Söyleşiler

Akdeniz’de istikrar ve barışın adı Türkiye’dir.

Akdeniz’de istikrar ve barışın adı Türkiye’dir.

Dr. Emete Gözügüzelli ile Yunanistan’ın 12 mil kararı ve gerçekleşen istikşafi görüşmeler üzerine konuştuk.

Yunanistan’ın İyon Denizi’ndeki kara suları genişliğinin 12 mile çıkarılmasını öngören tasarı Yunan meclisinde kabul edildi. Yunanistan’ın bu hamlesi ne anlama gelmektedir?

Bu tasarı, Yunanistan’ın mevcut deniz alanlarındaki maksimalist taleplerinin bir uzantısıdır çünkü Yunanistan gerek Akdeniz’i gerek Adalar Denizi’ni kendi denizi gibi varsayan bir mantıkla hareket eden bir tutum içerisindedir. Bu tutum tamamıyla ideolojik ve siyasi temeller üzerine kurulu, uluslararası hukukun karşısında bir anlayıştır. Türkiye güçleniyor. Donanması ile yerli ve milli savunması ile, sahada ve masada güçlü hamleleri ile Türkiye küresel güç olarak hareket ediyor. Yunanistan, her zaman büyük yaygaralar çıkararak, haksız olduğu halde kendisini haklı gösterme anlayışını siyasetinin bir parçası haline getirdiğinden dolayı hep bu şekilde davranmıştır ve bu zeminde bir siyaset gütmüştür. Dolayısıyla İyon Denizi’ndeki hamlesi, bunu Adalar Denizi’nde de gerçekleştirme niyetinin bir göstergesidir.

Yunan İçişleri Bakanı’nın, doğru zaman geldiğinde Adalar Denizi’ndeki kara sularının da genişletileceği şeklindeki açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye açısından böyle bir hamlenin kabul edilmesi ya da gerçekleşmesine rıza gösterilmesi mümkün değildir. Çünkü Türkiye tarafından 1995 yılında alınan “casus belli” dediğimiz karar geçerlidir. Türkiye bu konuda blöf yapmıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerek Ege gerek Akdeniz gerekse Kıbrıs meselelerinde uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarına sahip çıkacağının altını devamla çizen ve çok net bir şekilde kamuoyunda şeffaf nitelikli mesaj veren bir ülkedir. Kıvırmadan net ifadeler ortaya konuluyor. Bu önemlidir. Yunanistan’ın, karasularını genişletme haklarımız saklıdır diyerek Adalar Denizi’ni işaret etmesi sadece bir nabız ölçme gayretidir. Türkiye’nin bu konudaki kararlılığının, “casus belli” anlamındaki duruşunun sürüp sürmediğini ölçme çabasıdır.

Esasen, Yunanistan da Türkiye’nin dediğinden farklı bir adım gerçekleştirmeyeceğinin bilincindedir. Türkiye gerek enerji gerekse deniz yetki alanlarının sınırlandırması meselelerinde uluslararası hukukta hakkaniyet esasında bir paylaşımdan yana olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yunanistan’ın bu tip hamleleri Türkiye açısından elbette yok hükmündedir. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın talimatlarıyla tüm iktidar erkinin ve bizzat Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar’ın da ortaya koyduğu refleks nettir. Türkiye bir oldubittiye müsaade edilmeyeceğinin gösterildiği milli ve yerli bir refleks içindedir. Türk Dışişleri Bakanımızın açıklamaları ve son istikşafi görüşmelerde oluşturulan heyetle birlikte Türkiye, konuya ne derece önem verdiğini, diyalogdan yana olduğunu da yeniden ortaya koymuştur.

Malumlarınız üzere, Türkiye, diyalog ve iş birliğinden yana bir tavır içerisinde olduğunu bu ihtilafın başladığı zamandan beri ortaya koyuyor. Bu tavır, uluslararası hukukla uyumlu ve nettir. Diyalog ve barışçıl yollarla problemlerin çözümlenmesi Türkiye’nin önceliğidir ancak bu öncelik ve iyi niyetin suistimaline yönelik herhangi olası çabalara da göz yumulacağı manasında değerlendirilmemesi gerekir.  Unutulmamalıdır ki 2016’da istikşafi görüşmelerde masadan kaçan taraf Yunanistan olmuştur. Aynı Kıbrıs meselesinde olduğu gibi masayı terk eden taraf köşeye sıkıştıklarında ya Yunanistan olur ya da Güney Kıbrıs olur. Buna alışkınız ve bunu görmezden gelme tavrı sergileyen Avrupa’nın daha bir görünür şekilde Türkiye’nin bu samimi duruşunu artık hissettiği kanaatindeyim. Çünkü Türkiye çatışmadan yana bir tavır sergilemiş olsaydı bugün bölgede bu ortam oluşurdu. Akdeniz’de istikrarın ve barışın adı Türkiye’dir. Dolayısıyla Türkiye, bu istikşafi görüşmelerde de istikrarlı ve bölge barışını sağlayıcı hamlelerini Yunanistan’ın provokasyon nitelikli tavırları karşısında dahi koruyacaktır çünkü Türkiye bölgede ev sahibidir, bir reis konumundadır.

