Dr. İrfan Paksoy

Tüm yazıları
...

MONDROS’TAN SAMSUN’A…

1962 yılında Kahramanmaraş’ta doğmuş olan İrfan Paksoy, ilk ve orta eğitimini Kahramanmaraş’ta yapmış, lisans eğitimini Hava Harp Okulunda (Yeşilyurt-İstanbul) tamamlamış ve Eylül 1984 ayında da Hava Kuvvetlerinde subay olarak göreve ve meslekî yaşamına başlamıştır.

Meslek hayatı boyunca (1984-2015) değişik kademelerde görev yapmıştır. Bu çerçevede; Hava Kuvvetlerinin değişik birlik ve kurumlarında, Millî Savunma Bakanlığı Dış Tedarik Daire Başkanlığında, Genelkurmay Başkanlığında ve Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Komutanlığında değişik kademelerde proje subayı, yönetici ve komutan olarak; Millî Güvenlik Akademisinde öğretim elemanı ve Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı Başkanı olarak, 1999-2002 döneminde de üç yıl süreyle Almanya’da Savunma Bakanlığı bağlısı kısa adı BWB olan Federal Savunma Teknolojisi ve Tedarik Dairesi nezdindeki Türk İrtibat Ofisinde Türk Silahlı Kuvvetlerini temsilen irtibat subayı olarak görev yapmıştır.

1991 yılında girdiği Hava Harp Akademisini (1) (Yenilevent-İstanbul) 1993 yılında tamamlamış (2) ve kurmay subay olmuş, 1998 yılında 69. dönem müdavimi olarak Silahlı Kuvvetler Akademisinde (3) (Yenilevent-İstanbul), Eylül 2011-Şubat 2012 döneminde de Millî Güvenlik Akademisinde (Ankara) eğitim görmüş, 2007-2009, 2011 -2013 dönemlerinde de Millî Güvenlik Akademisinde (4) öğretim elemanı ve Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı Başkanı olarak görev yapmıştır.

2003 yılında Erciyes Üniversitesi (Kayseri) Tarih Ana Bilim Dalı Türkiye Cumhuriyeti Bilim Dalında başladığı doktora eğitimini 2008 yılında tamamlamış “Tek Parti Dönemi Siyaset Kültürünün Sonrasına Etkileri” başlıklı tezi ile “Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Doktoru” unvanını almıştır.

Yazar Eylül 2017 ayında Ankara Üniversitesi Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Bölümünde başladığı yüksek lisans eğitimini “1858 Arazi Kanunnâmesi Bağlamında Tanzimâttan Cumhuriyete Arazi Mülkiyet Sistemi” konulu çalışması ile 18 Ocak 2020 tarihinde tamamlamış olup Şubat 2020 ayından beri Ankara Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesinde yarı zamanlı öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

Yazarın 2018 yılında yayımlanmış “Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti”, 2020 yılında yayımlanmış “Bilgelik Okumaları” ve 2021 yılında yayımlanmış (müşterek bir çalışma olan) Enver Paşa (Hürriyet, Adalet, Müsâvât)” ve “Azerbaycan Aydınları” isimli araştırma-inceleme dalındaki eserleri ile yayımlanmış birçok makalesi bulunmakta olup değişik dergi ve yayın organlarında belirli aralıklarla da makâle yazmaktadır.

Yazar evli olup, iki evlat ve bir torun sahibidir.

 

DİPNOTLAR:

(1) Harp Akademileri bünyesinde verilmekte olan iki yıl süreli kurmaylık eğitimi YÖK ile Gnkur.Bşk.lığıjnda yapılan protokol gereği “Yönetim, Uluslararası İlişkiler, Kamu Yönetimi ile Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi” bilim dallarında yüksek lisans eğitimine muadil kabul edilmiştir.

(2) Yazarın Hava Harp Akademisi eğitimi esnasında “TSK’da şeffaflık ilkesinin amaç, ilke ve esasları nasıl olmalıdır?” başlıklı tezi hazırlamıştır.

