölçüde uluslararası alanda çalışmalar yapılması lazım.

İstanköy’de ve Yunanistan’ın çeşitli bölgelerinde, Türklerin maruz kaldığı baskı ve haksızlıklar karşısında Türkiye’den yeterli destek görülmekte midir ve Türkiye’nin bu süreçte alması gereken rol nedir?

İlk olarak, Yunanistan’ın gerek Batı Trakya’da gerekse de Rodos ve İstanköy’de uyguladığı kültürel soykırımı Türk-Yunan ilişkilerinde bir araya gelindiği zaman devlet nezdinde bunu dile getirmek gerekiyor. Elbette ekonomik olarak iyi ilişkiler kurmak gerekiyor ama bir araya gelindiği zaman Batı Trakya, Rodos ve İstanköy Türklerinin sorunlarını mutlaka gündeme koymak gerekiyor.

Ardından zorlayıcı diplomasi denilen bir takım uygulamalar var. Zorlayıcı diplomasinin bir sürü araçları var. Bunu, yetkililer elbette çok iyi bilirler. Rodos ve İstanköy dâhil olmak üzere Batı Trakya’da Türk kimliğini korumak Türkiye’yi korumakla eşdeğerdir. Çünkü oradaki Türkleri korumazsak Türkiye’nin varlığını da tehlikeye atmış oluruz.

Bütün adalarda Türkiye’ye karşı silahlandırılmış birimler var. Bunu açık şekilde de söylüyorlar. Bir de pek bilinmeyen milis güçleri var. Rodos ve İstanköy’e orduların dışında yüksek sayıda milis güçleri konuşlandırılmış durumda. Bu milis güçler de Türklere karşı oluşturulmuş birliklerdir.

Diğer Söyleşiler