Türk Dışişleri’nin özellikle Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki çalışmaları ve yaşanan gelişmeler karşısındaki tavrı nedir?

Dışişleri Bakanlığımız Adalar Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de devlet politikasını yansıtan, uluslararası alanda teamüllere uygun bir şekilde, uluslararası hukuk zemininde iş birliği ve diyalogdan yana tavır sergileyen ve hukuktan kaynaklı haklarımızı net bir şekilde ifade eden tutumda faaliyetlerini yürütmektedir. Türkiye’nin diyalogdan yana tavır sergilemesinin, hak ve menfaatlerinden vazgeçeceği manasında değerlendirilmemesi gerekmektedir. Çünkü devlet refleksi, kimi zaman siyasi zeminde kimi zaman “gambot diplomasisinde” kendisini göstermesi gerektiği yerde ve zamanda görülür. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu’nun başarılı çalışmaları ile bizzat yapıcı ancak dik duruş sergileyen tutumunu sürdürmektedir.

4,5 yıl aradan sonra 25 Ocak’ta 61.turu gerçekleştirilen istikşafi görüşmelerin Türkiye-Yunanistan ilişkilerine etkisi nasıl olacaktır?

Her zaman için diyalog, iş birliği ve uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde ihtilafların çözümlenmesi önem arz eden bir konudur. Bu, BM anayasasının 33. maddesinde de çok net bir şekilde izah edilmektedir. Devletlerin uluslararası alanda eşit ve egemen statüde birbirlerine saygı çerçevesinde hatta iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde hareket etmesi gerekir ve Türkiye de bu esasta her zaman Yunanistan ile ilişkilerini ilerleten ve genişleten bir ülkedir.

İstikşafi görüşmelerin sürmesi önemlidir. Bu görüşmelerde tarafların ihtilaf içerisinde oldukları konuları tespit etme ve bunları çözümleme yönünde ortaya koyacakları duruş Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinde ihtilafların çözümlenmesinde olması gereken bir tavırdır. Yapıcı gelişmelerin yaşanmasını imkân kılacak adımlar belki de önümüzdeki süreçte atılacaktır. En azından “soft” konular üzerinde ilerlemelerin olabileceği kanısındayım. Lakin katı politika bağlamında bizzat hassas konular üzerinde Türkiye’nin geri adım atması bekleniyorsa bu konuda hayal kırıklığı yaşayacakları aşikardır. İlerleyen zamanda bu kararlılık karşısında Yunanistan eğer provakatif adımlarını sürdürürse Türkiye’nin bu noktadaki yanıtını sahada ve masada gerektiği şekilde alacağını da bilmesi gerekir.

Yapılan görüşmelerden üç gün sonra Yunanistan, ABD ile ortak askerî tatbikatı kapsamında ABD’ye ait 30 adet saldırı helikopterinin Dedeağaç Dimokritos Havalimanı’nı askerî üs olarak kullanacağını açıkladı. Bir nevi tahrik hamlesi olarak yorumlanan bu gelişmeyi siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Lozan Antlaşması’na ek Trakya sınırına ilişkin sözleşmede Madde 1’e göre; Ege Denizi’nden Karadeniz’e kadar, Türkiye’yi Bulgaristan ve Yunanistan’dan ayıran sınırların her iki yanındaki topraklar, aşağıdaki sınırlar içinde ve yaklaşık olarak 30 km genişliğinde olmak üzere askerlikten arındırılacaktır. Madde 3’e göre; jandarma, polis, gümrük memurları, sınır bekçileri gibi iç düzeni sağlamak ve sınırları gözaltında tutmak için gerekli özel unsurlar dışında silahlı hiçbir kuvvet ne konaklayabilecek ne de dolaşabilecektir. Ayrıca kara, deniz ve hava kuvvetlerine ilişkin olarak saldırı ya da savunma amacına yönelmiş, başka hiçbir tesis de kurulmayacaktır. Yani ABD’nin Yunanistan Dedeağaç’ta silahlanması ve havaalanına üs kurması Lozan’a aykırıdır.