(3) Yazarın (uluslararası ilişkiler, küresel ve bölgesel ilişkiler ve güvenlik, bölgesel ve küresel ekonomi, kriz yönetimi, ulusal güvenlik ve strateji konularında disiplinlerarası bir eğitim niteliğinde olan) 4,5 ay süreli Silahlı Kuvvetler Akademisi eğitimi esnasında “Hava Kuvvetleri Komutanlığının 21’inci Yüzyılda Lojistik Yapılanması Nasıl Olmalıdır?” başlıklı bir tez hazırlanmıştır.

(4) Millî Güvenlik Akademisi eğitimi asker ve sivil orta ve üst düzey yöneticilere verilmekte olan ulusal ve NATO ittifakı ölçeğinde (stratejik seviyede) kriz yönetimi ve harp yönetimi konularında teorik ve uygulama düzeyinde bir eğitimi içeren; ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte politik, askerî, ekonomik ve sosyo-kültürel gelişmeler konusunda müdavimlerine vizyon kazandıran disiplinlerarası bir eğitimdir.

Dr. İrfan Paksoy

Bugün 19 Mayıs 2023.  Mustafa Kemal Paşa’nın, 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkarak başlattığı Kurtuluş Savaşı’nın 104. yıldönümü…

19 Mayıs; modern zamanların dünya tarihinde emsâli daha görülmemiş bir devrimin, Millî Mücâdele’nin ve adına “Anadolu İhtilâli” de denilen bir başlangıcın tarihidir. 19 Mayıs; “Misak-ı Millî” çerçevesinde “Hâkimiyet-i Milliye”, “İrade-i Milliye” ve “Kuvay-ı Milliye” kavramlarının bu coğrafyada yeşermeye başladığı tarihtir... 

Millî Mücadele için başlangıç niteliğindeki 19 Mayıs 1919 tarihi ve yıldönümlerinin anlamlandırılabilmesi öncelikle onun layıkıyla anlaşılabilmesiyle mümkündür.

30 Ekim 1918 tarihinde, İtilaf Devletleri adına İngilizlerin Akdeniz Donanmasının Komutanı Amiral Arthur Gaugh Calthorpe ile Bahriye Nâzırı Miralay (Albay) Hüseyin Rauf (Orbay) Bey başkanlığındaki Osmanlı heyeti (Reşat Hikmet ve Sadullah Beyler) arasında Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda Agamemnon Zırhlısı’nda imzalanan Mütâreke Osmanlı Devleti’nin tam anlamıyla teslim olmasıydı.

Mütâreke’ye esas olan metin her ne kadar Mondros’taki Osmanlı delegasyonu tarafından da ağır bulunmuşsa da müzâkereler sonucunda Amiral Calthorpe, Mütâreke şartlarının kabul edilmemesi hâlinde İstanbul’a zorla gireceğini belirtmiştir. Rauf Bey, Calthorpe’un tehdidi üzerine, müzakereleri keserek İstanbul’a dönmek ya da Mütâreke’yi imzalamak seçeneklerinden birinin tercihi konusunda Hükûmet ile temas kurmuş, Ahmet İzzet Paşa kâbinesi de ittifakla Mütâreknâme şartlarını kabul ederek imzalanması konusunda da Rauf Bey’i yetkili kılmıştır.

Alman yazar Fritz Rössler’e göre, bu Mütâreke ile Osmanlı Devleti’nin yıkılışı imzalanmış oluyordu. Mustafa Kemâl Paşa Mütâreke şartlarını öğrenince, Osmanlı Devleti’nin sadece kayıtsız şartsız kendini düşmana teslim etmekle kalmadığını, hatta memleketin istilâsında düşmana yardım ettiğini ileri sürdü. Nitekim Mütâreke’yi takiben yaşanan talihsiz gelişmeler de Mustafa Kemâl Paşa’yı haklı çıkaracaktır.

Mütâreke’nin imzalanmasını takiben 2/3 Kasım gecesi İttihat ve Terakkî (İvT)’nin ileri gelenleri olan sâbık Sadrazam Talat Paşa, Sâbık Başkumandan Vekili Enver Paşa ve Sâbık Bahriye Nazırı Cemal Paşa ile Dr. Nâzım ve Dr. Bahaeddin Şakir’in Almanların Lorely adlı elçilik vapuruyla Odesa (Rusya)’ya kaçmalarına göz yumduğu ileri sürülen Ahmet İzzet Paşa Hükûmetine gerek muhâlefet gerekse de Padişah sert tepki göstermişti. Meclisteki İvT mebusları da kaçan liderlerinin aleyhlerine dönmüşler ve sorumluların adâlete hesap vermesini istiyorlardı. Fethi (Okyar) Bey, Mehmet Cavit Bey ve Şeyhülislam bu hücumların boy hedefiydi. Padişah Vahidettin, Mütâreke görüşmeleri delege seçilirken iradesine karşı gelenleri affetmemişti. Önce istemediği kişilerin kâbineden çıkarılmasını talep etti. Birkaç gün sonra da Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’yı görevden çekilmeye davet etti.

Müttefikler daha Mütâreke’nin mürekkebi dahi kurumadan sözde Rusya’daki Bolşevik tehlikesine karşı tedbir olarak, gerçekte ise Osmanlı Devleti’nin parçalanması konusunda daha önce kendi aralarında yapılmış olan gizli anlaşmayı uygulamak maksadıyla 13 Kasım’da Yunan Averof zırhlısı da dâhil 55 adet kadar büyük savaş gemisinden oluşan bir donanmayla İstanbul’a gelerek Dolmabahçe önüne demir attılar ve aynı gün karaya asker çıkarmaya başladılar. Böylece İstanbul’da (gayrı resmî) işgâl ya da Mütâreke Dönemi denen dört yıllık acı günler başladı.

Ahmet İzzet Paşa’nın sadâreti ancak 25 gün sürdü. Görevlendirildiği Mütâreke’yi sağlayarak, yerine eski bir sadrazam ve Londra büyükelçisi olan ve İngilizlerin teveccühünü kazanabileceği umulan Ahmet Tevfik Paşa’ya bıraktı. Ahmet İzzet Paşa Hükûmetinin 8 Kasım’da istifa etmesi üzerine 11 Kasım’da kurulan Ahmet Tevfik Paşa Hükûmeti 18 Kasım’da Meclis’ten güvenoyu aldı.

İç politikanın dengesiz ve istikrarsız bir yörüngeye girdiğini hisseden Vahidettin, Tevfik Paşa kabinesinin kurulmasından üç gün sonra 21 Aralık’ta İttihatçıların çoğunlukta olduğu Mebûsan Meclisi’ni feshetti. İstanbul’da fiilî iktidar, artık sarayın ve gâlip devletlerin temsilcilerinin elindeydi.

Mondros Mütârekesi’ni tâkiben önce İstanbul’da, sonra da Ankara’da önemli siyasal gelişmeler olmuştur. Üyelerinin çoğu Mütâreke sonrasında dağılan İvT Cemiyeti üyelerinden oluşan yerel gruplar, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri adı altında, millî bağımsızlığı kurtarmak amacıyla örgütlenmişlerdi. Mustafa Kemâl Paşa 19 Mayıs 1919 tarihinde Anadolu’ya geçmeden önce, bu grupların bazılarıyla ilişki kurmuş, bunların ileri gelenleriyle izlenecek hareket tarzını görüşmüştü. Öte yandan Anadolu’da, Erzurum’da bulunan 15. Kolordu(nun) Komutanı Kazım Karabekir Paşa ile Kırşehir’de (ve sonrasında da Ankara’ya intikâl eden) 20. Kolordu(nun) Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa da kendisine yardım vaat etmişti. İlaveten, Mustafa Kemâl Paşa’nın İstanbul’da Harbiye Nezâretinde (Savaş Bakanlığında) görev yapmakta olan yakın arkadaşı Miralay (Albay) İsmet (İnönü) Bey ile Fevzi (Çakmak) Paşa da hükûmet merkezindeki durum hakkında kendisini düzenli olarak bilgili kılıyorlardı.