Burada sadece Dedeağaç değil, 19 ada üzerinde askeri donanım geliştirilmiş ve Lozan’da, 1947 Paris anlaşmasında öngörülen hükümler ve bunlardan önce var olan silahsızlanmaya dair anlaşmalar yok sayılmıştır. Bu gelişmeler Kıbrıs’tan da ayrı düşünülemez. Zira son dönemlerde Kıbrıs’ta da deniz ve hava üslerinin açılması konusunda halk içerisinde Kıbrıs Türklerinden artan talebe Türkiye’nin karşılık vermesi de gerekiyor.  Kıbrıs’ta ki silahlanma faaliyetleri ile Kıbrıs Türk haklarının ihlal edilmesinden kaynaklı meselelere dair güvenlik açısından deniz ve hava üslerinin açılması yönünde hakları vardır.

Amerika’nın, Yunanistan’ı bu tip askeri anlamda destekleyen tavırları ve faaliyetlerini doğrudan Türkiye’ye yönelik bir tehlike olarak addetmek yerine Karadeniz Bölgesi’ndeki ülkelere, özellikle Rusya’ya da dolaylı olarak bir gözdağı verme niteliği taşıdığı kanaatindeyim. Tabi ki bu tehditler dolaylı gibi görünse de yarın doğrudan olabilme riskini her zaman taşımaktadır. Zira Türkiye güdümlü bir devlet konumundan çıkmıştır.

Türkiye bölgede önemli ülkedir. Türkiye’nin güvenli olması, bölgenin güvenli olması demektir. Dolayısıyla burada Yunanistan’ın Amerika ile son dönemlerdeki bağlantıları ve Amerika’nın Yunanistan’ı bir stratejik müttefik olarak adlandırarak desteklemesi ve Güney Kıbrıs’ın üzerinden silah ambargosunun kaldırılarak silahlanma yönünde desteklemesi tamamı ile Yunanistan ve Güney Kıbrıs gibi ülkelerin Amerika’nın güdümünde “proxy devlet” olarak hareket ettiğinin de ifadesidir. Çünkü Amerika dişini geçirdiği ülkeler üzerinde bu tip faaliyetlerde bulunur. Türkiye, Amerika’nın kuklası değildir. Türkiye kendi refleksini ve menfaatlerini koruyarak politika yürüten bir devlettir. Ama Türkiye Amerikan düşmanı da değildir. Türkiye olması gerekeni denge politikası temelinde kıtalar arası yürüten bir ülke konumundadır. Bundan rahatsız olanlar vardır. Bu rahatsızlıktan ötürü Türkiye’nin rahatsız olacağı adımalar atılmak istenmektedir ki Türkiye tek taraflı ülke olsun.

Tüm bu gelişmeler karşısında, Türkiye gereken tedbirleri ve çalışmaları zaten icra etmektedir. Türkiye NATO’da en güçlü devletlerden birisidir. Donanmasıyla en güçlü statüde bulunan ülkelerden birisidir. Bu yüzden Yunanistan’ın Türkiye’nin konumuna yetişmesi kolay değildir. SİHA ve İHA’lar Türkiye’nin kaderini değiştirmiştir. Yerli savunma sanayi üretimi Türkiye’yi güçlü kılmıştır.  Dolayısıyla bu bağlamda askerî üs noktasında silahlanma faaliyetlerini arttırmaları ve bölgede silahlanmayı teşvik eden tutum izlemeleri bölgedeki dengeleri bozmak amacı taşıdığı gibi Lozan’ın apaçık ihlalidir. Lozan’daki Yunan adalarının silahsızlanması yönünde ortaya konan maddeler bugün ihlal ediliyor ve buna göz yumuluyorsa o halde Türkiye pek çok başlığı masaya koyacaktır. Bu ihlalleri ayrıca tartışacak ve ortaya koyacaktır. Amerika stratejileri gereği Karadeniz’de Rusya’ya alternatif olma, Hazar’daki rekabete kadar varan özelliktedir. Türkiye Avrasya üzerinde de yükselen güç haline gelmiştir. Üçlü zirveler ile bu konuda enerji bağlamında kazan kazan adımları atmaktadır. Azerbaycan-İran-Türkiye veya diğer ülkelerle üçlü zirve, diyaloglar ve ticari atılımlar gibi meselelerde Türkiye’nin aktif olması dikkate alındığında, Yunanistan kullanılarak Türkiye’nin kafasının meşgul edilmesi ve bu tip sorunlarla uğraşıp diğer alanlarda ki etkinliğini yitirmesinin de hedeflendiği aşikardır. Dolayısıyla Yunanistan ya da GKRY’nin silahlandırılmasının tek manası yoktur. Biz Akdeniz ve Ege’nin yanında Karadeniz’i de dâhil ederek değerlendirmelerimizi Türkiye’nin dış politika ve milli savunma hamlelerine dayalı yapmamız gerekiyor.

Diğer Söyleşiler