Mütâreke sonrasında adeta kalmayan devlet otoritesi nedeniyle bölgede bağımsız bir devleti kurma  hevesleri daha da artan Karadeniz bölgesindeki Rumların bölgede çıkardıkları karışıklığa son vermek ve böylece İngiltere’nin (Mondros Mütârekesi’nin 7. maddesine dayanarak) bölgeyi işgâl etmesini önlemek üzere (kısa bir süre sonra ismi 3. Ordu Müfettişliğine dönüştürülecek olan) 9. Ordunun Müfettişi olarak geniş yetkilerle bölgeye görevlendirilen Mustafa Kemâl Paşa, İzmir’in Yunanlar tarafından 15 Mayıs 1919 tarihinde işgâlinin [1] ertesi günü, maiyetiyle [2] birlikte İstanbul’dan ayrılıp 19 Mayıs’ta Samsun’a  ulaştı.

Mustafa Kemâl Paşa’nın Samsun’a geldiği gün ülkenin genel durumu gözümüzde canlandırmak için Nutuk’ta onun ifadelerine müracaat etmek isâbetli olacaktır:

1919 yılı Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir:

Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu grup, Genel Savaşta (I. Birinci Dünya Savaşı’nda) yenilmiş, Osmanlı Ordusu her yanda zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaşın (I. Dünya Savaşı’nın) uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve ülkeyi genel savaşa sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek ülkeden kaçmışlar, saltanat ve hilâfet (halifelik) makamında oturan (Pâdişah ve Hâlife olan) Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak, sadece Pâdişahın isteklerine uymuş, onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.

Ordunun elinden silahları ve cephânesi alınmış ve alınmakta.

İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşması hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahâne ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul'da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, [ve] Ayıntab (Gaziantep) İngilizler tarafından işgâl edilmiş. Antalya ile Konya'da İtalyan birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı devletlerin subay ve memurları ile özel ajanları faaliyette. Nihâyet … 15 Mayıs 1919'da İtilâf Devletlerinin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir'e çıkarılıyor.

Bundan başka, ülkenin yurdun dört bir yanında Hristiyan azınlıklar, gizli ve açıktan açığa kendi özel emel ve amaçlarının gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar.

….”

Mustafa Kemâl Paşa’nın Samsun’a gelmesi, Türk siyasî hayatında yeni bir devrin başlangıcının işaretidir. Bu tarihten itibaren ülke adetâ ikiye bölünmüş; bir tarafta devletin ve kurulu düzenin varlığını sürdürmek için her türlü zillete katlanarak Müttefikler ile iş birliği hâlinde olan İstanbul’daki yönetimi, diğer tarafta da ülkenin toprak bütünlüğünü ve millî bağımsızlığı korumak maksadıyla Anadolu’da mücâdeleye başlayan Mustafa Kemâl Paşa ve onun etrafında toplananlar yer almıştır.

19 Mayıs’ı anlayabilmek ve anlamlandırabilmek için iyi bir tarih bilincine ihtiyaç olduğu son derece açıktır. Konumuzun da 19 Mayıs 1919 özelinde tarihî bir vaka olması nedeniyle tarih bizlere dünü anlamak suretiyle hâli ya da bugünü anlamlandırma ve geleceğe dair de sağlıklı öngörülerde bulunma imkânı bahşeder.

Sonuç olarak, tarih bilinci olmayanların zaten askerî, siyasî ve ekonomik olarak bitmiş Osmanlı Devleti’nin (utanç verici) Sevr (Belgesi) ile beraber tarih sahnesinden silindiğini ve başta İstanbul olmak üzere Anadolu'nun neredeyse tamamen işgâl edildiğini görmeyenlerin,  Türk milletine “Misak-ı Millî” çerçevesinde “Hâkimiyet-i Milliye (Millî Egemenlik)”, “İrade-i Milliye (Millî İrade)” ve “Kuvay-ı Milliye” kavramlarını aşılayan 19 Mayıs'ı ne anlamalarının ne de anlamlandırmalarının imkân ve ihtimâli yoktur.

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'mız kutlu olsun…

 

 

SONNOTLAR

[1] I. Dünya Savaşı devam ederken 1915 yılının ilk aylarında Müttefik (İltilaf Devletleri) Ordularının kazandıkları başarılar, İtalya’yı, İtilaf Devletleri’ne yaklaştırmıştır. İtalya’nın bir kısım Avusturya toprakları ile Anadolu’nun güneyindeki (Antalya ve havalisindeki) isteklerinin, İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından 26 Nisan 1915 tarihinde Londra Antlaşması ile kabul edilmesinin ardından İtalya 25 Mayıs’ta Avusturya-Macaristan’a harp ilan ederek İtilaf Devletleri cenahında savaşa girdi. Bu anlaşmanın Osmanlı Devleti’ne bakan yönü Müttefiklerin zaferi ile bitmesi öngörülen savaşın sonunda Osmanlı’nın Asya’daki topraklarının paylaşılması söz konusu olduğunda İtalyanların Antalya vilayeti ve çevresindeki Akdeniz kıyılarında istedikleri toprakların bu ülkeye verilmesiydi. Müttefikler safında savaşa katılan İtalya, Nisan ve Mayıs 1916 aylarında İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanan (Sykes – Picot-26.4.2916 ve Petrograd-16.3.1916) antlaşmalar(ın)dan haberdar edilmemiş olmakla birlikte bunu sezmiş ve Müttefiklerine bildirmişti. İtalya bu süreçte Antalya, Mersin ve İzmir’in kendisine verilmesini mümkün kılan bir antlaşma yapılması için İngiltere ve Fransa nezdinde ısrarcı olmuş, bunun sonucu Londra Antlaşması’nın yerini almak üzere 19-21 Nisan 1917 tarihlerinde İngiltere, Fransa ve İtalya arasında St. Jean de Maurienne’da yapılan görüşmeler neticesinde 1916 yılında İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanan (Sykes – Picot ve Petrograd) antlaşmalarını İtalya’nın kabul etmesi, Antalya, Konya, Aydın ve İzmir bölgelerinin İtalya’ya verilmesi, antlaşmanın yürürlüğe girmesi de İtalya’ya verilmesi kararlaştırılan yerlerin Rusya’nın onaylamasına bağlı tutulması teati edilmiştir. Bu antlaşma ile İtalya, savaştan sonra İzmir de dâhil olmak üzere Batı Anadolu’nun denetimini ele geçirmeyi umut ediyordu. I. Dünya Savaşı’nda silahlı çatışmalara son veren 1918 güzündeki mütârekelerin ardından galip (İtilaf) devletler(i) tarafından mağlup (İttifak) devletler(in)e imzalatılacak barış antlaşmalarını görüşmek üzere 18 Ocak 1919-20 Ocak 1920 tarihlerinde faaliyet gösteren Paris Barış Konferansı’nda Osmanlı Devleti’nin paylaşımı konusunda Yunanlara verilecek topraklar konusunda da hayli anlaşmazlık yaşanmıştır. İngiltere ve Fransa, savaş döneminde Yunanları kendi saflarında savaşa sokabilmek için İzmir ve Batı Anadolu’yu bu devlete vermeyi vaat etmişlerdi. Oysa İngiltere ve Fransa, savaş döneminde yapılan gizli anlaşmalardan biri olan Saint Jean de Maurienne Antlaşması ile de bu toprakları daha önce İtalya’ya vermeye söz vermiş olmakla birlikte bu anlaşmanın geçerli olabilmesi için Rusya tarafından da onaylanmasında gerekiyordu. Ancak Rusya’da meydana gelen Ekim Devrimi (7.10.1917) nedeniyle iktidara gelen Bolşeviklerin savaş döneminde yapılan tüm gizli anlaşmaları dünya kamuoyu ile paylaşarak bunları tanımadıklarını belirtmesine sonucu St. Jean de Maurienne Antlaşması yürürlüğe girememiş olsa da İtalya yine de İzmir ve Batı Anadolu üzerinde hak iddia ediyordu. Paris Barış Konferansına katılan Yunanlar, delegelere sahte belgeler sunarak Batı Anadolu’da yaşayan halkın çoğunluğunun Rumlardan oluştuğunu iddia ederek Ege Adaları’nın tamamı ile Trakya ve Batı Anadolu’nun kendilerine verilmesini istemişlerdi. Yunanların tarihî gerçeklerden yoksun olan bu iddiaları, konferansın iki başat ülkesinden biri olan İngilizler tarafından da destekleniyordu. Zira Yunanistan’ın güçlü bir Doğu Akdeniz ülkesi olması hâlinde, İngiltere’nin Akdeniz’den geçen deniz yollarının, kendisine müzâhir bir devlet olan Yunanistan’ın koruyuculuğuna sahip olması, Doğu Akdeniz ve Batı Anadolu’ya İtalya gibi güçlü bir ülkenin yerleşmesinin ön alınarak bertaraf edilmesi İngiltere çıkarlarına hayli uygundu. İtilaf Devletlerinin iki başat devleti olan İngiltere ve Fransa’nın desteklediği Yunan isteklerine önceleri ABD de İtalya gibi karşı çıkmışsa da bilâhare Yunanların konferansta sundukları sahte belgelerinin etkisinde kalarak Yunanların yanında yer alması sonucu İtalya konferansta yalnız kalmış, bunun ardından İzmir ve çevresi ile İstanbul önlerine kadar Doğu Trakya’nın Yunanistan’a verilmesi kararlaştırılmıştır. Konferansta Yunanistan lehine verilen bu cömert karar, İtalya’nın eski müttefikleri olan İtilaf Devletleri ile arasında ciddî bir görüş ayrılığı meydana gelmesine sebep olmuş, İtalya savaş dönemindeki müttefikleri tarafından aldatıldığına inanmıştır. Paris Barış Konferansı sonucunda, Güney Akdeniz Bölgesi İtalyanlara bırakılmış, İzmir de dâhil olmak üzere Batı Anadolu Yunanlara bırakılmış, İngiltere ve Fransa tarafından Orta Doğu’da Osmanlı’dan ele geçirilen topraklar için manda (himâye) sistemi benimsenerek bu topraklar bu sisteme göre yönetilmek üzere bölümlere ayrılmış, bu çerçevede, Arapların yaşadıkları topraklar, bu coğrafyada Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmış ve zaferler kazanmış olan İngiltere ve Fransa’ya bırakılmış, buna göre Suriye ve Lübnan Fransız, Irak ve Filistin de İngiliz mandasına bırakılmış, Doğu Anadolu’da da ABD mandasında bir Ermeni Devleti kurulması benimsenmiştir. Paris Barış Konferansı’nda İngiltere, Fransa ve ABD tarafından sağlanan uzlaşının bir sonucu olarak 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir, Yunanlar tarafından işgâl edilir.

[2] 9. Ordu Müfettişi olarak  Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa’nın karargahında bulunanlar subaylar (rütbe sırasıyla) şu şekildeydi:  Kurmay Albay Refet (bele) Bey (3. Kor. K.), Kurmay Albay Manastırlı Kazım (Dirik) Bey (9. Ordu Müfettişlik Kur. Bşk.), Dr. Albay İbrahim Tali (Öngören) Bey (Müfettişlik Sağlık Bşk.), Kurmay Yarbay Mehmet Akif Bey  (Kurmay Bşk. Yardımcısı), Kurmay Bnb. Hüsrev Bey (Gerede) (Karargâh Erkan-ı Harbiyesi İstihbarat ve Siyasiyat Şubesi Müdürü), Topçu Bnb. Kemal (doğan) Bey (Müfettişlik Topçu K.) Dr. Bnb. Refik (Saydam) Bey (Sağlık Başkan Yardımcısı), Yzb. Cevat Abbas (Gürer) Bey (Müfettişlik Başyaveri), Yzb. Mümtaz (Tünay) Bey (Kurmay Mülhakı), Yzb. İsmail Hakkı (Ede) Bey (Kurmay Mülhakı), Yzb. Ali Şevket (Öndersev) Bey (Müfettişlik Emir Subayı), Yzb. Mustafa Vasfi (Süsoy) Bey (Karargâh K.), Ütğm Hayati Efendi (Kurmay başkanı Emir Subayı ve Müfettişlik Kalem Amiri), Ütğm Arif Hikmet (Gerçekçi) Efendi (Kurmay Mülhakı sonra 3. Kor. K. Yaveri), Ütğm. Abdullah Efendi (İaşe Subayı), Tğm. Muzaffer (Kılıç) Efendi (müfettişlik ikinci yaveri), birinci sınıf kâtip Faik (Aybars) Efendi (Şifre Kâtibi), Dördüncü sınıf Kâtip Memduh (Atasev) Bey (Şifre Kâtibi Yardımcısı).

 

KAYNAKLAR

- Atatürk, Mustafa Kemâl; Nutuk I, (Baskıya Hazırlayanlar: Birol Emil, Metin Has-Er, Mehmet Ali Aydın), 1. Baskı, Millî Eğitim Bsmv., İstanbul 1973.

- Atay, Falih Rıfkı; Çankaya, Bateş Yayınları, İstanbul 1984.

- Aydoğan, Osman; “19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, 19.05.2021,  www.sehriyar.info/ ?pnum=383&pt= 19%20 May %C4%B1s%201919, Erişim Tarihi: 14.05.2023.

- Ergin, Feridun; K. Atatürk, Duran Ofset Matbaacılık, İstanbul 1978.

- Kansu, Mazhar Müfit; Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, C. I, TTK Yayını, Ankara 1998.

- Eroğlu, Hamza; Türk İnkılap Tarihi, 1. Baskı, Millî   Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1982.

- İğdemir, Uluğ; Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1919-1918, 2. Baskı, TTK Basımevi, Ankara 1988.

- İnönü, İsmet; Hatıralar, (Yayıma Hazırlayan: Sabahattin Selek), C. I, 1. Basım, Bilgi Yayınevi, Ankara 1985.

- Jaeschke, Gotthard; Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi (30 Ekim 1918-11 Ekim 1922),  TTK Bsmv., Ankara 1970.

- Kinross, Lord; Atatürk Bir Milletin Doğuşu, 13. Basım, Akdeniz Yayıncılık, s. 159-160.

- Lewis, Bernard; Modern Türkiye’nin Doğuşu, (Çeviren: Metin Kıratlı), 2. Baskı, TTK Basımevi, Ankara 1984.

- Mango, Andrew; Atatürk, (Çeviren: Füsun Doruker), 2. Baskı, Remzi Kitabevi, İstanbul 2004.

- Paksoy, İrfan; Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2018.

- Tansel, Selahattin; Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, C. I, Millî   Eğitim Bsmv., Ankara 1990.